1 Şubat 2010 Pazartesi

Alplerden bakınca

Çok uzun çağlar aşılmazlıklarıyla
biricik zirve hayali olmuşlar. Kıta
ortasında duran dağlar. Seyyahlar,
maceraperestler, sanatçılar
geçitlerinden kuzeye ya da
güneye gidişlerini anlata anlata
bitirememişler. Kimi zaman
çobanların, kimi zaman da
bilge köpeklerin rehberliğine
sığınmışlar. Aşmaya, başarmaya
ithafen her bir kapıya bir azizin
adını vermişler. Sularının lezzeti,
şifası uğruna banyolar, kaplıcalar
kurmuşlar. Otlarından yiyen
hayvanların etini, sütünü ve
peynirini öve öve bitirememişler...
Bugün Alpler zırt pırt geçilen,
yamaçları kar tutunca kayak
kayılabilcek diye bayram edilen
sıra(dan)dağlar olarak duruyor.
Cuma akşamı olamadıysa mutlaka
cumartesi sabahı oluyor. Alpler’e
doğru yola çıkılıyor. Avrupa’nın
düzlüklerinden Hollanda’dan,
Danimarka’dan, Polonya’dan
dağ seferi oluyor. Çoluk çocuk
araçlara doluşuyor. Otoyollarda
şeritler sıkışıyor. Alpler’in
zirvelerine, krater göllerine
onbinler akıyor.Yaygın ve ucuz
Avrupa-içi bir kitle turizmi. 1
ayla 90 küsur yaş arasında herkes.
Köy pansiyonu odalarına çantalar
atılıyor. Doğru dağlara. Köpeklerin
tasmaları çözülüyor. Çocuklar
kızağa atılıyor. Aynı istasyonlarda
aynı sosisler biraya katık ediliyor.
Rengârenk yamaç paraşütleri aynı
noktalarda yere değiyor. Yemek
üzerine köy yolunda aynı kır
kahvelerinde bol kaymaklı kekler
yeniyor. Alpler’den bakınca
Avrupa çağlardır olmadığı kadar
büyük ve sürprizsiz bir huzur
içinde görünüyor.
Passau, Almanya’dan Avusturya
toprağına nasıl, ne zaman
geçtğinizi anlayamayacak
kadar yakın, bir küçücük
katolik kenti.Vatikan bu güzel
kentin, kentteki bir avuç
kalmış cemaatinin üzerine
titriyor olmalı. Passau üç
nehrin kıyılarına gelişigüzel
kurulmuş bir kent. Her an
suyun, selin tehdidi altında.
Duvarlarda 500 yılın su baskın
izleri işaretlenmiş. Kimileri
metrelerce yükseliyor. Bir
yamaçta kilise. Meryem’in
himayesine adanmış. Girişindeki
tabelada Türkler (nedense
onlar bizim Osmanlı dediğimize
ısrarla Türk demişler) kapıya
geldiğinde şehri koruyan
adama şükran yazısı. İçerideki
vitrinde bazı kalıntılar sergileniyor.
Bir tuğ, bir zırh, bir sadak, bir yay.
Hem de ne yay. Çocukken ağaç
dalından yaptığımızdan farksız.
Biraz demirle kavileşmiş. İşgüzar
bir müzecinin işi gibi duruyor.
Passau’dan trenle Avusturya’ya
geçiliyor. Nasıl geçildiği hiç
anlaşılmıyor. Sınırda en ufak
işaret yok.Az ilerde Salzburg.
Sadece Mozart’la onun arkada
bıraktıklarını yiyerek yaşayan
kent. Onun sayesinde binlerce
kişinin istihdam edildiğini, hatta
kocaman bir endüstrinin
kurulduğunu söylemek mümkün.
Bugün Alpler bölgesinden bakınca
Avrupa’da sükûn ve düzen hüküm
sürüyor gibi. Tanımlanmış, kuralları
konmuş bir tekdüzelik yaşanıyor.
Tek tük farklı notalar yok değil.
Vitrinlerinde ‘tasfiye’ yazılı
dükkânların çokluğu. Camında
‘sigara içilir’ yazan kafeler ve
barlar. Aniden kar bastırıp metro
seferleri gecikince hayret ve
kaygı dolu bakışlarla elektronik
tabelaları gözleyen insanlar.
Bugün Alpler’den bakınca sanki
Avrupa’nın baş derdi sorunları,
ekonomik durgunluğu, sayıları
her gün artan ‘yeni Avrupalıları’
yokmuş gibi.
Alpler de sanki sıra dağlar değil,
bir ucundan bakınca öteki ucu
görünen bir düzlük.

Serhan Ada - 2010.01.30 - Radikal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder