4 Şubat 2010 Perşembe

İpekçi neden öldürüldü?

12 Eylül öncesi meydana gelen ve çözülmemiş pek çok hadise arasında Abdi İpekçi suikastı, sebebi ve sonuçları bakımından farklı bir noktada. Fiili, faili malum malum olmasına, ama hakiki sebebi meçhul.
Senaryo tartışmalarının revaçta olduğu bugünlerde geçmişte Zincirbozan’ı yazarken kısmen işaret ettiğim kurguyu biraz
daha açmak istiyorum. Zira genel kanı hâlâ ‘İpekçi tanınmış, itibarlı bir gazeteci olduğu için hedef seçildi’ kanısı hâkim. Elbette tanınmış bir gazeteciydi Abdi bey, itibarlıydı da... Onun siyasetteki ağırlığının ölçüsünü göstermek
için öldürüldüğü gün Ankara’dan İstanbul’a dönerken telefonla aradığı Süleyman
Demirel’in “Sana bir şey söyleyeyim, şayet sen sayın Ecevit’e verdiğin desteğin onda birini bana vermiş olsaydın Türkiye’nin taşı toprağı altın olurdu” dediğini bilmek kâfidir. Ama herhalde ne itibarı, ne ağırlığı katlini izaha yetmez.
Bilinen, Abdi beyin kurşunlara hedef olduğu günden yaklaşık iki hafta kadar önce, karanlık bir dosyayla meşgul olduğu ve söz konusu dosyayla ilgili olarak yakın çevresindeki birkaç kişiye içeriğinden söz etmeksizin ‘Çok önemli’ dediği.
Kişi işaretler bu dosyanın o dönemde devlet içinde yuvalanmış istihbaratçı, akademisyen, özel harpçi karması bir grupla alakalı olduğunu düşündürüyor. Suikast dahil provokasyon niteliğinde olaylar planlayan, sağ-sol ayrımı yapmaksızın gençlik gruplarından eleman devşirip eylemlere yönlendiren, finansmanını kaçakçılık şebekelerinin yaptığı bir grup bu. İpekçi’nin elindeki dosyada bu grubun yapılanmasıyla ilgili bazı bilgilerin yer aldığını, daha önemlisi yönetici konumundaki elemanlarının listesinin bulunduğunu düşünebiliriz. Ve kendisine güvendiği bir istihbaratçı tarafından özel olarak verildiğini de.
İpekçi’nin dosya eline ulaştığı anda harekete geçmesi, kendisinin sorgulayıcı
mizacını ve mesleki hasletlerini bilenler tarafından yadırganabilir kuşkusuz. Dolayısıyla başka mahfillerden de aynı istikamette bilgi edinmiş olması gerekir.
Kurgunun bir adım ötesi, muhtemelen İpekçi’nin bu tuzaktan dönemin başbakanı ve yakın arkadaşı Bülent Ecevit’i haberdar edişi olmalı. Ecevit’in her zamanki heyecanıyla dosyanın mahiyetini öğrendikten sonra soruşturma emri vermek istediğini, ancak Abdi beyin “Çevreniz bu insanlar ve yakın ilişki içinde oldukları kişilerce kuşatılmış durumda. Engellenirsiniz. Gazeteci olarak benim bunları deşifre etmemden sonra harekete geçmeniz sonuç almayı kolaylaştırır” dediğini tahmin edebiliriz.
Bu görüşmenin yeri Ankara, günü de 1 Şubat 1979. Yani katledildiği gün.
Suikastın faili Mehmet Ali Ağca’nın ‘nöbetçi tetikçi’lerden biri olarak 1 Şubat 1979 günü örgütün bağlantı elemanlarınca mekan tuttuğu kahvehaneden alınıp Maçka’ya ‘taşınmış’ olması kuvvetle muhtemel. Eylemin gerçek sebebiyle ilgili olarak bilgilendirildiğini düşünmek bile akla ziyan!. Yakalanmasını
takiben psikolojik baskı altında polise verdiği ifadelerde açıkladığı kimi isimler bir yana, daha sonra yaptığı ideolojik açıklamalar, sözlerinin arasına serpiştirdiği gizemli cümleler kendisinin basit bir tetikçi olmadığını göstermeye matuf süslemelerden ibaret..
Abdi İpekçi’nin elinde tuttuğu dosyanın içeriği neydi; kimlerin ismi vardı o istihbaratçı, akademisyen, özel harpçi üçgeninde bilmiyoruz. Ama bildiğimiz o günden bugüne aynı çarpık yapının kendisini yeni şartlara uyarlayıp yeni ittifaklar kurarak oluşturduğu arap saçına dönmüş yumakta debelendiğimiz.
Bugün söz konusu yapının bir parçası hakkında kısmen bilgi sahibi olduğumuz ya da yumağın uçlarından birini ele geçirdiğimiz için umuda kapılıyoruz. Oysa sarmal bugün eskisine kıyasla hem daha büyük hem daha yaygın. Onun için tellerden birine dokununca gövdenin bütün uzuvlarından feryat yükseliyor.

Avni Özgürel - 2010.02.03 - Radikal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder