13 Aralık 2009 Pazar

Barış cesaret ister

“Barış yalnızca ve yalnızca cesurların işidir...” İsrail-Filistin uyuşmazlığından çıkan en büyük derstir bu. Şiddet ve savaş korkakların işidir. Yüzlerce yıl öncesinden gelen masallardan, bilge kişilerin sözlerinden dersler çıkartan Ortadoğu nedense iş yakın tarihe gelince körleşir. Ne kendi yaşadıklardan, ne de komşularının yaşadıklardan bir şeyler öğrenmeyi reddeder. İsrail-Filistin çatışmasının kendine özgü dinamikleri olsa da, çatışmaların ruh halleri aynıdır ve anlayana çok şey öğretir.
Her şeyden önce bir algı, bir inanç meselesidir sorun. İnançları ve algıları tartışmaksa hiçbir yere götürmez. Filistinliler istedikleri kadar, İsrail’de herkesin askere gittiğini, bu nedenle orada sivil olmadığını iddia etsin, bu onların sivilleri öldüren eylemlerini meşru kılmaya yetmez. Haklı davalarına sıçrayan genç ve çocuk kanı hiçbir şeyle temizlenmez. İsrail sabahtan akşama kadar, Hamas’ın terör örgütü olduğunu haykırdı da, inandırabildi mi FilistinlileriÖ Demek ki, inanca ve algılayışa dair şeyleri tartışmak, abesle iştigal etmektir.
Başka önemli bir ders, Filistin davasına en büyük zararı, silahlı örgütlerin verdiğidir. Silah edinebilmek için, başka ülkelerin taşeronluğunu üstlenenler sonuçta o ülkelerin oyuncağı olur. Ne zaman bir barış umudu doğsa, o ülkeler o umudu baltalayacak eylemlere zorlarlar o örgütleri. Silahlı örgütler, asıl davalarını unutup, kendi varlıklarını sürdürme adına halkalarının daha çok acı çekmesine neden olur.
Öbür tarafın en radikalini genel sanmak da başka bir hatadır. “Filistinlerin hepsini öldürelim” diyen bir iki İsrailliyi bütün İsrail sanmak ve buna göre hareket etmek, böyle düşünen İsraillilerin sayısını arttırdı yalnızca. Aynı şey Filistinliler için de geçerli elbette.
“Son bilmem ne yok edilinceye kadar” ne kadar yanlışsa, “mazlumum, her türlü yönteme hakkım var” da o kadar yanlıştır. “Ama çekilen acılar simetrik değil” diyerek bir tarafı kayırma çalışmak, yanlışlarını göz ardı etmek bataklığa ilk adımı atmaktır.
Bir taktik olarak daha fazla kan akıtma hiçbir işe yaramaz. Hem Filistinliler, hem İsrailliler ne kadar çok öldürürlerse karşı tarafın teslim olacağını sandılar. Onlara göre, en sonunda bıkacak ve anlaşmaya yanaşacaktı öbür taraf. Ama hiç de öyle olmadı, olmaz, akan kan aktığı ile kalır ve kin yayılır her yana.
İşler sarpa sardığında gizli görüşmeler genellikle işe yarar, fakat bunun sonuç vermesi için kararlı, cesur liderlere ihtiyaç vardır. Bununla birlikte kamuoyları hazırlanmamışsa, “Senin kökünü kurutmak isteyen düşman” söylemi hala varsa, diplomasi ile kazanılanlar, sokakta bir çırpıda harcanır.
Mesele yalnızca liderlere bırakılamaz, herkesin elini taşın altına koyması gerekir, barış yalnızca cesur liderlere değil, cesur toplumlarla yapılır. İsrail’in yanlışlarını eleştirebilecek İsraillilerle, Filistin’in yanlışlarını eleştirebilecek Filistinlilere duyulan ihtiyaç, liderlere duyulan ihtiyaç kadar hatta daha fazla kuvvetlidir. Çünkü böyle insanların varlığı liderlerin cesaret yelkenlerinin şişirilmesine olanak verir. Ama zordur böyle olmak, özellikle kan akışı hızlandığında. İsrailli barış yanlılarının artık sesinin duyulmaması ve Gazze’de Hamas’ın acımasız iktidarının sebebi budur.
Eğer sorun bir kuşak içinde, henüz insanlar birbirlerini tanırken çözülebilirse ne ala. Zaman geçtikçe, yeni kuşaklar geldikçe, o kuşakların içine ekilen nefret tohumları neredeyse doğuştan getirilen özellikler olmaya başlarsa, sorunu çözmek de zorlaşır.
Tanıyarak dışlama olabilecek en kötü ruh hallerinden biridir. İsrailliler de Filistinlilerde birbirlerinin varlığını kabul ederek ama birbirlerini şeytanlaştırarak sadece çözümü zorlaştırdı, kim şeytanla bir anlaşma yapmak ister ki, yapmaya niyetlense bile güvenir mi?
Gerçekçi ve makul isteklerde bulunmak da önemlidir, en mükemmelini hayal ederken bundan daha azına razı olmak zor gelir. Çünkü başka bir çatışmanın, İrlanda’nın şair çocuklarından William Yeats’in ‘çözüm yok’ sanıldığı bir sırada yazdığı şiirdeki gibidir: “Öyle boş hayallerle besledik ki yüreklerimizi, Yürüklerimiz açlıktan vahşileşti.”

Ayşe Karabat - 2009.12.12 - Radikal Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder