1 Mayıs 2010 Cumartesi

1 Mayıs & Sonuç olarak, kavgaya ve şiddete doyamayan bir toplum bu....

Bu toplum geçmişinde 1 Mayıs’ı yaşayamadı, dersem, çok da yanlış bir şey söylemiş olmam. Tek-parti dönemi, Demokrat Parti dönemi 1 Mayıs başlıca “cıs”lardan biriydi. Memlekette komünizm falan yoktu ama “tehlikesi” fena halde vardı. Onun için de “solcu” olarak bilinenler nisan sonlarında gözaltına alınır, mayısın başlarında salınırdı. Devlet 1 Mayıs’ı resmî tatil haline getirmişti (devletimiz çok tedbirlidir) ama adı “Bahar Bayramı”ydı. Her şeyin bir dünyadaki oluşu, tanımı, kavramı vb. vardır, bir de Türkiye’deki... Bu da, dediğim bu kuralı meydana getiren sayısız örneklerden bir tanesi. Bunların hepsi birarada, ortaya “Türk demokrasisi” çıkıyor.

Sonraki yıllarda bu “Türk demokrasisi”nin yürürlüğe konduğu evresine geçtiğimizde, yetmişli yıllarda, Taksim’de kalabalıklar halinde kutladığımız 1 Mayıslara da gelebildik. Solun kendi içindeki kavgalar, kamplaşmalar bir yandan, solun her türlüsünü ezmek ve yok etmek üzere eşinen sağ güçlerin varlığı öbür yandan, bu 1 Mayısların gerilim dozu bir hayli yüksekti.

Otuz beş yıl kadar oluyor, DİSK’in öncülüğünde Taksim’de böyle büyük kalabalıkla kutlanacak ilk 1 Mayıs’a hazırlanıyoruz. O sıralarda ben İsmail Cem’in çıkardığı Politika gazetesinde “köşe yazarlığı”na başlamışım. Bazı sosyalist arkadaşlar gelip beni buldu ve belirli bir mesaj iletmek üzere bir yazı yazmamı istedi. Bu kutlamanın yapılması ve devamlılığı çok önemli, o halde katılacak bütün sosyalist, devrimci gruplar sorumlu davranmalı, “provokatif” denebilecek eylemlerden dikkatle sakınmalı. Aynı fikirde olduğum için ben de böyle bir yazı yazmıştım.
Ama 1 Mayıslarımız 1977’ye kadar sürebildi. Bunun bir tertip olduğu, o zamanın Ergenekoncuları kimlerse onlar tarafından uygulandığı besbellidir. Ama kimse onlar, bizim kendi aramızdaki akıldışı düşmanlıklardan yararlanarak yaptılar yaptıklarını.

Ve o zamandan beri 1 Mayıs’la Taksim’i aynı cümle içinde biraraya getirmek mümkün olamadı.

1 Mayıs’ın bir belâ olduğu, herkesin rahatını kaçırdığı yolundaki anonim propaganda da etkili bir biçimde işledi. 1977 de buna tuz biber ekti ve Bahar Bayramı, “Ulusal Korku Günü” haline geldi.

Yarın, bunca yıldan sonra, Taksim tabusu kalkmış olacak. Biz burada bu çeşit sorunlarla boğuşurken dünyada yaşanan değişimler sonucunda, 1 Mayıs da eski günlerin 1 Mayıs’ı olmaktan çıktı aslında. Ama bunun farkında değilmiş gibi yapıyoruz, hep birlikte. Bu ayrı konu. Sonuç olarak yarın Taksim’de olacağız ve ben bundan otuz beş yıl önce yaptığım gibi bu yazıyı provokasyonlara karşı bir uyarıyla bitirmek gereğini duyuyorum. Bunca yıl sonra 1 Mayıs’ın yeniden Taksim’de kutlanabilmesi kararını veren, gene, AKP hükümeti. Böylece yarın Taksim’e gideceklerin arasında çok sayıda yeminli AKP düşmanı bulunması da Türkiye’ye özgü paradokslardan biri. Bunların arasında ya da aslolarak bunların dışında kavga-sever, asker-sever, ulusalcı-milliyetçi çeşitli oluşumlar, her şey gibi bunu da AKP’ye zarar verecek bir olaya dönüştürmek için ellerinden geleni yapacaklardır.


Sonuç olarak, kavgaya ve şiddete doyamayan bir toplum bu. Şiddeti ve kavgayı besleyen yığınla kaynak var. Genel eğitim sistemimiz de aynı şekilde bunlarla dolu. 1 Mayıs bir “zarif gülücükler günü” değildir elbette, ama gözü kör bir yakma yıkma günü de değildir. Bu günü böyle bir imgeyle toplumun bilinçaltına çakmak isteyenlere bu fırsatın verilmemesi, bu nedenlerle son derece önemlidir.


Murat Belge - 2010.05.01 - Taraf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder