29 Ocak 2010 Cuma

Balyoz ve Genelkurmay

Şu son “Balyoz” skandalıyla birlikte Genelkurmay Başkanı’nın durduğu yerde durmanın ne kadar zor olduğunu söyleyip İlker Başbuğ için dertlenenlerin de sayısı arttı. Gerçekten de öyle.

Gene birçok yazar, Başbuğ’un bir yandan “Seçimle gelen seçimle gitmeli” diyerek demokratik rejimi öne çıkarır ve darbe olmayacağını taahhüt ederken, bir yandan da başında bulunduğu kurumda yer alanları yatıştırmak üzere farklı sözler söylediğini dile getiriyor.

Bu da öyledir herhalde. Ne kadar doğru olduğunu ölçme imkânım yok. Ama doğrusu bu ikinci kategoriye giren sözler çok tuhafıma gidiyor ve amacı ne olursa olsun böyle sözlerin söyleniyor olmasını demokrasi açısından bir hayli zararlı görüyorum. Örneğin, bu “sabır” edebiyatı ne anlama geliyor? Bu olay ve bundan önceki olaylar yığını karşısında insanlar düşündüklerini yazıyor ve söylüyor. Memlekette mahkeme, savcı, yargıç açığı var ve o kurumda Silâhlı Kuvvetler’in yanında yer almaya kararlı olanların, öyle olmayanlardan çok daha kalabalık olduğunu her gün görüyoruz. Yapılan eleştiride bir “suç” varsa, onlar gereğini yapacaktır. Yoksa, Silâhlı Kuvvetler hakkında konuşulduğunda, var olan yasalarda belirlenmemiş, tanımlanmamış başka kurallar mı söz konusu oluyor?

Ve sabırları tükenince ne yapacaklar? Darbe mi yapacaklar –savcı, yargıç ve mahkemelerin varlığı yetmiyorsa? O zaman bu “Ordu darbe yapmaz ama kızarsa ordu darbe yapar” gibi tuhaf, kendisiyle çelişen bir beyanat mı oluyor, öyle mi anlamamız gerekiyor?

“Geçmişte bazı şeyler olmuştur.” İyi ya. Zaten bu olan şeyleri konuşuyoruz biz de. Ne kadar süreyle konuşacağımıza, ne diyeceğimize, ne demeyeceğimize Genelkurmay mı karar verecek?

Çok kişinin söylenmesi gerekeni söylediği bir konu: “Silâhlı Kuvvetler yıpranmasın”! Kim yıpratıyor? Dolar basacağını beyan eden General mi, Erke Dönergeci imal edip bunu ilân eden Generaller grubu mu, günlük yazan ya da Günlük’lere konu olan Generaller ve Amiraller mi, Kafes yazarları mı, “ıslak imza” sahipleri mi, “Balyoz” plancıları mı, kim, yıpratan? Yoksa söylediklerinin yüzde bilmem kaçı yanlış çıkan bir Genelkurmay Başkanı mı?

Bu nasıl bir kurumdur ki yıpranmaması, ancak hakkında ağız açılmamasıyla sağlanabilir? Eleştirildiği anda da, yukarıdakinden çok daha uzun bir “açıklar” listesi ortaya çıkar? Bu durumda şu “yıpratma/yıpranma” kelimelerinin anlamlarını kimin yeniden, daha dikkatli bir şekilde düşünmesi gerekiyor?

Çıkan belgelerde yok camiye bomba, yok uçak düşürülmesi, bir şeyler yazılı. “Bunlar doğru değil” diyenler var, belli ki diyenlerden biri de Genelkurmay Başkanı. Ama neyin başkanı olursa olsun, kuru kuruya “Bunlar doğru değil” demekle olmuyor. Olmadığını kanıtlamak gerek. Doğru olmayan bu şeylerin doğru olduğu saklanamayan öbür şeylerin arasına nasıl girdiğini açıklamak gerek. Orada durup “vicdansız” lafını telaffuz ederken de, bir düşünmek gerek, kim vicdansız, böyle planlar yapan mı, “böyle planlar yapılmış” diyen mi? Bütün bu tuhaflıkların açıklaması (ve yapılan bilmem kaç “resmî” açıklamayla ne zamandan beri devam ediyor tuhaflıklar) kurumun “rahatlatılması ve sakinleştirilmesi” ise, bu da gene endişe verici bir durum değil mi? Bunlarla rahatlayacak bir kurum sizce sağlıklı bir şey mi?

Ortaya çıkan bu belgelerde, Genelkurmay Başkanı’na “vicdansız” sözünü söyleten o cami planlarında adıyla sanıyla görevlendirildiği görülen kişiler var. Var mı, yok mu? Böyle kişiler var mı, kim bilebilir onların adlarını, numaralarını vb? Kim yazabilir bunları?

Genelkurmay Başkanı önce bunları mı merak etmeli, yoksa “Bunları kim sızdırıyor” sorusunu mu sormalı? Bir kişi ceza aldı müjdesi sahiden bir “müjde” mi? Kim, niçin? Böyle bir provokasyon planını açıklamış, onun için mi ceza almış o kişi?

Bu son değindiğim konuya büsbütün akıl erdiremiyorum. “Tümünü suçlamak” diyor. “Tümünü” suçlayan yok. Ama suç önünde böyle kol kanat gerdikten sonra, gerçekten, ne düşünmemizi bekliyorlar?

Murat Belge - 2010.01.29 - Taraf Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder