29 Mayıs 2010 Cumartesi

‘Ezmek’

Siyaset söylemimizin nasıl yüksek dozda şiddet içerdiğini yazmıştım dün. Buna bir örnek olarak, Atatürk’e atfedilen bir “vecize” üstünde durabilirim: ünlü “Komünizm her görüldüğü yerde ezilmelidir” sözü.

Altmışlarda, sosyalizm Türkiye’de hızlı bir yayılma göstermeye başladığında, akla gelecek gelmeyecek her köşe bucağa bu lakırdıyı yazarlardı.

Bilenler sözün sahibinin Atatürk olmadığını söylerlerdi. Ben Şevket Süreyya’dan bunu kırklı yıllarda icat ettiklerini, M.H. Egeli adında birinin bir ayna tekniğiyle Atatürk’ün imzasını taklit ettiğini anlatmıştı. Bütün bir tarihyazımını sahtekârlık üstüne inşa etmekte bir sakınca görmediğimize göre muhtemelen bu da doğrudur. Ama şu bağlamda kimin söylediği, Atatürk’ün söyleyip söylemediği ikincil bir konu. Söylemiş de olabilir.

Önemli olan, sözün içeriği. “Ezmek” diye fiil kullanılıyor burada. Birini ya da bir şeyi “şiddet” uygulamadan “ezmek” herhalde mümkün değil. Yani, bu sözün şiddet içermediği herhalde iddia edilemez. “Komünizm” ile “Komünistler”in böyle bir bağlamda birbirinden ayrılabileceğini de düşünemeyiz. Soyut “Komünizm”i ezerken, kaçınılmaz olarak, bazı –ya da bütün- somut “Komünistler” de bir şekilde ezilecek.

Tabii kimse Komünizm’i sevmek ya da ona sempati duymak zorunda değil. Zararlı bulursunuz, mücadele etme gereği duyarsınız. Bunlar hepsi son derece doğal. Ama bütün bunların “ezme” biçimini alması gerekli mi ya da doğal mı? “Komünizm kötü bir şeydir” demek, “Komünizm insanlığa mutluluk değil, mutsuzluk getirecek bir sistemdir” demek yetmez mi?

Komünizm, evet, insanların içinde yaşayacağı bir sistem, bir düzen olarak önerilmiştir. Ama aynı zamanda bir değerler ve ilkeler bütünüdür. Aynı zamanda çok sofistike bir düşünce yöntemine dayanmaktadır. Bu sözün olur olmaz her yere yazıldığı, kazıldığı yıllarda dünyada Sovyetler Birliği, Komünist Çin, başka birçok ülke vardı, milyonlarla insan bu ülkelerde yaşadığı gibi düşünce yönetiminin de milyonlarca taraftarı vardı. “Her görüldüğü yerde ezilmelidir” diye bir direktiften ne anlayacağız? Bu ülkelere savaş mı açmalıyız? Bu milyonlarca insanı da “ezmeli” miyiz?

Dağa taşa böyle sloganlar, “vecize”ler yazmak da, ironik bir durum, ama, o yıllarda bizden başka bir de Komünist ülkelerde yapılan bir şeydi.

Fransa’da, Amerika’da varolan düzenden yana insanlar Komünizm fikrine ve uygulamasına bizden daha dostane bir gözle bakmıyorlardı. Ama onlar oraya buraya böyle sloganlar yazmıyorlardı. Herhalde böyle bir yöntemi fazlasıyla ilkel bulup kendilerine yakıştıramadıkları için yazmıyorlardı. Medeni ülkelerde kamusal alanlarda “Sağdan gidin”, “Çimene basmayın” tarzında “talimat” mahiyetinde sözler yazılmış olabilir ama “Komünizmi ezin” diye bir levha falan görmezsiniz.

Biz, daha o laf ortalarda yokken de başlamıştık, Komünizmi ve Komünistleri ezmeye. Buna rağmen, toplumsal yapının bazı özellikleri nedeniyle, bu faaliyetimizi örneğin Endonezya’nın başarı çizgisine kadar getiremedik. Bir gecede iki yüz elli bin insanı kesip doğrayamadık (belki, kısmen, o kadar fazla sayıda Komünist de bulamadığımız için). Yani bu slogan, bizden iyi Endonezya’ya uydu, orada tam karşılığını buldu.

Dünya ne düşünüyor Endonezya’nın bu parlak başarısı hakkında? O gün ne düşünmüştü, bugün ne düşünüyor? CIA gibi örgütler o işlerin olmasına katkıda bile bulunmuştur, o ayrı hikâye, ama Batı’nın medeni kamuoyu açısından böyle bir olay o gün de “vahşet”ti, bugün de sadece bir “vahşet”tir.

Bizim siyasî kültürümüz ise yalnız “Komünizmi ezin” sözünden değil, bunun gibi şiddet dolu daha binlerce sözden ve somut örnekten oluşuyor. Bunların doğrudan doğruya siyasî olması da gerekmiyor. “Dayak cennetten çıkma” gibi aforizmalarla örülen, çocuğun okuluna “eti senin, kemiği benim” diye gönderildiği bir yerde yaşıyoruz. Genel kültür bu. Genel kültür böyle olunca Komünizmi de gördüğün yerde ezersin, millî kahramanına da bu tür ilkel sözler söyletirsin.

Murat Belge - 2010.05.29 - Taraf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder