4 Şubat 2010 Perşembe

Değiştirilmeyi bekleyen dünya

İnanılmaz güzellikte bir dünyada yaşıyoruz. Sayılamayacak kadar çok hayvan ve bitki, baş döndürücü bir çeşitlilik, akıl almaz bir renk cümbüşü... Ve bütün bunların arasında, insanları on binlerce yıldır bir yaratıcının varlığına ikna eden, tesadüf olması olanaksız gibi görünen bir uyum. Bir bitkinin yaprakları mor, bir kuşun gözü mor rengi daha iyi seçiyor, kuş o bitkiye konuyor, yaprakların üzerinde biriken suyu içiyor, konmuşken bitkinin üremesini sağlıyor.

Ve yaprağın rengi, kuşun sesi insan beyninde heyecan uyandırıyor. Ve bitki, kuş ve insan sonsuz doğal kaynakların, doğal güzelliklerin içinde yaşıyor.

Hippy gibiyim, değil mi? Yoo. Dünya gerçekten böyle. İnsan mutluluğu için gerekli her şey yerli yerinde (ölümsüzlük ve gerçek aşk hariç, ama o kadar olur). Dünya nüfusunun tüm maddi ihtiyaçları hemen bugün karşılanabilir. Tok olan, başının üzerinde bir dam olan, soğuğa ve sıcağa karşı korunaklı olan ve elinde sopayla başının üzerindeki damı korumak zorunda olmayan insanlar hemen bugün mor yaprakları seyretmenin tadını çıkarmaya, yaratıcılıklarının dizginlerini atıp bugün hayal bile edemediğimiz ürünler vermeye başlayabilir.

Ama başlamıyorlar. Başlamıyoruz. Başlamamız gerektiğini, öyle yaşayabileceğimizi hepimiz biliyoruz, ama olmuyor.

Oysa, olmaması için hiçbir maddi neden yok. Bir bütün olarak bakarsak, dünyada kıtlık yok, eksik yok.

Ama akıllara durgunluk verecek bir gıda zenginliğinin ortasında, insanlığın önemli bir kısmı açlıktan ölüyor. Sadece Afrika’da değil. Amerika’da, dünyanın en zengin ülkesinde, kötü beslenmeden kaynaklanan verem gibi hastalıkların arttığı anlatılıyor. New York sokaklarında ancak dilenerek karnını doyurabilenler İstanbul’dan daha fazla.

Bilim kurgu yazarlarını bile hayrete düşürecek bilimsel, tıbbi ve teknolojik bir gelişmenin ortasında, insanlığın bir kısmı daha bir yaşına basmadan ölüyor, çaresi bilinen hastalıklardan ölüyor, temiz su bulamadığı için ölüyor, soğuktan ölüyor, sıcaktan ölüyor, sel veya deprem geldiğinde uyduruk binalarda yaşadığı için ölüyor.

Bir gezegen ve altı milyar insan. Gezegenin kaynakları ve insanların bilgi düzeyi ve toplam üretim altı milyarı beslemeye bol bol yetiyor; altı milyarın hepsi için elektrikli, sulu, sağlam ve ferah konutlar inşa etmeye bol bol yetiyor; altı milyarın hepsinin eğitimini ve sağlığını sağlamaya bol bol yetiyor. Ama bu altı milyarın önemli kısmı aç, konutsuz, eğitimsiz, sağlıksız.

Günümüzün dünyasına anlam vermek gerçekten de mümkün değil. Niye böyle olduğunu anlamak mümkün, ama bunu anlamlı, normal, kaçınılmaz bulmak mümkün değil. Altı değil altmış milyar insanı bile besleyebilecek bir dünyada, milyonların açlıktan ölmesi nasıl normal olabilir?

Önce bunun “anormal” olduğunu kabul edelim.

Sorun sadece açlık değil ki. İnsanlar doymak ve yaşamak için gerekli işlemleri yaparken, bunu iklim değişikliğine yol açmayacak, ozon tabakasını delmeyecek, nehirleri kurutmayacak, toprağı zehirlemeyecek, diğer canlıları yok etmeyecek şekilde yapabilecek bilgiye ve teknolojiye sahipse ve yine de bunlar yapılıyorsa, burada bir “anormallik” daha var.

Anormallik maddi durumdan kaynaklanmıyor. Öyle olsa, “N’apalım” derdik, “yeterince gıda üretemiyoruz, bazılarımız ölüyor” veya “İklim bizden bağımsız olarak değişiyor, engellemiyoruz”.

Hayır, sorun bizim dışımızda, objektif bir sorun değil. Sorun altı milyar insanın birbiriyle ilişkilerini örgütleme biçiminde.

İnsan toplumunun bu örgütlenme biçimine, sevenler de sevmeyenler de, memnun olanlar da olmayanlar da, “kapitalizm” diyor. Başka ne özellikleri olursa olsun, bir yandan müthiş bir zenginlik yaratırken, bir yandan da insanlığın dörtte üçünü bu zenginlikten tamamen mahrum eden bir örgütlenme biçimi, açık ki, insanlığın bütünü açısından yararlı, anlamlı, normal bir sistem değil.

İnsan kendi hayatında “anormal” olduğunu düşündüğü, yanlış bulduğu bir durumla karşılaştığında ne yapar?

Durumu değiştirmek için bir şeyler yapar, adım atar, değil mi?

Ben bu nedenle sosyalistim. Ya siz?

Roni Marguiles - 2010.02.03 - Taraf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder