19 Haziran 2010 Cumartesi

Kathe Kollwitz

Kathe Kollwitz. Kadın. Heykeltıraş. Sosyalist. Gravür sanatçısı. Feminist. Ressam. Tanık.
İnsanlık tarihinin en vahşi zaman aralığına tanıklık etti.
19. yüzyıl sonunun Prusya’dan kalma Almanyası’nda, dünyanın en hevesle yoğrulduğu yıllarda bir devrim beklentisinin ortasında oluştu hikâyesinin girişi.
Komünizmin, anarşizmin, sosyalizmin birbirleriyle tartıldığı, insanın gelecek inancının en güçlü olduğu yıllarda.
Weimar Cumhuriyeti’nin vaadiydi adeta, onun temsil ettiği hayat muhayyilesi.
Kathe, insanlığa borcu olduğuna inanıyordu. Sanatın, başka bir hayatın mümkün olduğunu ilan etme gücüne dayanıyordu ürettiği baskıresimler. Ona kalırsa, güçsüzün omzuna dokunmalıydı sanat. Ona yol göstermeliydi. Siyasi bir sözü olmalıydı sanatçının.
Resimlerinde sınıf mücadelesi kutsanıyordu. Dokumacıların devrimi, köylülerin savaşı, üst başlık oluyordu baskı serilerine. Belki de, ‘ortam iletinin kendisidir’ savsözünü ilk hayatına serenlerdendi. Sözgelimi Rosa’nın sevgilisi devrimci Karl Liebknecht’in alçakça katledilişini kayda düşerken ağaç baskı tekniğini kullanıyor, afişlerinde yazıya da yer verebilsin diye taş baskısını tercih ediyordu. Kitapları resimlerken ise, diyelim Zola’nın Germinal’ini gravürleriyle bezemişti.
Ama kendisi acıların şahıyla tanışana dek farklı bir izlek peşinde değildi zaten. Acıyı resmediyordu.
Gençliğinin kadını insandan saymayan değerleriyle mücadele ederken ana olup olmama üstüne büyük bir gerilim yaşadığını anlıyoruz, ilk yapıtlarına bakarken. Daha o zamandan acılı anaların dönüp dolaşıp resimlerine yerleştiğini görüyoruz.
Dönemin ilk olarak bir özne duruşuyla ve öfkesiyle Kollwitz’in eserlerinde görünen kadını, anne olma boyunduruğuyla hesaplaşıyordu elbet. Hayatı yönlendirenlerden olabilmek için öncelikle vücuduna sahip çıkma hakkının peşindeydi. Kürtaj hakkı için belki de tarihin en güçlü mücadelesini, Weimar Cumhuriyeti’nin ışık saçan kadınları veriyordu. Kathe Kollwitz, bu mücadeleyi resmediyordu.
1919 yılında Prusya Sanat Akademisi’nin ilk kadın üyesi, sonradan da ilk kadın profesörü olacaktı.
Ama ürkütücüydü elbet. Kathe’nin toplumun ‘değer yargıları’na yönelik bir tehdit olduğuna inananlar iktidardaydı. Her zamanki gibi. ‘Bir Dokumacılar İsyanı’ adlı eseriyle kazandığı altın madalya, İmparator Kaiser Wilhelm’in müdahalesiyle kendisine verilmemişti. Çünkü öyle bir madalya ancak bir erkek göğsüne yakışırdı.
Ve 1. Dünya Savaşı’nda oğlu Peter’ı yitirdi. Savaşa gönüllü olarak katılan ‘kahraman çocuklar’, ‘kutsal bir mücadele uğruna hayatını veren oğul’ resmi karşısında çaresiz kalıvermişti. Peter’ı kaybetmeden yıllar önce yapmış olduğu çocuğunun ölüsünü kucaklamış vahşi ifadeli kadın gravürü hayatının ta kendisi olmuştu. Kathe Kollwitz, savaş karşıtlığına ağırlık vereceği bir mücadelenin öncülerindendi artık.
Milliyetçiliğin, vatanı için can verme kutsiyetinin ilk olarak sorgulandığı dönemdir. Kollwitz, defterine şöyle bir not düşer: “Hepimiz ihanete uğradık. Milyonlarca genç ve Peter da ihanete uğradı. Bu nedenle sakin olamam. Içim karmakarışık ve fırtınalı.”
Daha sonra hep acıya çalıştı. Oğlunu yitirmiş olmanın derin acısıyla başa çıkabilmek için onun Belçika Askeri Mezarlığı’ndaki mezarının başına bir anıt yapma fikrine çalıştı. İlk projesinde vatan için şehit olan yiğit çocuk vurgulanıyordu. Oysa ikinci projesi, acılı bir anayı öne çıkarmıştı.
Ama sonunda bitirmek için 17 yıl çalıştığı son anıtını yarattı. Anıtın anlattığı; bir hiç uğruna ölen evlatları için yas tutan kederli aileydi. Bir anne ve bir baba anıtın girişinde sağlı sollu dizlerinin üstüne çökmüş boşluğa bakıyordu. İkisinin arasında, yerde, “Burada Almanya’nın en iyi gençleri yatıyor” yazısı bulunuyordu.
Kollwitz hayatı boyunca savaş karşıtı, kadın ve eşcinsel hakları savunucusu oldu. Ama birincisinden daha beteri de yoldaydı. Kollwitz’in hayatının ikinci yarısı faşizmin yükselişine ve ikinci savaşın patlamasına tanıklıkla geçecekti. 145 yılında ölmeden önce, hayatı boyunca savaşın sonunu görememiş olmakla yakınacaktı. Ölümünden birkaç ay sonra savaş bitti.
Bu yeni dünyanın ilk etkin tanıklarından, olağanüstü kadının heykelini onun üslubunca yapıp Berlin’de bir parka diktiler. Bir çocuk parkına. Kucağını boş bıraktılar. Çocuklar tırmanabilsin diye.

Yıldırım Türker - 2010.06.12 - Radikal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder