14 Ağustos 2010 Cumartesi

Kavgacı entelektüel

Bazı yazarları ilk günden itibaren
bilirsiniz. Nasılsa ilk yazdığından
haberdar olur, devamında da az ya
da çok ilgiyle peşisıra gidersiniz. Her
yazdığını sevmeyebilirsiniz, sonuna
kadar okumayabilirsiniz. Ama olsun.
O sizin yazarınızdır. Bazı yazarları geç
keşfedersiniz. Bir yerlerde, birilerinden
bir şey duyarsınız. Bir rafta, bir kitap
görürsünüz. Önce birkaç cümle,üç-
beş paragraf derken kapılır gidersiniz.
Daha önce, sizden önce yazıp çizdiği
ne varsa bulup buluşturup okumaya
çalışırsınız.Adeta geç bulmanın verdiği
bir açık kapama açlığıyla külliyatı
devirmek istersiniz.
Tony Judt’ı geride kalan hafta içinde
keşfettim.Ölümünden sonra yazılmış
bir anma yazısında. Yazdıklarını merak
ettim. Bir haftayı Judt’la geçirdim.
İsrail’in kurulduğu yıl Londra’nın
Doğu tarafında doğmuş. “Kelimelerle
yetiştim”diyor. Çocukluğunda, o
Yahudi evinin mutfağında, dedeler,
amcalar, göçmenler Rusça,Lehçe,
Yidiş, Fransızca’yı birbirine karıştırıp
‘Zionismus, Marxismus,Socialismus’
der, konuşur dururlarmış. Çocukluktan
başlayarak hep konuşan,konuşturulan
bir insan olmuş.
Gençlik yıllarında İsrail’de uzun süre
kibutz sakinliği yapmışlığı var.Hatta
Altı Gün Savaşı’nda İsrail ordusunda
şöför ve çevirmen olarak da çalışmış.
Dönüşünde yazmış, ders vermiş ve hep
konuşmuş. İkinci Dünya Savaşı,20.
yüzyılın dünyası, entelektüeller derken
ha babam üretmiş.Her geçen gün İsrail
karşısında daha radikal bir konuma
geçerek.
2003 yılındaki bir yazısı Judt’ın en
son ve en keskin virajı olmuş. Büyük
acılarla kat ettiği uzun düzlükten önce.
Daha 11 Eylül’ün dumanı tütüyorken,
Filistin’de eşit haklara sahip iki
uluslu bir devlet kurulmasını savunan
yazısına bir dolu protesto gelmiş, New
Republic dergisinden kovulmuş,
Amerikan Yahudi Komitesi tarafından
‘ilerici neo-antisemit’ yaftasıyla kara
listeye alınmış. 2006’da İsrail lobisi ve Amerikan dış politikası üzerine yapacağı konuşma tehdit ve baskıyla iptal edilmiş.
Lakin ‘Yahudi düşmanı Yahudi’ (galiba
İsrail taraftarı Yahudiler arasında en affedilmezi bu) olarak üretmekten geri durmamış.
Son zamanlarda yazdığı ‘Shoah’nın
fazlası Shoah’yı öldürür’ başlıklı yazıda
İsrail’in İkinci Dünya Savaşı’ndaki
Yahudi soykırımını kendi vahşetine
kalkan yapmasına şiddetle karşı çıkıyor.
“Terörizm ya da antisemitizmi içinde
bulundukları bağlamdan soyutlayarak,
batı uygarlığı, demokrasi ya da ‘yaşam
biçimimiz’e karşı bir tehdit haline getirip
bir kaideye oturtmak...çağımızın diğer
belalarını görmezden gelme tehlikesini
taşır”. Tüm bu müzeler, anıtlar ve anma
günleri sayesinde Yahudi soykırımının
yasının bittiğini ilan ediyor. Judt, İsrail
devletinin bugünkü haliye sona ereceğini
ilan ediyor. Yarın olmasa bile. Ancak
Yahudi milletini çok seven Yah udi bir
entelektüelin doğrucu kafasından
çıkacak düşünceler.
Ömrünün sonunda bir sinir hastalığı
nedeniyle hareket yeteneğinden yoksun
kalıp tekerlekli sandalyeye bağlanıyor.
Solunum cihazı yardımıyla yaşasa da
dikteyle yazdırmaya , ders vermeye
devam ediyor. Özel düzeneklerle
havlular, yastıklar arasına sıkışmış
yatağa yerleştirildiği zaman zihnini
bedeninden sıyırıp nasıl belleğine,
fantezilerine, anlatılara kaydırarak
uykuya geçiş için verdiği zorlu uğraşı
anlatıyor. ‘Gece’ yazısı kısacık bir
edebi mücevher. Bir başka yazısında,
kelimelere vedasını şöyle yazmış.
‘Varoluşu düşünceye,düşünceyi
kelimelere, kelimeleri de iletişime
çevirme yeteneğim uzaklarda kalacak
ve iç düşüncelerimin retorik manzarası
içinde kalakalacağım.’
Kavgacı Judt’ı geç de olsa keşfettiğime
seviniyorum.Belki YKY’den çıkan ‘Savaş
Sonrası’ dışındaki kitapları da Türkçe’ye
çevrilir. Artık öldüğüne göre...
Şimdi Said’le halvet olmuş,konuşuyorlardır.

Serhan Ada - 2010.08.14 - Radikal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder