7 Haziran 2010 Pazartesi

Afrika'yı izlemek, Afrika'yı dinlemek

“Bu yaz Afrika’da gerçekleşecek ve tüm dünyanın izleyeceği organizasyon nedir?” diye sorsam, istisnasız pek çok kişi bu soruyu “Güney Afrika’da yapılacak 2010 FIFA Dünya Kupası” şeklinde yanıtlayacaktır. Dört yıldır hasretle beklediğimiz ve 11 Temmuz’da, muhteşem bir final maçıyla taçlanmasını arzuladığımız bir aylık futbol şöleni, biliyorsunuz 11 Haziran’da başlıyor. Hepimizin gözü kulağı, bu süre boyunca, bu eski dünya karasında olacağa benzer. Lakin tam da bu kupanın başladığı gün Afrika, dünya tarihi ve devletler açısından ciddi bir öneme sahip bambaşka bir olaya daha tanıklık etmiş ve önümüzdeki dönemde dünya politikasında bolca tartışılacak yeni kararlara ev sahipliği yapmış olacak: Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Gözden Geçirme Konferansı.
UCM Gözden Geçirme Konferansı, 31 Mayıs-11 Haziran 2010 tarihleri arasında Uganda’nın başkentinde, Kampala’da gerçekleştiriliyor. Konferans, UCM ve uluslararası ceza yargılaması tarihi açısından oldukça önemli. Çünkü bu konferansta tüm devletleri yakından ilgilendiren bir suçun tanımı yapılacak ve mahkemenin yargı yetkisine bu suç dahil edilecek: “Saldırı suçu”.
Mahkeme, kurulduğu günden bu yana savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçu olmak üzere sadece üç suç için yargılama yetkisine sahip. UCM kurucu anlaşması olan Roma Statüsü kabul edilirken üzerinde anlaşmaya varılamamış olan “saldırı suçu”nun tanımı ve statüye dahil edilmesiyse, Kampala’da yapılacak olan bu konferansa bırakılmış durumda. Saldırı suçunun tanımı, faillerinin kim olacağı, hangi koşullarda yargılama yapılacağı, ne şekilde yürürlüğe gireceği konuları çok ciddi tartışma ve pazarlıklara meydan verecek gibi görünüyor. Tanım ve failler konusunda kısmen uzlaşma var gibi görünüyor. Saldırı eylemi, bir devletin değer bir devlete karşı meşru müdafaayı haklı gösteren bir neden ve BM Güvenlik Konseyi yetkilendirmesi olmaksızın silahlı güç kullanması olarak özetlenebilir. Ancak hangi koşulda saldırı var denecek ve UCM saldırı suçuyla ilgili yargılama yetkisine sahip olacak, işte bu ciddi bir sorun. Saldırı suçunda UCM’nin devreye girmesi için, BM Güvenlik Konseyi’nin saldırı suçunun işlendiğine dair bir karar vermesi gerektiğini savunan ülkeler yanında, bu koşula tamamen karşı ülkeler de mevcut. ABD’nin BM Güvenlik Konsey kararı şartı için ciddi bir lobi yürüttüğünü ve Türkiye’nin 2008 Kasım’ında gerçekleşen Taraf Devletler Kurulu genel oturumunda, UCM’ye taraf olmamasına rağmen, ABD’nin savunduğu bu şartı destekler nitelikte bir konuşma yapmış olduğunu belirtmekte fayda var.

Barış ve adalet
Konferans, dört temel konuya daha odaklanıyor. Bunlardan ilki, mağdurlar ve suçlardan etkilenen topluluklar olarak belirlenmiş. UCM Gözden Geçirme Konferansı’nın nerede yapılacağı, 2007’de New York’taki Taraf Devletler Toplantısı’nda belirlenmişti. Uganda, tek aday devletti ve bu nedenle sembolik bir oylama sonucunda ev sahibi ülke olarak seçildi. O toplantıda, yüksek sesle olmasa da, UCM’nin incelemesi altında bulunan Uganda’da böylesi önemli bir toplantının yapılmasına tepki gösterenler olmuştu. Uganda’nın UCM ile yeterli işbirliği yapmaması ve Uganda’da hakkında yakalama kararı çıkarılan beş kişinin yakalama kararlarının 2005 yılından beri infaz edilememiş olması, bu tepkinin en önemli sebebiydi. Ancak aradan geçen üç yılda, bu kaygıların bir fırsata dönüştüğünü söylemek mümkün. Pek çok sivil toplum kuruluşu, konferansın Afrika’da yapılmasını mağdurların ve aktivistlerin konferansa katılımını sağlama açısından tarihi bir şans olarak görüyor ve mağdurların ve inanılmaz vahşetlerden hayatta kalabilmiş kişi ve toplulukların, tüm dünyaya sesini duyurabilmesi için konferans süresince pek çok alternatif etkinlik planlanıyor.
Konferansın bir diğer konusu, UCM’nin tamamlayıcılık ilkesi. Yani UCM’nin yargılama yetkisinin devreye girmesi için öncelikle ulusal makamları beklemesi zorunluluğu ve UCM’nin ulusal mekanizmaları tamamlayıcı bir işleve sahip olması. Bu açıdan bakıldığında, bir devletin UCM’ye taraf olmaması gerekçesinin en temel nedenlerinden birinin, devletin kendisinin yargılamaktan kaçınacağı bir suçun uluslararası makamlar tarafından yargılanma ihtimali olduğu rahatça anlaşılabilir.
Bu konulara ek olarak, mahkeme ile işbirliği ve barış ve adalet konuları da tartışmalarda masaya yatırılacak konular. Mahkemeyle işbirliği, özellikle UCM’nin hakkında tutuklama kararı çıkardığı sanıkların teslimi açısından önem taşıyor. Hakkında tutuklama kararı bulunan Sudan Devlet Başkanı El Beşir’in halen dünya üzerinde bir yerlerde rahatça dolaşabilmesi ve geçtiğimiz Kasım’da Türkiye’nin sınır kapısından dönmesi bile işbirliğinin önemini anlatmak için yeterli. Türkiye’nin henüz taraf olmadığı Uluslararası Ceza Mahkemesi, halen beş ülkede işlenen suçlarla ilgili inceleme yapıyor. Bu ülkeler, soruşturma tarihleri sırasıyla Demokratik Kongo Cumhuriyeti (2004), Uganda (2005), Sudan (2005), Orta Afrika Cumhuriyeti (2007) ve Kenya’dan (2010) oluşuyor. Tamamı Afrika’da bulunan bu ülkelere ek olarak Afganistan, Kolombiya, Fildişi Sahilleri, Gürcistan, Gine ve Filistin olmak üzere toplam dört kıtada UCM Savcılığı halen araştırma yürütüyor. Gerçekleşecek bu konferans, dünya üzerinde işlenen ve tüm insanlık vicdanını derinden etkilemiş vahim suçların cezasız kalmaması ve bu suçların yeniden işlenmemesi için caydırıcı bir işleve sahip olması bakımından oldukça önemli.
Seyircisinin ve sonucundan en çok etkilenenin dünya üzerindeki mağdur halklar olacağı bu konferansta, bazı devletlerin dokunulmazlık ve cezasızlığı devam ettirebilme uğruna gösterecekleri performans ve yapacakları manevralar, çalımda üzerine rakip tanımadığım Brezilyalı futbolcuları geçecek gibi görünüyor. Kısaca bu yaz, gözümüz kulağımız Afrika’da. Afrika’yı izleyeceğiz ve Afrika’yı dinleyeceğiz...

Özlem Altıparmak - 2010.05.30 - Radikal İKİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder