1 Şubat 2010 Pazartesi

İç gündem ve dış politika

Türk dış politikası konusunda uzmanlaşan yazarların hemfikir olduğu bir gerçek var: Türkiye'nin iç ve dış gündemi arasında büyüyen bir tezat söz konusu. Nedir bu tezat? Kısaca ifade etmek gerekirse içerdeki sorunlar dış politikayı gölgeliyor. İçerdeki kavgalı siyasi gündem, Türk dış politikasındaki "çok yönlü, aktif, sıfır sorun" vizyonuyla çatışıyor. Şurası bir gerçek: Türkiye genel anlamda dış politikada başarılı. Ülkenin yükselen bir profili var. "Türkiye izlediği 'komşularla sıfır sorun' politikasıyla güvenlik ihraç eden bir ülke." Bu iddialı sözler bir AK Parti yetkilisine değil, ABD'nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey'e ait.
Ama içeriye baktığınızda tezat ve çelişki ortada. Geçenlerde Mensur Akgün'ün çok yerinde tespitlerle ifade ettiği üzere: "Bir yanda Avrupa'nın en prestijli kurumunun başına bir Türk milletvekili seçiliyor, diğer yanda Türkiye hâlâ darbe tartışmaları ile sarsılıyor. İçeride kendine, ülkesine, halkına güvenmeyen bir sürü insan var. Şeriat gelecek diye darbe yapmaya, hatta savaş çıkarmaya bile hazırlar.
Jenerik senaryolar üstünde çalışıyorlar, çıkacak isyanı ne kadar kanlı bastıracaklarının hesabını yapıyorlar. Dışarıda ise ülkenin etkisi ve gücü her geçen gün artıyor. Türkiye, dünya ekonomisinin geleceği üstünde söz söyleyen bir yapının içinde yer alıyor. BM Güvenlik Konseyi üyeliğine seçiliyor. NATO'da Genel Sekreter seçiminde ağırlığı hissedilen bir ülke haline dönüşüyor. Lübnan'da, Afganistan'da, Irak'ta istikrar unsuru olarak yer alıyor."
Zaten Mensur Akgün'ün yazısının başlığı durumu veciz bir şekilde özetliyor: "Dışta Dev, İçte Cüce Ülke Türkiye."

Siyası rejim-AK Parti kavgası
Bu doğru tespitlerden yola çıkarak gene sorması kolay, ama cevabı zor olan bir soru sormak gerekiyor: Neden böyle bir çelişki var Türkiye'de? Kanımca asıl sorun Türkiye'deki resmi ideoloji ve onun uzantısı olan anti-demokratik anayasa, siyasi kültür ve zihniyet. Resmi ideoloji "iç tehdit" algılaması üzerine kurulmuş.
Nedir iç tehdit? İrtica ve bölücülük.
Kim koruyacak ve kollayacak ülkeyi irtica ve bölücülükten: Türk Silahlı Kuvvetleri. Böyle bir ülke nasıl birinci sınıf bir demokrasi olacak? Türkiye'de resmi ideolojiye gönül vermiş, onu korumaya kendini adamış önemli ve etkili bir zümre iktidarı meşru görmüyor. Onlara göre AK Parti demokratik değil "İslamcı" bir parti. Bu nedenle Cumhuriyet'in kurucu prensipleriyle kavgalı. Yani siyasi rejim ve AK Parti arasında kavga var. Bu durumda dış politika ikinci planda kalıyor. İçerde böylesine kökten bir "meşruiyet sorunu" varken zaten dış politika töhmet altında kalıyor. Zaten AK Parti ve Türkiye'nin son zamanlardaki dış politikasına bu gözle bakanlar büyük başarılar değil, tam aksine hazin bir "eksen kayması" görüyorlar. Türkiye'de kimlik sorunları ve siyasi kutuplaşma bu kadar yoğun ve rejim bu kadar anti-demokratik oldukça, ülkenin siyasi dokusu dış politikayı hep gölgeleyecek. Kapatılma korkusu yaşayan bir siyasi parti dışarıda nasıl başarılı olabilir ki?
Peki, Türkiye bu çelişkiden nasıl çıkar? Siyasi kültür ve resmi ideolojiyi değiştirmek çok zor. Batı'da sanayi devrimine bizden iki yüz önce başlamış ülkelerin siyasi kültürü, kapitalizm ve demokrasi sayesinde 19. yüzyıldan bu yana evrim içinde. Ama Türkiye'de de artık değişim talep eden bir halk var. Bu nedenle en azından anayasayı değiştirmek bu kadar zor olmamalıydı. Temmuz 2007'de yüzde 47 oy almış bir iktidar normal şartlar altında bu anti-demokratik anayasayı değiştirmeyi başarmalıydı. Olmadı. Hem iktidarın basiretsizliği, hem de rejimin direnci nedeniyle anayasa daha demokratik hale getirilemedi. Tarihi bir fırsat kaçtı. Bugün vesayet rejimi devam ediyor ve bunun sonuçlarına barış, kalkınma ve demokrasi isteyen halk katlanmak zorunda kalıyor. Dış politika ise rejim engel olmadıkça kendi suyunda kaynamaya devam ediyor.

Ömer Taşpınar - 2010.02.01 - Sabah

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder