11 Haziran 2010 Cuma

‘Kozmopolitizm’

“Kozmopolit”, kökleri bakımından Yunanca olması gereken bir kelimedir, ama Yunancada olmayan bir kelimedir. Bu da, aslında, taşıdığı anlama uygun bir durumdur. Yunanca “evren” anlamına gelen “kozmos” kelimesiyle “birlik”, “topluluk” anlamına gelen “politis” kelimelerinin birbirlerine çatılmasından oluşmuştur. İngilizcede ilk kullanılışını Oxford Sözlüğü (OED) 1614 olarak gösteriyor. İlk kullanımının İngilizcede olduğunu tahmin ediyorum, ama emin değilim –baktığım sözlüklerden de bir sonuç çıkaramadım. Fransızcada, “metropolis” kelimesinin arkasından, onun bir tür karşıtı olmak üzere türetilmiş olması da mümkündür.
Ama kelimenin (kavramın) Yunanistan’da türetilmediği kesindir. 19. yüzyıldan itibaren daha sık kullanılan bir kelime olmuştur.
Verilen anlamlar bakımından, milliyetçi ideolojilerin hoşlanmadığı bir kavramdır bu. Türkiye’deki milliyetçilik için böyle, ama başka ülkelerde de bundan pek farklı değil. “Kozmopolit”, tek ülkeye ait olmayan, ulusal sınırlamalardan azade, dünya vatandaşı, dünyanın her yerinde aynı rahatlıkta yaşayan, ulusal önyargıları olmayan kişi gibi anlamlar taşıyor; dolayısıyla Türkiye’de de, başka her yerde de, milliyetçi dünya görüşüne uymayan, uymamak bir yana, ona son derece aykırı, ters gelen değerler içeriyor. Bu bakımdan Türkiye’nin ötekilerden farkı, “semantik” bir fark sayılmaz; sadece, burada milliyetçi dünya görüşü belletilmemiş, dünyaya, insanlara ve olaylara o anlayışın dışında bakabilen kişi çok az olduğu için, belki “niceliksel” bir fark olduğu söylenebilir.
Gene de, hele böyle bir biçimde “frenkçe” kökenli kelimeleri yanlış bilmekte epey iddialı olduğumuz için, “kozmopolit”i de yanlış bilen ve yanlış kullananlar çıkıyor. Örneğin yakın bir zamanda “İstanbul artık çok kozmopolit oldu” diyen, sonra kendisine şaşkın şaşkın bakanlara, “Baksanıza, Sivas’tan, Afyon’dan, Siirt’ten, her yerden insan doldu buraya” diye sözüne “açıklık getiren” kişilere de rastlayabiliyorsunuz.
Bizim geçmişimiz “kozmopolit” kavramını iyi bilmemizi gerektiriyor. Çünkü bunun bir “olgu” olduğu bir hayat biçimi burada yaşanmıştı.
Philip Mansel henüz Romanya diye bir ülke kurulmamışken Eflak ve Boğdan gibi yarı özerk bölgelere vali (hospodar) tayin edilen adamların durumunu anlatır. Bunlar, Kantemir’den sonra, uzun süre Fener-Rum ailelerinden seçilmiş kişilerdir. Önce padişah huzuruna çıkıp etek öperler, hil’at verilir vb. Sonra Patrikhane’ye gider, Patrik’in elini öperler. Sonra da yollara düşüp bugünkü Romanya’ya vali olarak gelirler. Yani, son analizde, kimin adına çalışmaktadırlar, sadakatleri kimedir?
19. yüzyılda da benzer durumlar devam etti. Taksim’de bilirsiniz, “Zapyon Kız Lisesi” var, Rum cemaatinin. Adı “Zapyon”, çünkü Zappas adında Rum zengini yaptırmış. Atina’da da, eski Kral Sarayı olan Parlamento’nun yanında Zapyon Parkı, bahçesi var. Aynı zengin adam, bir İstanbullu olarak burada bir mektep, Yunanistan’ın başkentinde de bir park yaptırılabiliyor, “hayır” işi olmak üzere. Başkaları da böyle: başta Zarifi, bütün zenginler, bankerler. Bugün dünyada Yahudiler de biraz böyledir, nerede yaşıyor olsalar, bir yandan İsrailli gibi olurlar. Bu tip bir “çoğul-sadaket” veya bağlılık durumunu, bir milliyetçinin anlaması çok zor, bunu beğenmesiyse imkânsız. Ama örnek verdiğim durumlar, asıl konu olan “kozmopolitizm” açısından da doğru örnek sayılmayabilir, çünkü bir değil de iki ya da üç mercie bağlılık, bir “çoğullaşma” sayılır, ama “dünyalı” olmak anlamına da gelmez.
Milliyetçilik çağında “kozmopolitizm”, olsa olsa bazı entelektüellerin benimseyebileceği, biraz da “eksantrik” ve hattâ “züppe” sayılacak bir tavırdı. Şimdilerde, yeniden olağanlaşıyor, hayat küreselleştikçe.

Murat Belge - 2010.06.08 - Taraf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder