1 Mart 2010 Pazartesi

Tanrı çocukları dinlerden korusun

İngiltere’de, Cambridge yakınlarında bir köyde oturuyordum. Akşam vakti kapı çaldı. Bir kadın, yanında 8-9 yaşlarında kız. Kim bunlar, ne arıyorlar diye düşünmeme gerek kalmadan, kadının dürttüğü küçük kızın konuşmasıyla mesele anlaşıldı. Yehova Şahitleri beni müritleri arasına katmaya çalışıyordu.
Çocukların çalıştırılmalarını engelleyen kanunlar var. Dine alet edilmelerini önleyen kanun olup olmadığını araştırdım. Varmış.
Varmış ama bu durumda yapılabilecek bir şey yokmuş. Kanun çocukları pagan dinlerden koruyor. Anne babaları, alışılagelmiş dinler dışında inanç aşılamak isterse, devlet çocuklara el koyuyor. Yahudiysen sorun yok, mesela. Yüzyıllarca Türklerde yaygın olan şamanizme inanıyorsan yandın. Çocuklarını devlete kaptırdın. Islah evlerinde psikologlara, sosyal hizmet uzmanlarına ya da evlat edinilmeye mahkum ettin.
İşte yüzyılımızın çifte standartlı seküler devlet anlayışına bir örnek daha. Devlet nezdinde falanca dinler mübah falancaları günah.
Mübah olanlara çocuklarımız kul köle.
İster misyonerlik faaliyetinde kullan, ister çocuk adını yeni öğrenmeye başlamışken kerrat cetveli gibi kutsal kitaplarını bellet. Tarih değişiyor.
Üç büyük Ortadoğu dini, oğlunun boğazını kesmeye yeltenen İbrahım’i peygamber olarak kabul ediyorsa da, çocuklarımızı tanrıya kurban etmiyoruz. Dövülmelerine, hakkımızdan da öte, terbiyeleri için gerekli diye bakardık. Vazgeçemeyenler olsa da, günümüzde dayak cürüm. Çocuk çalıştırmak yasak. Binlerce yıllık adetlerimizi engelleyen yasalar çıkartabileceğimiz, yakın zamana kadar aklımızın ucundan geçmezdi. Evrensel Çocuk Hakları Beyannnamesi, adalet söz konusu olduğunda, katı geleneklerimizi tepetaklak edebileceğimizin kanıtı.
Din kültürünün aktarılmasıyla inancın belletilmesi farklı şeyler. İleride sormazlar mı, hangi hakla çocuklarımıza tanrın bu, bu da dinin dediğimize?
Akılları ermez diye çocuklarımıza oy kullandırtmıyoruz. Otomobil kullanmalarına izin vermiyoruz. Sigaradan, içkiden koruyoruz.
Eskiden sınırlama yokken ve günümüzde erken olgunlaşmalarına rağmen, reşit olana
kadar evlenmelerini yasaklıyoruz. Din gibi ciddi, çok boyutlu bir kuruma gelince, sırf anne babalar o dinden diye, çocuklarını şartlamalarını doğal karşılıyor, teşvik ediyor, tersini kınıyor, ayıplıyoruz. Dinlerini çocuklarına belletmekte kullandıkları her tür disiplin ve yöntemi kabulleniyoruz.
Çocuklara, reşit olunca, isterlerse, dinlerini seçmelerine olanak sağlamaktan kaçınıyoruz. Seçim, dinlerin müritlerini bilinçli, bilgili kılmaz mı? Dinleri adına daha iyi örnek, daha iyi rol modeli olmazlar mı? Hurafelerden korunmazlar mı? Doğuştan itibaren takım tutarcasına şartlandırılan dini aitlikler düşmanlıkları, savaşları, tarih boyunca körüklemedi mi? Çocuklara dinlerini seçme özgürlüğü tanımamamız, onların dinlerimizi benimsemeyeceği korkusundan mı?
Bundan 50, 100, 500 yıl sonrasından günümüze bakılınca belki de çocuklarımızı tarihimizin son köleleri diye görecekler. Çocuk ‘sahibi’ olmak deyimi bile ibret verici değil mi? Günlük dilimiz istibdatın kanıtı.
Çocuklarımızı dinlere genç yaşta teslim etmenin eriştiği felaketlerin son örneği İrlanda Katolik kilisesinde. Bu tür skandallara A.B.D., Almanya, Avusturalya’da rastlanmıştı. İrlanda’da Katolik kilisinde papaz ve rahibeler binlerce çocuğa cinsel tacizde bulunmuş. Zan altında kaldılar mı kilise onları korumak için tayinlerini, tanınmadıkları başka bir yere çıkarıyormuş. Onlar da gittikleri yeni yerlerde başka çocukları tacizi sürdürmüşler. Dindar polis, kiliseyle işbirliği halinde. Elli yıldır bu böyle devam etmiş. Olay gerçen hafta patlak verince, Papa İrlanda’nın tüm piskoposlarını Vatikan’a çağırarak azarladı.
Ratzinger’in, Papa olmadan önce Vatikan’da kardinalken, tacizcileri yargıya ihbar edenlerin afaroz edilmesini tavsiye eden komisyonun başında olduğu unutulmamalı. Şunu da unutmamalıyız. Bu tür olayların her dinde ve özellikle tarikat ve cemaatlerde olmasına rağmen, tacize uğramışların konuşması, olaydan yıllar sonra bile başlarından geçenleri anlatabilmesi, cesaretten de öte onları anlayışla karşılayabilecek bir toplum gerektirdiğini.

Gündüz Vassaf - 2010.02.28 - Radikal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder