13 Aralık 2009 Pazar

Türk-Kürt halk savaşları mı başladı?

Galiba işler en çok şimdi ve şimdiden sonra sarpa saracak. Sabahtan beri memleketin bir çok noktasında Kürtlerin protestolarını ve bazı yerlerde çıkan olayları izliyorum. Tek kelime ile: Tüyler ürpertici. Bilhassa İstanbul’un göbeğinde olup bitenler insanın uykularını kaçıracak, ülkeye dair tüm umutları yitirtecek cinsten. Galiba “sağduyu” devrini kapadık. Açılım gibi o da tedavülden kalkan bir kelime oldu. Şimdi sağ kroşe, sol satır, sağ balta zamanı. Basın olarak vazifemiz “aman arkadaşlar, aman etmeyin, aman sağ duyulu olun!” demek ama... Açıkçası kimseye “partiniz kapatıldı ama siz yine de sakin olun” veya “Tokat’ta askerleriniz öldü, Beyoğlu’nda arabalarınız yakılıyor ama siz yine de sakin olun” diyecek halim kalmadı. Zira İstanbul’daki olaylar İzmir’deki gibi değil. Bu sefer kimsenin kimseye faşist demeye hakkı yok. Benim de arabam gözümün önünde yakılsa idi ben de Dolapdere esnafı gibi balta ile girişebilirdim. Böyle bir gözü dönmüşlük karşısında insanın gözü çok rahat dönebilir, kimse de ayıplayamaz. Durum tamamen kontrolden çıktı galiba. Bugünden itibaren işin rengi değişti gibi görünüyor. Çok karamsar olmak istemiyorum ama gördüğüm ve hissettiğim şudur: Şimdiye kadar devlet-Kürt savaşı vardı. Artık Kürt-Türk savaşı var. En azından bir kesim Türk ile bir kesim Kürt arasında. Homurdanmalar, küçümsemeler, hakaretler artık taşlı, baltalı, satırlı çatışmalara döndü. Sokak savaşlarına doğru gidiyoruz. Bu nereye kadar varır bilmiyorum. Sokakta gördükleri bir poşuluya insanlar saldırır mı bundan böyle? Gece yarısı arabalar mı kundaklanacak bundan sonra? Dükkanına giren bir Kürdü yaka paça dışarı mı atacak esnaf? Kürt pazarcı Türküm diye kazıklayacak mı beni? Kürde evini kiralamaktan vaz mı geçecek ev sahipleri? Elemanlar etnik kökene göre mi seçilecek bundan sonra? Mahalleler birbirinden iyice ayrışacak, girmek çıkmak cesaret mi isteyecek? Buraya doğru mu gidiyoruz? Bu mudur 80 yıllık Türk demokrasi mücadelesinin sonu? Gelip dayandığımız nokta sokakta insanların birbirlerinin arabalarını yaktığı, balta ve satırla saldırdığı nokta mıdır? Döne dolaşa mağara devrine mi döndük? Demokratik haklar için mücadele bu mudur? Akla gelen tek şey dağa çıkmak, bağdakinin arabasını yakmak, dükkanların camlarını indirmek, çöp kutusu yakmak mıdır? Böyle mi ikna edecekler Türkleri?
***


Umarım değildir. Umarım dün gördüklerim geçici bir taşkınlık halidir. Umarım sağduyu geri gelir.
*****


Memleketten boşanmak

Etrafımdaki insanlar ülkeye terk etmekten söz ediyor. Hem de en uzaklara... Arjantin’e mesela! Pasifik Okyanusu’ndaki Vanuatu adasına mesela! Bugüne kadar Türkiye’nin her haliyle çok yakından ilgili arkadaşım şöyle dedi: “Bütün bu olup bitenler o kadar enerjimi yok ediyor ki artık dayanacak gücüm kalmadı. Büyükçekmece’de ölen kıza mı üzülsem, Tokat’taki askere mi, Diyarbakır’daki gence mi, Dersim’deki Kürde mi, 1915’teki Ermeni’ye mi, nükleer enerjiyi Türkiye’ye getirmeye çalışmalarına mı, yok olan kuşlara böceklere mi bilmiyorum... Durduğum sürece canım sürekli yanacak. Beynim sürekli zonklayacak.

Esra Ceyda kardeşler gibi olmam da mümkün olmadığına göre en iyisi en uzağa gitmek... Hiç haber almamak... Ülkemden boşanmak istiyorum... Bu aşk beni çok yoruyor.” Çok mu haksız sizce?


Mutlu Tönbekici - 2009.12.14 - Vatan Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder