8 Nisan 2010 Perşembe

Her Türk bebek doğar

Askerlik yapmak mutluluğunu yaşamamış olanlarınız şu anda bu yazıyı okuyanların en azından yarısı. Sorum sizlere değil. Yapmış olanlarınız, askere giderken derin ve coşkulu bir sevince kapıldınız mı?

Otobüste tıraşlı kafanızla şıkır şıkır oynayıp “Vatanıma hizmet edeceğim nazlı yarim, le ley ley, le ley ley” diye türkü çığırdınız mı?

Ben Erzincan yolunda ne oynadım, ne de çığırdım. Çok tipik bir vatandaş olmadığımın bilincindeyim elbet. O kadar da kendimi bilmez değilim. Ama 58. Topçu Er Eğitim Tugayı’na teslim olurken çevremdeki tipik vatandaşların hiçbirinin yüzünde “Oh be, bu günü de gördüm, şükür yaradana” ifadesini gördüğümü hatırlamıyorum.

Hiç tanımadığım ve beni istediği gibi yönetecek ve hiç sorgulayamayacağım birtakım insanlara hayatımı teslim etmek üzere olduğum için, tarifsiz bir panik yaşamaktaydım o anda; çevremdekilerin yüzlerindeki ifadeyi iyi algılayamamış olabilirim. Ama vallahi hiçbiri belirgin bir mutluluk sergilemiyordu.

Oysa Türkiye hukukunda “halkı askerlikten soğutma” diye bir suç var. Ben çakamamışım, halk çok sıcakmış. Ve soğutulması yasak!

Örneğin Enver Aydemir, İslamî inançlarına karşı olduğu için, vicdanî nedenlere askerlik yapmayı reddediyor. Şu anda Eskişehir Askerî Cezaevi’nde, Askerî Ceza Kanunu’nun 66. ve 88. maddeleri uyarınca “firar” ve “toplu asker karşısında veya hizmetten savuşmak için veya silahlı iken yapılan itaatsizlik” iddiasıyla yargılanıyor.

Aydemir’in vicdanî ret hakkını savunan herkes Türk Ceza Kanunu’nun 318. maddesini ihlal ederek “halkı askerlikten soğutma” suçunu işlemiş oluyor. Kanun şöyle: “Halkı, askerlik hizmetinden soğutacak etkinlikte teşvik veya telkinde bulunanlara veya propaganda yapanlara altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.”

Askerlik yapmak, asker olmak, ‘asker millet’ olmak niye övünülecek bir şeydir? Türklerin Orta Asya’dan (ve hatta Mu kıtasından) tüm dünyaya yayılıp medeniyet yaymaya başladığı günlerden beri savaşçı bir kavim olması, niye içimizde sıcak hisler uyandırmalıdır? Temel özelliği savaşçılık olan bir kalabalık nasıl medeniyet yayar? Savaşçılıkla medenîlik aynı şey midir? Heyecanlanmadan, sakin sakin, solculuk filan etmeden, bu sorulara cevap arayalım.

Geçen hafta Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği Sempozyumu’nun katılımcılarına Merkez Orduevi’nde verdiği resepsiyonda, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, “Ben hâlâ kendimi teğmen gibi hissediyorum. Bazen teğmen bazen orgeneral gibi hissediyorum. Teğmen ne demek biliyor musunuz? Hücum eden demektir” dedi.

Buradan devam edebiliriz. Asker olmak, hücum etmenin ve insan öldürmenin çeşitli yöntemlerini bilmek demektir. İyi asker olmak, bu yöntemleri iyi bilmek demektir. ‘Asker millet’, tüm üyeleri insan öldürmeyi iyi bilen bir millet anlamına gelir.

“Her Türk asker doğar” biraz abartılı bir ifadedir bence. Bir mitingde duyduğum “Her Türk bebek doğar” ifadesi daha doğrudur. İnsan öldürmenin yöntemleri doğumdan sonra öğrenilir çünkü.

Nitekim, Atatürk bile bu amaçla okula gitmek zorunda kalmıştır. İki hafta önce, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ Atatürk’ün Harbiye’ye öğrenci olarak girişinin 111. yıldönümü dolayısıyla Kara Harp Okulu’nda bir törene katıldı. Öğrencilere, “Harbiyeliler! Sağlam olmak demek, özellikle zor şartlarda bir olmak, bütün olmak, tek yumruk olmak demektir” diye seslendi.

Askerliği kutsamayı en iyi faşistler yapar. Nihal Atsız, örneğin, Başbuğ’u arka cebinden çıkarır:

“Disiplin, körükörüne itaattir ve körükörüne itaatte en büyük yaratıcı şuur gizlidir. Bugünün yumuşamış insanları böyle bir şeyi yapamaz.. Fakat büyük devlet kurmak ve millet yaratmak isteyenlerin felsefesi de pörsük bir rûha dayanamaz.. Hayat savaştır. Ölümden korkanlar yaşamasın.. Toplumlar ölmesini bildikleri nisbette millettirler. Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar. Ölümlerin en güzeli ise, yurt ve şeref uğrunda ölümdür.”

Cengâverlikten biraz vazgeçsek; biraz da sağ kalmayı, iyi yaşamayı kutsasak; ruhumuzun pörsümesine izin versek... Türk milletinin sonu mu gelir?

Roni Marguiles - 2010.03.24 - Taraf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder