8 Aralık 2009 Salı

Ergenekon zihniyeti ve çakma liberaller

2004 yılının kuvvet komutanları ifade vermeye çağrıldı... O döneme dair sorgulanacaklar... Ergenekon soruşturması tartışmasız asrın davasıdır. Bu özelliğini de “Acaba bir derin yapılanma mı var? Araştıralım bakalım. Hukuk gerçekleri ortaya çıkarsın” tipi bir argümandan almaz... Bu argüman kaypakçadır. Türkiye’de yaşayan herkes Türk devlet sisteminin yeraltı örgütlenmesi mahiyetinde bir Türk derin yapılanmasının varlığını bilir... Bu derin yapılanma da “devlet için” akla gelebilecek her türlü ahlaksızlığı ve onursuzluğu yapabilecek bir zihniyet yapısına sahiptir... Bunun adı da önemli değil... Ergenekon güncel bir adlandırma... İşin özü budur...

O sebeple bu zihniyetle ilgili “Suç işlemek & Yasadışı iş yapmak” gibi hukuksal terimleri de kullanmıyorum ben... Bu topluma kendi devleti tarafından yapılmış haksızlıkları ve zulümleri anlatmıyor o tabirler... Türk derin yapılanma zihniyeti vicdansızdır, ahlaksızdır... Yönetme gücünün kendinde kalması için yapmayacağı şey yoktur... Ve 86 yıl boyunca da bunları göstere göstere yapmıştır. Öyle gizlemek, saklamak gibi derdi de yoktur...

Nasıl bu devlet zihniyeti Ermeni mahallesine göster göstere “Talat Paşa İlkokulu” açıyorsa...

Nasıl Alevi mahallesindeki en merkezî yere “Yavuz Selim Sokağı” ismini veriyorsa...

Nasıl Kürtleri sorgusuz sualsiz kurşuna dizdiren generalin ismini o katledilen Kürtlerin yaşadığı yerdeki kışlaya veriyorsa...

Aynı şekilde katliamları, provokasyonları, suikastları ve medya operasyonlarını da gözümüzün içine sokarak yaptı bu zihniyet hep... “Ben burdayım. Göstere göstere yaparım. İnadına yaparım... Ve siz bana dokunamazsınız” diye bu halka hep meydan okudu... O sebeple kimseden korkmadan tüm iğrenç planları ortalık yerde konuşuyor, görüşüyorlardı... Tüm belge ve bilgi alenen ortadaydı. Yakalanmaktan, sorgulanmaktan bir zerre korkmuyorlardı. O sebeple delillere ulaşmak bu kadar kolay bu soruşturma sürecinde... “Azgelişmiş ülkelerin orduları kendi halkıyla savaşmak içindir” sözünün laboratuar mekânı gibiydi bu ülke... Ergenekon meselesi özünde budur... Ne olduğu herkes tarafından öz itibariyle bilinmektedir. Mesele bunun üzerine ne kadar gidilebileceği meselesidir... Mesele bu zihniyetin yardakçısı gazetecileri toplamaktan evvel ana mekanizmaya ulaşma meselesidir...

12 Eylül öncesi Ecevit ya da Demirel yeterince cesur ve güçlü olsaydı ve gerçek bir soruşturma yapılabilseydi Orhan Aldıkaçtı’nın da, Turhan Feyzioğlu’nun da, İhsan Doğramacı’nın da, İsmet Giritli’nin de, TÜSİAD’dan kimi işadamlarının da, kimi sendikacıların da bu “Bayrak kod adlı darbe operasyonu”nun içinde olduğu anlaşılırdı... Silahlı sağ ve sol kimi liderlerin de bu operasyonun içinde olduğu anlaşılırdı... Ergenekon bağlamında bugün “Bunlar nasıl biraraya gelir kardeşim?” diyenler ya kötü niyetli ya ahmaktır... 12 Eylül öncesi darbecilerin tüm bu akademisyen, gazeteci, politikacı, işadamı, sendikacı ve silahlı militan takımıyla aynı anda temasta olduklarını artık çok iyi biliyoruz... Dolayısıyla bir darbe girişimine yardım ve yataklık eden herkes suçludur. 12 Eylül’e yaltaklanmış tüm bu isimler de hukuk tarihine değil ama bu halkın vicdan tarihine suçlu olarak geçmiştir... Şu an yaşadığımız vicdani olanın yargısal sürece taşınması meselesidir... Fakat yaltaklananlardan önce bu darbeyi yapmak isteyenler sorgulanmalı ve yargılanmalıdır...

Öte yandan bu soruşturma Kontr-Ergenekon mantığından uzak olmalıdır. Ters psikolojik harp mantığıyla olan davranışlar bu soruşturmaya zarar veriyor. Ergenekoncuların ekmeğine yağ sürüyorlar... Savcılara yönelik de bu bağlamda sürekli muhalefet etmeliyiz... İnsanların özel hayatına dair her şey iddianamelerden temizlenmeli. Ertuğrul Özkök ile Hüseyin Gülerce’yi de aynı örgüt üyesi gibi gösteren zırva şeylere itibar etmemeliyiz...

Fakat Ergenekon-septik duruşların sebebi bunlar olmaktan ziyade zihniyetle alakalı... Her şeye ama her şeye rağmen mevcut laik insan malzemesinden oluşan Türk silahlı oligarşisi “tercih-e şayan” geliyor bu zihniyete... Dikkat edin Kemalistlerden, ulusalcılardan falan bahsetmiyorum... Gareth Jenkins gibi adamlar mesela... Batılı liberal değerlere bağlı gibi görünse de o konservatif-sağcı Batılı zihniyeti yani “Şark ülkesinde zaten demokrasi olmaz. Laik asker gider, bu Müslümanlar gelir daha kötü olur. Şark’a bu kadar kâfi” diyen zihniyet egemen geliyor... Yıldıray Oğur’un mükemmel analiz ettiği Jenkins’in raporunun zihniyet özeti bu... Ülsever’in de zihniyeti maalesef bu...

Ülsever’in Pratik Teoriyi Daima Aşıyor kitabını daha liseye başlamadan okumuş olan, etkilenmiş olan biri olarak konuşuyorum... Kendine lütfen sor Ülsever... Niye bir tane bile liberal ya da demokrat yazar yanında kalmadı? Doğan Grubu’ndaki liberal ve demokratlardan da hiçbiri sen gibi değil. İçinden geldiğin LDT’nin yüzlerce akademisyeninden bir tanesi dahi niçin sana güvenemiyor artık? İçindeki muhafazakâr-sağcı canavar seni ele geçirdi Ülsever... “Bu Allah’ın müstahdem kılıklı AKP’lileri bu ülkeyi yönetmemeli” diye söylenip duruyorsun, hem içinden hem sağda solda... İşin özü bu. Gel kabul et. Bu faşizanlık beynini işgal etti... Maksadımız bağcı dövmek değil, üzüm yemek...

Rasim Ozan Kütahyalı - 2009.12.05 - Taraf Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder