8 Şubat 2010 Pazartesi

Müzelik hunharlıklar ülkesi

Müzeler hızla değişiyor. Herşey
hızla değişiyor. Müzeler AVM’ye
benziyor. AVM’lerin içinde galeri
mecburiyeti getiriliyor. Alışveriş
çoktan bir sanat olarak ilan edildi.
Herşey alışveriş oluyor. Eline file
alıp da çarşıya çıkmak nostaljik
kitaplarda bir fotoğraf ancak.
’Post’ dönemde herşey her şeyle
içiçe geçiyor. Kimlik kayboluyor.
Şeyler özdeşleşiyor. Bir oluyor.
Kimlik diskurunun cezbesine
kapılmayan kalmıyor. Her şey
hiçleşiyor.
Televizyon ekranında görünce ilk
önce dondum. Rahmetli İpekçi’nin
kızı konuşuyor. Yanında katilleri
‘bulan’, dönemin içişleri bakanı.
Bayan İpekçi’nin elinde bir kirli
beyaz nesne. Konuşurken bir
yandan elindeki nesneyi çeviriyor.
Önce anlamakta zorluk çektim. İş
sonradan aydınlandı. Bayan İpekçi
elinde rahmetli babasının kanlı
gömleğini tutuyor. (Galiba o
gömlekle yattığını filan söylemiş.
Ben duymadım.) Bir kızın cinayete
kurban giden babasının ardından
dinmeyen acısı. Gömlek, o kanlı
gömlek, acıyı koruyan, tazeleyen
nesne. İnsanların ta içlerindeki
şiddetli duyguların ifadesi. Gömlek
ait olduğu evden çıkarılıp da TV
ekranında zumlanarak gözlerimize
sokulunca durum düpedüz, kaba
bir pornografi oluyor. (Abdi
Bey’in kızı ‘duygu sömürüsü’
yapmak istemediğini söylüyor.
Doğrudur. Ancak, dinmeyen
acısının nesnesi basit bir görme-
gösterme aracına dönüşüyor.)
Herşey burada kalabilirdi. Kalmadı.
Kalamazdı. Haber (buna haber
denirse) ertesi gün çıkageldi. Tüm
faili meçhullere adanacak bir
‘Vicdan Müzesi’ kurulacaktı. Fikir
nereden, kimden çıktıysa harika!
Tüm bu acılarla, çıkmayan kanla
hesabımız sonsuza dek görülecek
demektir.
Vicdan Müzesi hemen kabul
gördü. Diğer kurban yakınları
evlerinde yıllardır sakladıkları
ne varsa (hani konu müze olunca
bu objelere ‘koleksiyon’ diyesim
var, dilim varmıyor, dilimde acı
bir tat, demiyorum) bağışlamaya
hazır olduklarını söylediler. Hatta
bazılarının ellerinde o şeylerle
fotoğrafları da basıldı. Medyada
“ne güzel olur; tüm hunharlıklar
açığa çıkar; ibret olur” yollu
yorumlar zuhur etti. Yalnız bu
müze için yer seçimi çok önemli.
Ankara’nın Çankaya-Ulus-Bahçeli
üçgeninde bir eski Devlet yapısı
tahsis edilebilir mesela. Sonra
tüm bu şeyleri yorumlayıp
müzelik olmasını sağlayacak
deneyimli bir müzeci bulmak
gerekecek... Bu müze bir gün
gerçekten kurulabilir. Hatta
katillerin, tetikçilerin vitrinlerin,
sergi ünitelerinin önünde gözlerinde
iki damla yaş, fotoğrafları da epey
reyting, tiraj eder. Faili meçhuller
ilelebet müzelik olur...
Müze haberleri sıklaştı. O. Pamuk
romanını yazarken çeşitli eskici,
antikacılardan topladıklarıyla bir
müze açacaktı. Masumiyet Müzesi.
Pamuk Müze için İstanbul 2010
Ajansı’ndan destek almaktan
vazgeçmiş. Haber böyle. Neden
vazgeçtiği belli değil. O desteğin
şimdi nereden, kimden sağlanacağı
da. Olsun. Soruların ne önemi var?
Müze haber oldu işte.
Madımak Müzesi hâlâ gündemde.
Diyarbakır Cezaevi Müzesi de.
6-7 Eylül Müzesi fikri de yakında
ortaya atılır. Yüzlerce küçük-büyük
müze. Arkeoloji Müzesi’ni doğru
dürüst işletemeyen, Resim Heykel
Müzesi’nin çatısını aktaramayan
bir ülkeye yakışır.
Vicdan mı dediniz? Vicdan bilgi
demek. Dış dünyada olup bitenin
içimizde bir yerlere yerleşmesi de
denebilir. Tüm bu müzeler açılınca
(yani dükkânıyla, kafesiyle filan)
ülkemiz temiz vicdanlı insanların
yaşadığı bir ibret müzesine dönüşür.

Serdar Ada - 2010.02.06 - Radikal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder