1 Şubat 2010 Pazartesi

Orgeneral Başbuğ'un önündeki fırsat

Stockholm’de hava eksi 12 dereceyi gösteriyor. Her yer karla kaplı, şehir merkezinin içine parmaklar
gibi girmiş küçük koylar, yani deniz donmuş vaziyette.
Geçen yıl oluşturulan ‘Trilateral Strategy Group’ (Üç Taraflı Strateji Grubu) ilk toplantısını haziranda İstanbul’ta yapmıştı. Bu kez Amerikalı, Avrupalı, içlerinde yıllarını Türkiye üzerinde çalışmaya vermiş uzmanlar ve bir grup Türk ‘üçlü ilişki’yi tartışmak üzere Stockholm’deyiz.
Özellikle biz Türkiye’den gelenlere Stockholm havasını nasıl bulduğumuz sorulduğunda, ‘Antrenmanlı geldik. İstanbul buradan pek farklı değildi. Gerçi Boğaz donmadı, ama kar da kalkmadı’ cevabını veriyorum.
Altı ay önceki İstanbul ya da Türkiye ile bugünkü arasındaki fark sadece mevsim farkı değil.
Henüz Türkiye üzerine kafa yoran Amerikalılarla Avrupalıların da fark etmedikleri büyük hem de çok büyük fark, geçen yılın haziran ayında üstelik ne tesadüf Koç Müzesi’nde- toplandığımız vakit, ortaya dökülmüş ne ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’, ne ‘ıslak imza tartışması’, ne ‘Kafes Eylem Planı’ ve dolayısıyla Koç Müzesi’ndeki denizaltıya konmuş patlayıcılarla çocukların müze ziyareti sırasında havaya uçurulacağına ilişkin belgeler ve
ne de ‘Balyoz Darbe Planı’ vardı.
Bunların hepsi son yarım yıl içinde ortaya çıktı. Sağlam ve somut kanıtlarıyla.
Kim ne kadar direnirse dirensin, ünlü özdeyişte ifade edildiği gibi, ‘Gerçeklerin sevimsiz bir huyu vardır; bir gün mutlaka ortaya çıkarlar.’
***
Nitekim, 2009 yılı damgalı ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’na karşı hareket geçmek bir yana, belgeyi ‘kağıt parçası’ diye niteleyerek küçümseyen Genelkurmay Başkanı, Poyrazköy kazılarından çıkan LAW silahlarından boş olanını göstererek ‘Bu bir borudur’ diye alaya alan aynı Genelkurmay Başkanı, ‘Kafes Eylem Planı’yla ilişkilendirilen Deniz Kuvvetleri’ne yönelik soruşturma başlatacağına, bir savaş gemisinin üzerinde basın toplantısı yaparak dayanışma sergileyen o Genelkurmay Başkanı, şimdi ‘Balyoz Darbe Planı’ iddiaları hakkında son dönemdeki en kapsamlı soruşturmalardan biri için düğmeye basmış.
Bu haberi, aklımızın geride bıraktığımız Türkiye’de kaldığı, her bir satırını okurken dehşete düştüğümüz Poyrazköy iddianamesine zihnimizin takıldığı Stockholm’de öğrendim.
Haberde “Bizzat Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un emri ile bu hafta giderek derinleştirilen soruşturmada, İstanbul 1. Ordu’da 2003 Mart’ında bahsi geçen harp oyununa katıldığı belirtilen 162 subay ile tek tek görüşülmeye başlandı. Görüşmelerde, subaylara, o gün plan seminerinde yazılı plan dışında nelerin konuşulduğu ve kimlerin ne söylediği soruluyor. Soruşturma hem adli hem de idari olarak yürütülüyor” yazıyor.
Ben, kendi payıma Orgeneral İlker Başbuğ’un ‘darbe girişimleri’ ve ‘cuntacı faaliyetler’le hiçbir ilgisi bulunmadığına inanan ve hatta bilebilen birisi olarak Genelkurmay Başkanı’nın bu adımı atmasından pek sevindim. Ayrıca, Deniz Baykal’ın ikide bir Başbakan’a İlker Başbuğ’u ‘görevden al’ çağrısı yapmasını da, kirli cuntacı hesaplarla ilgili olmasından kuşkulanıyorum ve tam tersine Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı sıfatını taşımasını bir ‘güvence’ olarak kabul ediyorum. Bu çağrıyı da, dolayısıyla, ‘münasebetsiz’ görüyorum.
Ancak, her şeye rağmen, Başbuğ’un başlattığı bu soruşturma konusunda ‘ihtiyat payı’nın korunmasından yanayım. Zira, soruşturma başlattığına ilişkin haberde şu satırları da okudum:
“Genelkurmay Harekât Başkanlığı Tatbikatlar Programlar Dairesi arşivlerinde bu konuda yapılan araştırmada, Balyoz adlı bir plana rastlanmadı. Taraf’ın yazdığı plan ile Genelkurmay’daki bilgiler kesinlikle birbirini tutmuyor. Başkent kulislerine göre Genelkurmay gazetede yer aldığı şekilde, asla cami bombalama veya benzeri yasadışı girişimlerin resmi emirler ve belgelerde olmadığına emin. Bu iddialara da oldukça tepkili.”
Hal böyleyse işimiz var demektir. Genelkurmay’a sorarsanız, ne JİTEM var, ne TİT var. Devletin resmi kayıt-
larında veya mahkeme kayıtlarında ne varsa, Genelkurmay’da bulunamıyor. ‘Güneş hergün Doğu’dan doğar’ diye bir cümle Genelkurmay arşivlerinde bulunmuyorsa, güneşin her gün doğudan doğmadığına mı hükmedeceğiz?
***
Kolayı var. Taraf gazetesi, Genelkurmay’a ellerindeki kayıtları vermeyi önerdi. Alsınlar incelesinler.
İlker Başbuğ’un ‘Balyoz Darbe Planı’ konusunda soruşturma başlattığı haberini, Yasemin Çongar’ın dünkü yazısındaki şu satırlarla birlikte değerlendirirsek, bir anlamı olur:
“... Taraf’ın yayımladığı ses kayıtlarının yüzde 100 doğru olduğunu biraz gecikerek de olsa itiraf eden (Çetin) Doğan, ‘iç tehdit’ odaklı bir çalışma yaptırdığını teyit etmekle Genelkurmay’ın Mart 2003’teki plan semineriyle ilgili resmi açıklamasını da yalanlamış oldu. Eğer Çetin Doğan ve Balyoz planlarında ‘elektronik
parmak izi’ olan diğer askeri kişiler sorgulanır, belgeler gerektiği gibi incelenirse gerçeğin ortaya çıkmaması için bir neden yok. Başbuğ bu kez gerçeğe engel olmamalı.”
Başbuğ ve herkes, bunun yanısıra Poyrazköy iddianamesini de dikkatle okumalı ve Başbuğ, Balyoz Planı için verdiği soruşturma emrini, ‘Kafes Eylem Planı’ için de vermeli. Cami bombalamak vahim ve ‘vicdansız’
bir eylem de, Koç Müzesi’ndeki denizaltının çocukların ziyaret saatinde havaya uçurulması tertibi daha mı az ‘vicdansız’?
Üstelik bu 2003’e değil; 2009’a ilişkin somut kanıtları olan bir ‘vicdansızlık.’
***
Genelkurmay Başkanı’nın Murat Belge’nin dünkü yazısının şu son bölümünü okumasında da sonsuz yarar var:
“...Ortaya çıkan bu belgelerde, Genelkurmay Başkanı’na ‘vicdansız’ sözünü söyleten o cami planlarında adıyla sanıyla görevlendirildiği görülen kişiler var. Var mı, yok mu?
Böyle kişiler var mı, kim bilebilir onların adlarını, numaralarını vb.? Kim yazabilir bunları? Genelkurmay Başkanı önce bunları mı merak etmeli, yoksa ‘Bunları kim sızdırıyor’ sorusunu mu sormalı? Bir kişi ceza aldı müjdesi sahiden bir ‘müjde’ mi?
Kim, niçin? Böyle bir provokasyon planını açıklamış, onun için mi ceza almış o kişi? Bu son değindiğim
konuya büsbütün akıl erdiremiyorum. ‘Tümünü suçlamak’ diyor. ‘Tümünü’ suçlayan yok. Ama suç önünde böyle kol kanat gerdikten sonra, gerçekten, ne düşünmemizi bekliyorlar?”
Orgeneral Başbuğ’un önüne şimdi ve özellikle Poyrazköy iddianamesiyle de, kendisi hakkında yukarıdaki alıntıya yansıyan olumsuzkanıları toptan silebileceği bir fırsat geçmiş durumda.
Gereğini yapmasını umalım...

Cengiz Çandar’ın bu yazısı aynı anda Referans gazetesi ve www.hurriyet.com.tr web sitesinde de yayımlanmaktadır.

Cengiz Çandar - 2010.01.30 - Radikal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder