29 Nisan 2010 Perşembe

Vazgeçilmez liderler*

Mao’nun Çin’i. Kültür Devrimi adına binlerce yıllık kültür mozaiğinin yok edildiği bir ülke. Dünya nüfusunun dörtte biri için tek lider. Tek kitap. Tek tip elbise. Herkes aynı kıyafeti giyiyor, hepsinin elinde kızıl kitap ve yakalarında Başöğretmen Mao rozetleri. Sade baş öğretmen de değil. Askeri deha, büyük hatip, şair ve emperyalizme karşı kurtuluş savaşının kahramanı. Başkan Mao. 84 yaşında ölene kadar iktidarda.
Mao hayattayken onun resmini taşıyan binbir çeşit eşya üretilmiş Çin’de. Bunların bir kısmı Londra’da Victoria ve Albert müzesinde sergileniyor anahtarlıklar, çalar saatler, bardak altları, çakmaklar. Ulu önderlerine itaat ve imanlarının başlıca simgesi yakalarındaki Mao rozeti. Takmayandan hemen kuşkulanılıyor. Kimi sokakta yoldaşlarından meydan dayağı yiyor, kimi işinden oluyor, kimi hapishaneyi boyluyor. Komünist Parti beş milyardan fazla Mao rozeti imal ettirmiş fabrikalarında. Aynı dönemde açlıktan ölen, siyasi nedenlerle öldürülenler ise akıl almaz, 30 milyondan çok.
Sadece ülkesinin değil, o yıllarda dünyanın istikrarı için bile vazgeçilmez adam olarak bakanlar vardı Mao’ya.
Böyle bir düzende yaşamayanlar, kendilerine, ülkelerine pay çıkarabilirler. “Eğer biz de liderimizin rozetini takıyorsak,” derler, “biliyoruz ki o baskıdan değil sevgidendir.” Ve bugün insan haklarının sözü bile edilmediği Çin’de resmi ideoloji Mao’ya hâlâ dört elle sarılıyor.
Ama peki takmayanlar?
Kim onlar?
Neden takmıyorlar?
O rozetler bir takılmaya başlandımı ortak bilinen değerleri kendilerine mal eder birileri.
Hele hele hepimizin olması gereken devleti ellerinde bayraklar, yakalarında rozetlerle sahiplenenler yok mu? Kendilerini devletle bir tutanlar. Devletin simgelerine sığınanlar.
Hatta bazıları devletin ta kendisiymiş gibi öyle alıştırırlar ki kendilerini, bakarsınız devlet onlarsız düşünülemez hale gelmiş. Artık değişiklikten korkmaya başlamıştır oradaki insanlar. Yoksa herkes bilir, bir ülkenin eğitim, sağlık ya da enerji sorunlarını üstlenmek, köhneleşmiş bir düzeni silip silkelemek, devleti siper edinip bayrak sallamaktan çok daha zordur.
Bir ülkede istikrar aynı kişi ya da kişilerin yıllar boyu devleti temsil etmesiyle ölçülüyorsa, bu işe doğuştan hazırlanan krallardan, sultanlardan boş yere mi vazgeçildi? Monarşilerde kralların değiştirilmesi istikrarsızlık nedeniydi. Cumhuriyetlerde istikrarsızlık politikacıların, paşaların padişahlığa soyunması. İktidarlarını şu ya da bu gerekçeyle sürdürmek istemeleri. Başta kalabilmek için, kendilerinden kalıcı olması gereken parti tüzüklerini, yasaları ve bu anayasaları alışkanlıkla bile işlerine göre değiştirmeleri. Geçtiğimiz yüzyıl bunun nice ibret verici örnekleriyle dolu.
Günümüzde baskıcı ve keyfi idarelerle yönetilen ülkelerin liderlerinin yaşlı, demokrasilerle yönetilen ülkelerin liderlerinin genç olması tesadüfi değil.
Hele yaşlı liderlerin yönettiği nüfusu genç ülkelerdeki sürekli belirsizlik, gelecekte ne olur korkusu özellikle dikkat çekici.
Vazgeçilmez liderler demokrasilerde istikrarın değil, kurumların benimsenmeyip yasaların gelişigüzel çiğnendiğinin belirtisi. Ve öyle bir dünya ki insanların en çok heba olduğu ülkeler o vazgeçilmez oldukları sanılanların sultasında.
27 Şubat, 2000*

Gündüz Vassaf - 2010.04.25 - Radikal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder