13 Aralık 2009 Pazar

İspanya modeli iç savaş mı isteniyor?

Otuz yıllık “düşük yoğunluklu” bir savaş, damla damla kanla, yüksek yoğunluklu bir savaşta oluk oluk akan kandan sonra varılmayacak, bir patlama noktasına getirdi Türkiye’yi.

Yüksek yoğunluklu savaşlar çok yıkıcı oldukları için kısa sürerler. 60 milyona yakın insanın öldüğü İkinci Dünya Savaşı, altı yıl sürmüştür.

451 binle 900 bin arasında can aldığı tahmin edilen İspanya İç Savaşı ise sadece üç yıl...

Kürt sorununu çözmek için habire debire İspanya’yı dillerine dolayanlar, bu ülkenin örnek gösterdikleri 17 özerk bölgeli federatif sisteme varabilmek için böyle bir iç savaştan geçtiğini, ardından 36 yıllık Frankist faşizmini göğüslediğini, nedense hiç söz konusu etmezler!

Üstelik İspanya, Orta Çağ’dan beri özerk krallıkların ülkesidir. Kastilya, Leon, Aragon, Asturya, Granada, Mayorka, Navarra, Valensiya krallıkları, bugün ülke başkenti Madrid’in Kastilya Krallığı’nı merkezi otorite kabul ettikleri ilk ittifakı Müslümanlara karşı yapmış, İber Yarımadası’nda 900 yıl süren Arap egemenliğini ancak bu birleşmeden doğan güçle yenip, bitirebilmişlerdir.

Başka bir deyişle İspanya, federatif yapıyı zaten ortak belleğinde taşıyan bir ülkedir. Bu tarihin geleneklerini, göreneklerini de başta İspanya Kralı Juan Carlos, bugün yukarıda saydığım her bölgenin soyluları, prens, kont vb. unvanlarıyla sürdürmektedir.

Oysa Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne Anadolu halkları ezelden ebede merkezi devletler görmüş, zaten Selçuklu da dahil hiçbir devlet hiyerarşisinde özerkliğin tarih temelini oluşturan aristokrasi (soyağacına bağlı sınıf ayrıcalığı) yoktur. Günümüzde Osmanlı soyluları gibi algılanan paşalıklar ve beylikler, sultanların beğendiği kullara dağıtıp, beğenmediklerinden malı mülküyle birlikte geri aldığı unvanlardan ibarettir. Oysa aristokrasinin soyağacı ve kanbağıyla kazandığı hiçbir unvan ve ayrıcalığı, merkezi kral dahil hiçbir otorite tarafından elinden alınamaz. Ve günümüzdeki özerklik kavramı, zamanında kendi aralarında boy ölçüşen kralların ya da merkezi otoriteyi temsil eden krala kafa tutan senyörlerin dokunulmazlıklarından türemiştir.
***


Fransa’nın bugün özerklik istemlerinden uzak tutan merkezi devlet kurabilmesi, ancak başta kral, tüm aristokratların kellesini uçurup sistemi kanlı bir devrimle alaşağı etmesiyle mümkün olmuştur.

Oysa Anadolu topraklarında 700 yıldır tüm kelleler, merkezi devlet otoritesini korumak için uçurulmuştur.

Bugün, devleti hâlâ “baba” ya da “ana” diye anan ve ortak belleğinde merkezi otorite dışında hiçbir tarih, gelenek, görenek taşımayan bir topluma, yok Basklardı, yok Katalanlardı diye İspanya özerkliğini örnek almak, en iyi olasılıkla: “Önce birbirinizi boğazlayın, sonra faşizm gelsin, sonunda adam olursunuz!” öğüdünden ibarettir!

Çünkü ne Türklerin, ne de Kürtlerin genetik belleğinde özerkliği sindirmek için gereken tarihsel içselleştirme ve entellektüel birikim var. Tepeden inme demokrasinin ne badirelerden, ne kan banyolarından geçerek hâlâ daha tam anlamıyla işletilemediği Türkiye’de Kürtlere özerklik önerenlerin ya kötü niyetli olması gerekir, ya da zır cahil.

Umarım zır cahildirler.

Ancak kötü niyetli olduklarına dair de yanıltmaz bir ipucu var: Özerklik isteyen Kürtçüler ve ampul aydını Türk yamakları, Avrupa’dan çok ABD’ye yakın çevreler, projenin mimarı da zaten ABD olmasına karşın nedense bu konuya Amerikan değil, Almanya’dan da değil, hep İspanya modelinden don biçiyorlar.

Oysa Amerika “Birleşik” Devletleri, adından belli, federatif sistemin ağa babası.

Neden ABD modeli istenmiyor Kürtlere?

Çünkü ABD’de ister Çinli olsun, ister Meksikalı ya da Kızılderili, herkes Amerikan yurttaşı ve kimsenin haddine değil, “Amerikalı değilim” demek. Bayrak da bir ve tek. Soykırıma uğrayan Kızılderili rezervlerinde bile...

Üstelik federatif sistem, iç savaş çıksın isteniyorsa, o bile tamam: ABD de iç savaşla sağladı birliğini, iyi mi?

Sizin anlayacağınız, Türkiye’ye dayatılan özerklik modeli, bu don bu kıçta durmayacağından...

PKK’ya silah bıraktırmak için seçilen IRA/İrlanda motifi de başka bir âlem. O da başka bir yazının konusu olabilir.

Mine G. Kırıkkanat - 2009.12.11 - Vatan Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder