8 Şubat 2010 Pazartesi

Apoletli tarikatçılar

Kelimelerimiz kalebentliğimizin ifadesi. Genellikle, kelimelerin altında yatan anlamların hangi güç ilişkilerine hizmet ettiğinin farkında değiliz. Devleti devlet yapan unsurlardan biri vatandaşlarına karşı şiddet kullanma yetkisi olması. Ama devletin asıl gücü, edilgenliğimizden, düzenin söylemini içselleştirdiğimizden geliyor.
Yüzyıllarca din egemenliğinde bir dünyada yaşandı. Günlük dilimizde kullandığımız kelimeler dinin iktidarını yansıttı. Dinin dilini kullanarak kullaştık. Türkiye’de her ne kadar bir anlamda (hepimizin ödediği vergilerin bir kısmı Diyanet İşlerine gidiyor!!!) laik bir düzene geçildiyse de, dilimiz dinin egemenliğinin ifadeleriyle dolu. İngilizler yüzyıllarca tanrıyı anarak ‘Godspeed’ kelimesiyle birbirlerini uğurladılar. Ne var ki bugün Londra’da sokaktaki adam kelimenin anlamını bilmeyebilir. Şeriat devletlerine özgü ‘Allahaısmarladık’ ise Türkiye’de çoğumuzun hala kullandığı bir hitap tarzı. Dilde, kültürde değişim çabuk olmuyor.
Üstelik bugün Türkiye’de iktidarını dinin dili üzerinden kuran, dini simgelerle siyaset yapan bir partinin hayatımızda egemenliği söz konusu. Devlete işi düşenlerimizin, ‘Selamınaleyküm’ leştiği bir ortamdayız. Bizi bu kelimelerle buyur edene, ‘Merhaba’ ile karşılık vermeniz, ister istemez, inatlaşmanın, ortamı gerginleştirmenin, karşılıklı ötekileşmenin ifadesi. Diyelim ki, zıtlaşmanın tatsız ortamından kaçındığımızdan ya da işimiz pürüzsüzce görülsün istediğimizden, aynı dili benimseyip ‘Aleykümselam’ diye karşılık verdik. Bu sefer de, hem dinin dilde iktidarını pekiştirmiş oluyoruz hem de samimi olmadığımızdan, riyakarlığımızdan ötürü arkamızdan gülünüyor.
Türkiye’de askerin egemen olduğu bir düzende yaşamış olmanın ifadeleri de günlük dilimizde bol bol var. Sivil geçiniyoruz ama asker gibi konuşuyoruz. Her fırsatta alt-üst ilişkisi yaratıyoruz. Nefer orduda esas olan itaat gereğince, ‘Onbaşım’, ‘Yüzbaşım’ vs. diye hitap eder... Peki çocuklarımıza ‘Öğretmenim’ dedirterek otoriteye şartlandırmamıza ne demeli? Öğretmenin öğrencilerini adlarıyla çağırması tek yönlü mutlak bir iktidarın ifadesi. Tersi, öğrencinin öğretmenine ‘Yasemin Hanım’, ‘Aydın Bey’, diye hitap etmesi okulun disiplin anlayışına meydan okumak anlamına gelir. Yuvadan başlayan bu şartlanmayı ne denli içselleştirdiğimiz yetişkinken askerin önünde iki büklüm olmamızdan belli. Aramızda en sivil geçinen basın mensuplarımızın generallere ‘Paşam’ diye hitap etmesine şaşmak aklımızdan geçmez. Gönüllü olarak karşımızdakini güçlendirip kendimizi güçsüzleştirdiğimiz bu konumda basının öğrenme hakkından bilinçsizce feragat etmişizdir... Falanca generale ‘Tarık Bey’ diyemeyişimiz korkudan değil, otomatiğe bağladığımız edilgenliğimize ters geldiğinden. Sivil hayatımıza yansıyan askeri düzeni sorgulamadığımızdan, günlük yaşamımızda içselleştirdiğimizden. (Çankaya’da, 27 Mayıs darbesinden beri Cumhurbaşkanı konutunun yanında kuvvet komutanların köşklerinin ne münasebetle orada bulunduğunu sormayı aklımızdan geçiremediğimiz gibi. Bırakın aklımızdan geçirmeyi kim farkında ki?) Postaneden sağlık ocağına, tatil kampından tapu kadostro dairesine kadar kullanılan ‘Müdürüm’, ‘Başkanım’, ‘Amirim’, hatta ‘Abim’ gibi hitap tarzları Türkiye’de sivil toplumun askerileştirilmesinin ne denli yaygın olduğunun ifadesi.
‘Milli Eğitim Bakanlığı’ sözlerindeki ‘Milli’ deyimine ne demeli? Edebiyattan biyolojiye, matematikten psikolojiye kadar eğitimin milli olabileceği aymazlığı bence askeri düzeni farkında olmadan şuursuzca benimsemiş olduğumuzun belki de en ibret verici örneği (Milli Eğitim yetmiyormuş gibi 12 Eylül’den sonra askeri cuntanın coğrafya dersinin adının ‘Milli Coğrafya’ diye değiştirttiğini hatırlıyorum.)
Türkiye’de son yıllara özgü bir gelişme ise, şimdiye kadar zıt kutuplarda yer alan apolet ve tarikat söylemlerinin günlük dilde örtüşme eğilimi göstermesi. Egemen düzen, dili çıkarları için kullanmasını, öğrettiği kelimelerle, ifadelerle bizi yönlendirmesini, şartlandırmasını iyi biliyor ve beceriyor. Özgürlük ve demokrasi mücadelesi bize dayatılan dillerden, simgelerden soyunmamızdan geçiyor. Zor olan başkalarına karşı çıkarken kendi esaret dilimizi yaratmamak.

Gündüz Vassaf - 2010.02.07 - Radikal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder