1 Mart 2010 Pazartesi

Bir faşiste hayatın oyunu

PARİS -
Dünyada bazen bir olayın olacağı tutuyor, öyle bir şey oluyor ki onunu açık ve net bir biçimde ortaya koyduğu durumu, o konuda yirmi tane kitap yazsanız anlatamazsınız.

Bunları Paris’ten yazıyorum. Bu seferki, gazete yazılarımı yetiştirebildiğim boş vakitlere imkân veren bir yolculuk oldu. Uçakta gelirken gene Herald Tribune okuyordum (sevdiğim bir gazetedir); orada, şu yukarıdaki satırları yazdıran haberi gördüm.

Polonya’da, Pawel adından bir adam. Şimdi 33 yaşında. Demek ki seksenlerde doğmuş. Bir zamanlar kamyon şoförlüğü yaparmış. Bayağı genç yaşta, faşizmi benimsemiş. Girdiği “dazlak” grubundan kendi yaşlarında ve kendi kafasında bir genç kızla evlenmiş. “Dazlak” olarak, tabii, “anti-Semitizm” tarafı ağır basıyor. Aslında Polonya’da “anti-Semit” olmak için galiba dazlak olmak falan gerekmiyor; normal bir “Polonyalı” olmak yeterli. İkinci Dünya Savaşı’na kadar Polonya’da Yahudi nüfus üç milyonun üstündeymiş. Naziler bunun yüzde doksanından fazlasını yok etmişler. Ama sağ kalanları da Polonya halkı kovalamaya başlayınca onların çoğu başka yerlere göçmüş; göçemeyen birçoğu da kimliğini gizleyerek yaşamanın yolunu bulmuş.

Bizim hikâye de buna bağlı zaten. İlkin Pawel’in dazlak karısı, Paulina, soyunda Yahudi olduğu endişesine kapılmış. Durumu öğrenmek için bu işlerle uğraşan bir kuruma gidip başvurmuş (herhalde Halacoğlu’nun Polonyalı muadili birileri varmış). Başvuru sonucunda, yalnız kendi soyunda değil, kocası Pawel’de de Yahudilik olduğunu öğrenmiş.

Bunu öğrenince beyninden vurulmuşa dönen Pawel koyu Katolik bildiği annesiyle babasının yakasına yapışmış. Bu durumda onlar da dökülmüş, anlatmışlar. Anneannesini bir manastırda rahibeler saklayarak kurtarmış, savaş yıllarında. Büyükbabası da Yahudi (yani “baba tarafı”). Onlar savaş çıktığında sekiz kardeşmiş, çoğu da o yıllarda kaybolup gitmiş.

Pawel bunları öğrendiğinde 22 yaşındaymış. İyice sersemleşmiş bir halde olsa da, içinden bir şeyin, bir gücün, ona Yahudi olmayı öğrenmesi gerektiğini söylediğini anlatıyor. Anlaşılan “radikal” denecek bir mizacı var Pawel’in, çünkü Yahudi olmuş, ama Yahudi’nin de, zülüfüyle, sakalıyla, şapkasıyla, tam ortodoksu olmuş. Herhalde “anti-Semitizm” yaparak geçirdiği yılların kefaretini de ödemek istedi.

Annesiyle babası ondan etkilenip dönüşüm geçirmemişler. Geçen yıl babası ölünce Katolik mezarlığına gömülmüş; annesi arada bir oğluyla gelininin evine uğrayıp Şabat mumları yakıyormuş.

Pawel ile karısı böylece değişmişler ama eski arkadaşları değişmemiş. Onlar, anti-Semitizm’e devam. Böyle bir tavır alış, hepsinde, seksenlerden sonra, Jaruzelski askerî yönetimi altında devam eden Komünist rejime tepkilerinin sonucu. Aslında o rejim de tuhaf ve çelişik. Çünkü bir yandan, boş ve kof bir retorik olarak, “insanlığın uluslararası kardeşliği” edebiyatı devam ediyor; ama bir yandan da, yani gerçeklik düzeyinde, rejim kendisi de anti-Semit.

Ama, işte, Pawel’in aralarından ayrıldığı dazlak topluluğu, Polonya’daki bütün değişime rağmen –ve kendi gruplarında yaşanan bu tuhaf ve ilginç olaya rağmen- tutumunda ısrarlı. Yanlarında Yahudi düşmanlığı yapan adamın günün birinde Yahudi çıkması gibi bir olay, bu tür aidiyetlerin, bunlar üstüne kurulu ideolojilerin ne kadar absürd, ne kadar çürük çarık şeyler olduğunu göstermeye yetmiyor.

Polonya’da son zamanlarda birçok insanın sandık odasından Yahudi neneler ve dedeler çıkmaya başlamış –doğal olarak, orada da, “dede”den çok “nene”. Bundan beş yıl önce Varşova’da bütün Yahudi cemaat topu topu 250 aileye kadar inmişmiş. Ama şimdi bu sayı yeniden 600’e çıkmış. Kimse dünyanın başka bir yerinden kalkıp Polonya’ya göçmediğine göre, bu artış, yeni keşfedilen eski kökenlerle ilgili. Burada da, böyle bir durum vardır hep ve son zamanlarda varlığından yeni haberdar olunan Ermeni büyükanne sayısında ciddi artış var.

Murat Belge - 2010.02.27 - Taraf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder