11 Mart 2010 Perşembe

İhsan Doğramacı'nın ardından

Devlet kimilerini hain ilan ediyor, kimilerini kahraman. Kimilerine tören yapılırken kimilerinin mezarları bile yok. İhsan Doğramacı'ya 1982'de bir açık mektup yazmıştım...
Türkiye totaliter ağırlıklı geçmişinden kurtulmaya çabalıyor. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak da var. Zaman gösterecek. Ne varki, otoriteye siyaseten muhalefet etmek bile, içselleştirdiklerimizden kurtulmaktan kolay. Bir örnek ölenlerimiz karşısında tutumumuz. Sanki bir zamanların Sovyetler Birliği’indeyiz.

Devlet istediğini hain ilan ediyor, istediğini kahraman. Yıllar içinde fikir de değiştiriyor, 27 Mayıs’ta Anıt Kabir’e gömdüklerinin bir süre sonra mezarlarını bile açıp başka yere nakletmişlerdi. Kimilerine tören yapılırken kimilerinin mezarlarının bile ulaşılamaz olmasını ses çıkarmadan kabulleniyoruz. Devletin dokunulmazlık zırhında kaldırılan İhsan Doğramacı’nın cenazesi de buna örnek. Nisbeten demokratik ülkelerde bir gelenek var. Meşhurlar hayattayken ‘günahıyla, sevabıyla’ yaşam öyküleri kaleme alınır. Öldükten sonra yayınlanır. Esas olan, kişinin topluma etkisinin her yönüyle değerlendirilmesidir.
12 Eylül’de Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesiydim. Evren cuntasının YÖK’ü birlikte kurup başına getirdiği İhsan Doğramacı’ya hitaben yazdığım aşağıdaki açık mektup 20 Kasım 1982 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlandı. Hayatımın bir döneminde kendisini tanımıştım. Çocukken doktorluğumu bile yapmıştı. Takdir ettiğim yönleri çoktu...
İhsan Doğramacı’ya Açık Mektup
Sayın Prof. Doğramacı,
İstifa etmelisiniz.
Üniversitenin çeşitli kesimlerinden YÖK’e yöneltilen yapıcı eleştirilere kayıtsız kalınırken, eleştiri sahiplerinin işine son veriliyor. Hatta eleştiri yasaklanıyor. Dediklerinizi koro halinde onaylayanların üniversiteyi temsil ettiklerini mi sanıyorsunuz?
YÖK ile üniversitenin tüm özerkliklerini yok ederken, dünyanın en özgür üniversitelerinin Türkiye’de olduğunu açıklıyorsunuz. Bir yandan Türkiye’nin öğretim üyesine ihtiyacı olduğu söylenirken, bir yandan da yüzlerce öğretim üyesinin işine son veriliyor, siz ise açığı İngiltere’den getirilecek hocalarla kapatacağınızı söylüyorsunuz. Çelişkiler içindesiniz. Üniversitenin itibarını küçük düşürüyorsunuz.
Üniversitelerdeki öğrenci sayısını bir misli artırdınız. Öğrenci yurtlarına giremeyenler sokakta kalıyor. Dersliklere sığamıyan öğrenciler açıkta kalıyor. Yeni üniversiteler açtınız; binası, kitaplığı, laboratuvarı hocası yok. Doktorsunuz, sağlık hizmetlerinin önemini bilmelisiniz. Açtığınız üniversitelerin mediko-sosyal merkezleri, ilacı, doktorları yok. İlaçsız, doktorsuz hasta öğrenci yurtta mı kalacak? Yoksa hastalığı bulaşmasın diye sokakta mı?
Bu yıl üniversiteler geç açılıyor. Günler ders ve araştırma yapılmadan ziyan ediliyor. Kimi öğrenciler hâlâ hangi sınıfta olduklarını bilmezken kimi hocalar da hangi üniversitede ders vereceklerini bilmiyorlar. Geçmişin hiç bir boykotunda üniversite bu denli altüst olmamıştı. Üniversiteyi kalıcı bir kargaşaya soktunuz. Bu bir geçiş dönemidir, zamanla her şey yerine oturacak diye mi düşünüyorsunuz? Yurt dışında ihtisas yapanlar Türkiye’de üniversiteye dönmek istemiyor. Türkiye’dekiler istifa ediyor. Yurtdışındaki üniversitelere başvuruyorlar. Üniversiteden beyin göçüne neden oldunuz.
Umutla başlıyor öğrenciler okumaya. Düşünemiyorlar henüz nelerle karşılaşacaklarını. Üniversite eğitimi artık bir hak değil, ayrıcalık. Gelecek yıl üniversite paralı olacak, mezunlar ise diplomalı işsiz. Yıllardır üniversiteye hizmet eden ve bir kısmı emeklilik hakkı doğmuş olmasına rağmen görevini şevkle sürdüren işçilerin statüsünü değiştirerek, kazanılmış haklarını yokettiniz.
Üniversitelere disiplin mi getiriyorsunuz? Disiplinli toplumun bir koşulu özgürlük, diğeri ise sorumluluktur. Kişiler ancak sorumlu oldukları ölçüde özgür, özgür oldukları ölçüde de sorumlu olabilirler. Sorumluluk ve özgürlüğün yaygınlaştırılması yerine, hocaların kapıkulu haline getirildikleri bir yere üniversite denebilir mi? Bilimin gelişmesi düşünce, toplanma ve seyahat özgürlüğüne bağlıdır. Düşüncenin cezalandırıldığı, toplanmanın yasaklandığı, seyahatlerin engellendiği bir yere üniversite denilebilir mi?
Hacettepe Üniversitesinde öğrenci olduğum yılllarda rektördünüz. Üniversitenin kendi yöneticilerini seçtiği, öğrencilerin üniversite senatosunda temsil edildikleri yıllardı. Siz de dünyanın dört bir yanından konuklar çağırır, örnek bir üniversite olarak Hacettepe’yi tanıtırdınız. Hatta bu modelin başarısından ötürü Dünya Sağlık Teşkilâtınca ödüllendirildiniz de. Demokratik bir üniversite modeli ışığında oluşan Tıp Fakültesinin başarısı dünyaya örnek gösterildi. Geçmişteki başarınız ve çeşitli uluslararası çevrelerdeki saygınlığınız bir çok kişinin YÖK’e şaşkınlıkla bakmasına yol açarken gene de sabırla beklemelerini sağladı. Uzun bir geçmişe dayalı yurtiçi ve yurtdışı desteğinizi hızla yitiriyorsunuz. Artık ‘büyük işler’ değil, yanlış işler yapan bir kişinin yalnızlığı içindesiniz. Yalnızlığınızı kimsenin paylaşmasını bekleyemezsiniz. Ancak yanlışlarınız her gün üniversiteyi azıcık daha batağa saplarken bir çok kişiyi de perişan ediyor. Üniversiteleri o denli bir kargaşa içine soktunuz ki kendi çıkardığınız yasaları kendiniz çiğniyor, kendi açıklamalarınızı kendiniz bile anlıyamıyorsunuz.
Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’deki terör bir çok üniversite öğrencisinin ve hocasının da öldürülmesine yol açtı. Meslektaşlarımız ve öğrencilerimizin cenaze törenleri sürekli birbirini izledi. Ancak her şeye karşın yılmadık. Canımızı dişimize taktık ve mümkün olduğu kadar eğitimi aksatmadan üniversitedeki görevlerimizi sürdürdük. Üniversiteye yılgınlık YÖK’le birlikte gelmiş, YÖK’le birlikte istifalar ve işten ayrılmalar başlamış, YÖK’le birlikte eğitim, araştırma ve yayın faaliyetleri aksamıştır.
Acaba gücünüz nereden geliyor? Üniversite öğrencisinden değil, hocasından değil, bir an önce demokrasiye dönmek arzusu ile anayasal döneme geçişi onaylayan Türk halkından da değil. Gücünüz nereden geliyor?
Gücünüz yok.
İstifa etmelisiniz!
Artık üniversitelilerin istifalarına ve işten çıkarılmalarına seyirci kalmayın gidenler geri gelsin. Siz istifa edin.
Saygılarımla.

Gündüz Vassaf - 2010.03.07 - Radikal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder