8 Nisan 2010 Perşembe

Kütüphaneyi çantada taşımak

İtiraf edeyim ki, önce çok çekindim, fazla bir anlam veremedim. O arada çeşitli dergi ve gazetelerde çıkan, bir kısmı da olumsuz eleştirileri okudukça şevkim büsbütün kırıldı. Sonra Amerika'da bir kişinin elinde gördüm. Adamcağız oturmuş sessiz sakin okuyordu. Nasıl olduğunu sordum, 'Mükemmel,' dedi. Almaya niyet ettim ama bu defa Türkiye'de kullanılmadığı söylendi. Telif hakları, iletişim olanakları nedeniyle erişilmiyor dendi. Ardından elektronik yeniliklere merakı ve onları kullanma becerisi bakımından kimsenin eline su dökemeyeceği dostum Fehmi Koru sadece bir tane edinmekle kalmadı. Aleti bana gösterdi, ballandıra ballandıra nasıl kullandığını anlattı. Olmaz denilen şeyler aradan geçen zamanda gerçekleşmişti ve elindeki alet tıkır tıkır işliyordu. Elektronik kitap Kindle'dan bahsediyorum.

KINDLE'LA HAYAT, NE RAHAT
Sonra ben de bir tane aldım. İncecik, çok zarif, çok kırılgan bir alet. Bir tablet bu. Hz. Musa'nın dağdan inerken elindeki tablet, Hammurabi'nin yasalarını taşıyan tablet, Rozetta Taşı tableti ve şimdi de Kindle. Elime aldığım anda söylenenleri yapıp, birkaç küçük engeli atlattıktan sonra ilk mucize gerçekleşti. Nedense 'Bu yıl yeniden okusam iki büyük yapıtını' diye aklımdan geçirdiğim Tolstoy'un 40 veya 50 ciltten oluşan bütün yapıtlarını bir hamlede 0 kuruşa, yani alete indirme karşılığı alınan 2 dolar dışında tek kuruş ödemeden Kindle'a yükleyip, ardından aynı şeyi Dostoyevski, Shakespeare, Kafka, Melville, hele bu sene önde gelen bütün yapıtlarını okumaya karar verdiğim Henry James'in gene bütün kitaplarına uygulayınca ansızın kendimi başka bir boyuta erişmiş hissettim. Şairlere ne demeli? Derken almak istediğim bazı kitapların Kindle baskılarına da kitap fiyatının üçte birine sahip olunca artık çıkacağım Amerika yolculuğunda yanımda okuma malzemesi olarak ondan daha başka bir şey taşımanın gereksizliğine inanıp kendimi yola vurdum. Artık her yerde elimde o. Aklıma gelen her türden kitabı ona yüklemenin derdi ve heyecanı içindeyim. Kindle gibi bir aletten herkes kendi meşrebince yararlanır. Benim için öncelikli anlamı başka. Hayatım boyunca yanımda içi kitap dolu büyük çantalar taşıdım. Her gün evden çıkmadan önce yanıma alacağım kitapları seçtim, ayırdım. Onların hepsini okumama olanak yoktu. Sadece yanımda olduklarını bilmek yeterdi. Gene yaşantımı Batılıların 'completist' dediği yani bir yazarın bütün eserlerine sahip olan bir insan olarak yaşadım. İşin en acı yanı sahip olduğum o kitapları yanımda taşıyamamaktı. Şimdi Kindle o fırsatı veriyor işte. Okumasam da biliyorum yazarların bütün kitapları elimin altında, yanımda, çantamda. Kütüphanem çantamda dolaşıyorum. Sonra Kindle insana kitapların içindeki sözcükleri araştırma olanağını veriyor. Bir kitabın tamamını okumak şart olmayabiliyor. Derdiniz eğer bir kavramsa sizi onunla buluşturuyor, metni tarayarak. Gene bir sayfayı okurken satırların altını çizebiliyorsunuz. Üstüne, yanına notlar alabiliyorsunuz. Öyle entipüften olmayan çok gelişmiş bir sözlüğü var. İmleci yanına getirdiğinizde sözcüğün anlamını belirten öteki sözcükler açılıyor önünüze. Daha ne olsun? Gerçi yeni kitaplar biraz daha sınırlı ama ben aradıklarımın hiç değilse yarısını bulabildim. Bu bile büyük bir nimet. Fakat bütün bunlardan sonra büyük tartışma yeniden başlıyor. Kitap öldü mü, kitabın sonuna geldik mi?

MUTLAK ZAFERİ YAKIN
İtiraf edeyim ki, bir anlamda evet. Geçenlerde yurtdışındaydım ve her zaman yaptığım gibi bir kitapçıya gittim. Kendimi ansızın bir antikacı dükkânına girmiş gibi hissettim. Nadir, nadide birtakım şeylerin karşısındaydım. Biraz eskimiş, biraz devrini tamamlamış bazı nesneler. Almak istediklerim oldu fakat aklım Kindle baskılarına gitti. Acaba var mıydı? Buna rağmen gene eve bavullarım tıka basa kitapla dolu döndüm. Nedeni çok basit. Kitapları nesne olarak seviyorum. Hayatımda asla kitap fetişisti olmadım. Ama dünyada onları benim kadar kim sevdi, kim onlarla benim kadar haşır neşir oldu doğrusu bilmiyorum. Okumadığım, kitapla yoğrulmadığım tek gün oldu mu? Kitapları ciltleri, kalınlıkları, incelikleri... kokuları, kâğıtları, harfleri... mizanpajları, illüstrasyonları, kapakları... boyutları, kenarlarının kesimleri, dokuları için sevdim. Onları elimde tutmak, tartmak, karıştırıp bırakmak, evcil bir hayvan gibi beni beklediklerini, bıraktığım yerde onları bulabileceğimi bilmek bana haz verdi. O nedenle alıyorum kitapları. Bırakalım içindeki bilgileri, şunu bunu. Hangimiz aldığımız kitapların hepsini okuduk ki? Kindle bana bir kitabı şöyle sağ işaret ve baş parmağım arasında tutup yavaş yavaş sola yıkıp eriterek gözden geçirmek olanağını vermiyor. Olsun. Yakında aynen bu da olacak. Henüz sanat kitaplarının resimlerini orada izleyemiyorum. Ne çıkar? Bir süre sonra öyle hologramlar inşa edilecek ki içine, bir tablonun orijinaline bile 'kendisi olarak' bakabileceğiz. Bunların hepsi bugün yarın gerçekleşecek. Şimdi cep telefonlarına bile giriyor artık kitaplar. Yarın neler olmaz? Büyük bir zevkle Kindle'ım koltuğumun altında dolaşıyorum. Gene kitap da alıyorum. Yanımda ise hem kitapları hem Kindle'ı taşıyorum. Gene de Kindle'ın mutlak zaferinin yakın olduğunu çok iyi biliyorum.

Hasan Bülent Kahraman - 2010.03.28 - Sabah

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder