29 Nisan 2010 Perşembe

Değişince neler değişebilir

Gene bir tuhaf durumdayız: “değişim” üstüne birçok şey söyleniyor, örnekler de verilerek, nelerin değişebileceği anlatılıyor. Bir yandan, daha küçük çapta bir değişimin, bazı anayasa değişikliklerinin Meclis’ten geçmesi sözkonusu ve bu kadar da olsa bir değişimi kesinlikle durdurmak üzere kurulmuş kararlı bir koalisyon var. Kararlı ve aynı zamanda “geniş”. “Kalabalık” olduğu için “geniş” demiyorum; oldukça uzak uçları biraraya getirmesi bakımından öyle. Ama buna da alıştık zaten, bütün bu süre içinde.
Anayasa’nın üç beş maddesini değiştirmek konusunda kıran kırana savaş sürerken Başbakan bir de “başkanlık sistemi”ne geçiş konusunu açtı. Ardından da askerlikle ilgili (“bedelli” veya başka yöntemler) bazı değişiklikler olabileceğine işaret eden sözler söyledi.
Genel olarak “değişim”den söz edilirken, bunun ufuklarını genişletecek konuların gündeme getirilmesine benim bir itirazım olmaz, ilke düzeyinde. İlke düzeyinde iyi, olguları en geniş bağlam içinde tartışalım; ama pratik düzeyinde bunun “olacağı” ne, orası pek belli değil. Anayasa Mahkemesi, HSYK sorunları konuşulmasın diye “şehitler” konusunu gündeme getirmek gibi, “Türk hamaset kültürü”nün en klasik örneklerinin taktik olarak uygulandığı ve gündemi derdest edebildiği bir ortamda, “değişim ufku”, “değişen Türkiye” vb. kime neyi ifade ediyor?
Aslında, mutlaka, bu toplumu meydana getiren büyük çoğunluğa çok şey ifade ediyor. İçlerinden bir kısmı bunun hiç bilincinde olmasa da.
Türkiye’de “değişim” denince, bunun en zor olduğu alanlardan biri, Başbakan’ın bazı önemli değişikliklerin olabileceğini ima ettiği askerlik alanıdır. Cumhuriyet’in, yeni rejimin başlıca kurucu gücü olan ordu, bu işi bir yurttaşlık eğitimi, kendini de bu eğitimin doğru verilmesinden sorumlu kurum olarak görür. “Eğitim”den kasıt ne? Hattâ Cumhuriyet öncesinden de başlayarak, modernleştirilen subay kadro, eğitimi bir “ümmet”in bir “millet”e dönüştürülmesi süreci gibi tanımlamıştır. Bununla kastedilen şey, sözgelişi tarih, coğrafya öğrenmek değil, tarih, coğrafya da dahil olmak üzere her şeyi, Türk milletinin uygun bir parçası olarak öğrenmektir. Süreç bir “millet oluşturma” (nation-building) sürecidir. Bunun içinde özellikle askerlik, bu kurulmakta olan devlet yapısında herkesin yerinin neresi olduğunu, yapının gerçek hiyerarşisinin nasıl oluştuğunu, bir başka söyleyişle, kimin verdiği komutun “geçiş önceliği” olduğunu topluma ve toplumu meydana getiren (gerçek ya da potansiyel “aile reisi” olan) erkek bireylere öğretmenin, belletmenin pratiğidir. Uygulandığı bu şekliyle “askerlik”, yani “sivil”lere yaptırılan askerlik, savaş çıkarsa ne yapacaklarından önce, normal barış halinde hangi itaat ve hangi sadakat mekanizmaları içinde yaşayacaklarını öğretir ve bunun için vardır.
Bu işlev bugün de pek fazla değişmemiş, ayrıca, bu işlevin ne kadar önemli ve zorunlu olduğuna dair her yüksek komuta kademesindeki kanaat hiçbir şekilde değişmemiş olduğu için, Başbakan’ın o merciler önünde “şöyle askerlik”, “böyle askerlik” projelerini ikna edici bir biçimde ortaya atması bana pek muhtemel görünmüyor.
Onun için, tahmin ederim, uzun vadeli bir perspektif içinde, bugün kavgası edilen dozda değişimin ötesinde ne gibi değişimler tahayyül edilebileceğini işaret etmek istiyor.
Bu toplumda “değişim” sözü telaffuz edildiği anda kimlerin onun yanında, kimlerin ona karşı saf tutacağı belli oldu.

Murat Belge - 2010.04.23 - Taraf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder