9 Ağustos 2010 Pazartesi

İçine kapanan yazarlar

ZEYNEP HEYZEN ATEŞ

RADİKAL KİTAP / 09/07/2010
Daily Mail muhabiri Sharon Churcher elinde çikolatalarla yazarı bir köşeye sıkıştırdığında Harper Lee 'Çok teşekkürler. Ne kadar naziksiniz ama biz ördekleri beslemeye gidiyorduk' deyip yürüyüp gitti. Proust, ölümünden önceki üç yıl, Emily Dickinson ise yirmi yıl evden çıkmadı

Yirmi birinci yüzyılda gözden uzak olmak diye bir şey kaldı mı? 140 karakterlik twitter mesajları, facebook ve myspace sayfaları, online haberler artık inzivaya çekilmek diye bir şey söz konusu olabilir mi, dahası bir pazarlama aracı olarak interneti reddetmek ne kadar akıllıca olur? Bu sorunun yanıtı şu: İnzivaya çekilmek diye bir şey mümkün değildir ve interneti reddetmek çağı reddetmektir. Okuyucuyla sadece kitap aracılığıyla iletişim kurmak artık sadece ve sadece seçkin birkaç yazara bırakılmış bir lüks. Onlar dışındakiler, eğer bu işten ekmek yemek istiyorlarsa oyunu kurallarına göre oynamak zorunda. Bu konu da nereden çıktı diyebilirsiniz. Geçen günlerde yaşanan bir Harper Lee olayından çıktı. Lee, basına demeç vermeyen, röportaj önerilerini nazikçe reddeden, basımının 50. yılı nedeniyle gündemde olan Bülbülü Öldürmek’ten bahsetmekten özenle kaçınan yazarlardan ama elbette bulvar basınının böyle şeylere aldırdığı nerede görülmüş. ( “Elimde bulabildiğim iyi çikolatalarla dolu paketle yazara yaklaştım,” diye anlatıyor Daily Mail muhabiri Sharon Churcher. Elinde çikolatalarla yazarı bir köşeye sıkıştırdığında Harper Lee “Çok teşekkürler. Ne kadar naziksiniz ama biz ördekleri beslemeye gidiyorduk” deyip yürüyüp gidiyor. ) Ama sonunda o bir cümle bile Churcher’ı gazetelerin sayfalarına taşımaya yetti.


Bu dünyadan değilim

Yukarıda da belirttiğim gibi 21. yüzyılda inziva zor iş, peki bu, 20. yüzyılda mümkün müydü? Sınırla sayıda yazar için evet. Örneğin Marcel Proust hayatının ilk kısmını Paris davetlerinde boy göstererek geçirse de son on yedi yılında insanlardan uzak durmayı tercih etti. Gece hayatını bırakan, uslanan birinden bahsetmiyorum, çalışma odasının duvarlarını ses geçirmez bir yalıtımla kaplattı, ışık girmesin diye kalın perdeler taktırdı ve Kayıp Zamanın İzinde’yi yazmaya koyuldu. Başka bir yazarın, arkadaşı Leon-Paul Fargue’ın tasvirine göre “misafirlerini karşıladığında çoğu zaman dışarıda gece mi yoksa gündüz mü olduğunu bilmezdi.” Proust ölümünden önceki üç yıl boyunca ender olarak evinden çıktı ama yirmi yıl evden çıkmayan Emily Dickinson’la kıyaslandığında bu ne ki? İnsanlardan, özellikle gazetecilerden uzak duran yazarları sayarken gazetecileri kovalaması ve “bu dünyadayım ama bu dünyadan değilim” sözüyle meşhur Salinger’dan bahsetmemek olmaz. Ama uzatmayacağım çünkü yakın zamanda evindeki notlardan ‘oluşturulan’ kitaplarla karşımıza çıkacağına emin olduğum yazarla ilgili çok yazdım. Bir de Thomas Pynchon var. Nabokov’un öğrencisi olan Pynchon, ilk romanı V ile Faulkner Ödülü’nü aldığında dikkatleri çekmişti. Time yazarın resmini çekmesi için bir muhabir yolladı ama muhabiri gören Pynchon rivayete göre otobüse atlayıp kaçtı. National Book Award’ı aldığında komedyen Irwin Corey’i ödülü almaya yolladı ve pek çok kişi onu yazarın kendisi zannetti. Bir noktada dedikodular öyle bir hal aldı ki ‘Pynchon aslında Salinger’ denmeye başlandı. (Pynchon’un yanıtı: “Fena değil. denemeye devam edin.”) 1996’da New York Magazine kredi kartı bilgileriyle telefon görüşmelerini kullanarak yazarın yerini tespit etmesine kadar kırk yıllık edebiyat hayatı boyunca kimse onunla konuşmayı başaramamıştı. (enfes bir makale ilgilisine: http://nymag.com/arts/ books/features/48268/) Akla gelen ilk isimler bunlar ama bunlar gibi yeni isimlerin olması, insanlardan saklanmanın pazarlama yöntemi olarak kullanıldığı az sayıdaki örnek haricinde, zor görünüyor.

Facebook etkisi
New York Times’ın kitap ekinde Facebook Etkisi adlı bir kitapla ilgili ilginç bir makale yayımlandı. Makaleye ve kitaba- göre facebook.com dünyanın en çok ziyaret edilen ikinci sitesi (Birincisi google). Kitap, Mark Zuckerberg’in şirketi kuruşunu anlatan tarihçeden ve şirketin bugün insanların hayatındaki rolünü inceleyen araştırmadan oluşuyor. David Kirkpatrick tarafından yazılan kitap oldukça ilgi çekici. Zuckerberg, facebook’u Harvard’dayken, Harvard öğrencilerinin ve mezunlarının fotoğraflarını ve hikâyelerini paylaşabilmeleri için kurmuş. Ardından bu gruba Ivy League denilen büyük üniversiteler eklenmiş. Sonra diğer üniversiteler, liseler ve en sonunda da facebook herkese açılmış. Dev şirketlerin peşinde olduğunu okuyoruz ama Zuckerberg satmayı reddediyor. Kitap ve internet sitesini sosyolojik açıdan değerlendirmesi ilginç.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder