1 Şubat 2010 Pazartesi

Bir insanın yaşama hakkı

Dün İclal Aydın yazdı. Ben de bildiklerimi yazarak konuya devam edeyim.

Konu: Silikozis. Çok ince tozların akciğere girmesi ve onu işlemez hale getirmesi. Sonuç mutlak ölüm.

Kimlerde oluyor: Kot, çelik ve teflon tencere kumlama işinde ve diş protez işinde çalışanlarda.

Yani: Büyük çoğunluğumuz kanlı tencereler, kanlı tavalar, kanlı kotlar, kanlı dişler kullanıyoruz demek.

1- Devletin, çalışanlarının yaşam hakkını ihlal eden insanların yakasına ciddi bir şekilde yapışması gerekiyor. Sağlık bakanlığı tekstilde kumlamayı yasakladı diye yazdı İclal. Nasıl bir yasak bu?

Hiç kimseyi bağlamayan, “yapılmasa daha iyi olur” demeye getiren yarım sayfalık bir genelge. Fakat diyelim hakikaten yasaklandı. Türkiye’de denetlenen iş yerlerinin toplam işyerlerine oranı SADECE yüzde 6! (MESKA 2009 sempozyumunda açıklanan rakam) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının yapabildiği bu kadar. Yüzde 94’üne ayak bile basılmıyor!

2- Hakimlerimiz, savcılarımız ve avukatlarımız iş kazasını biliyor ama meslek hastalığı konusunda yeterli donanıma sahip değil. Zira “meslek hastalığı” uzun bir süreç, nerede ne zaman kaptı konusunun araştırılması zaman ve bilgi istiyor. Bu ikisi olmayınca da ne oluyor? Ya hiç ceza verilmiyor ya da güdük güdük bir takım tazminatlara mahkum ediliyor iş yeri

3- Kasten adam öldürmek büyük suç ama kasten ihmalkarlıkla ayda 500 lira maaş verip yavaş yavaş adam öldürmek suç değil! Adam 24 yaşında silikosizden ölmüş, 4 ayrı hastaneden “meslek hastalığıdır” diye raporu var, yakınları şikayetçi, aynı işyerinde bir başkası daha hasta ama savcılık, otopsi yapılmamış deyip işveren hakkında davayı açmıyor. Buna itiraz eden avukata ağır ceza mahkemesinden verilen iki satır gerekçeli kararda savcılığın haklı olduğu söyleniyor. (Kahramanmaraş, Kazım Uçak davası) Halbuki doktorlar ancak şüpheli ölüm durumunda otopsi yapar. Söz konusu ölüm şüpheli değil ki! Bildiğin silikosiz.

4- Peki görülen davalar nasıl sonuçlanıyor? Meslek hastalığı olduğunu kanıtlayabilirsen mahkeme SSK’dan bir maaş bağlanmasına karar veriyor. Peki işverene ne oluyor? SSK dava açıp bağlanan maaşı toptan işverenden almaya çalışıyor. Alabiliyorsa alıyor alamazsa çoğu zaman olduğu gibi kurum kendi ödüyor.

5- Şimdiye kadar işverene maddi tazminat cezası yok denecek kadar az verildi. İşçinin SSK’dan alacağı maaş maddi tazminatı karşılamış kabul ediliyor. Manevi tazminat ise eğer işveren bulunup tahsil edilirse ortalama 10-40 bin TL. Çoğu bulunmuyor. Bu durumda bu insanlara ve sonra da ailelerine bağlanan maaşı kim ödemiş oluyor? BİZ! (“Beni ilgilendirmiyor bu konu” diyenler belki en azından bu açıdan rahatsız olur)

6- Özetle: İşverenin korkması için bir neden yok ortada. Ne hapis cezası var ne para.. Kötüye hakikaten bir şey olmuyor bu ülkede…

Mutlu Tönbekici - 2010.02.01 - Vatan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder