22 Aralık 2009 Salı

Afet alarmı

Geçenlerde nerede okudum, nasıl okudum, belki de duydum, kim bilir bu gidişin dönüşü olucek mi değerli okur, kitabın bir pasajında diyordu ki, komünizm nasıl ki Allah tanımaz, kapitalizm de aynı şekilde Allah tanımaz. Biri daha erdemli olduğu için, diğeri de daha farklı bir savaş için vicdana pabuç bırakmaz, eşeğini sağlam kazığa çakar. Tabii kitap bunu bu kadar müptezel anlatmıyordu, her neyse.

Kapitalizmde tek gaye minimum karşılıkla maksimum verim almak için her tür

mücadelenin mübah olması ki, buna hayır dediğin anda çarkın dişlileri koluna bacağına dalar maazallah, fazla dikkat çekmeden, oyunu görerek ama oyuna fazla dahil olmayarak hayatını en az hasarla bitirip gitmeli. Ama elmayı armutla da karıştırmamalı. Malum, zam ve prim aylarına girdiğimiz şu günlerde kapitalizmin işine gelmediğinde sizi bir metropol faresi yapıp değersizleştirmesine aman vermemeniz, bunu kişiselleştirip ego savaşı haline getirmemeniz, o vahşi robotun hissiz elektrikli kollarında aciz öfkeniz yüzünden yem olmamanız için bunları yazmakta önemli faydalar görüyorum zavallı piyon okur. Piyon derken, aslında hepimiz bir başka piyonun güller açan piyonlarıyız elbette ama bu lise edebiyatı da ayak kokmaya başlamıştır seneler içinde.
Devlet politikalarının da güttüğü, aslında alelade bir vahşi kapitalist şirketten farklı değil.
Gerçi ‘uygar’ denilen tek dişi kalmış sosyal devletlerde durum biraz daha farklı işleyebiliyordur ancak gelen haberler oradakilerin de öyle aman aman kendini güvende hissetmediği, zaten bunun tek kafa ilerleyemeyeceği, teki bütünden ayırdığın müddetçe tastamam sağlıklı bir bütünsellik yaşayamayacağın yolunda.

Size biçilen değere karşı sizde bir özgüven oluştu ve süregelen hayattan sıkılıp ya başka bir yaşam formu, ya da aynı formda biraz daha yüksek standart gibi densiz bir niyetiniz varsa karşınıza dikilecek ilk engel, kendi değersizliğinizle yüzleşmek olacaktır. İlk iş, sizi bu çarktan çıkarma sinyalleri olacaktır ki bu da öyle gizli gizli ve Amerikan filmlerindeki avukatların sinsiliğiyle olacaktır ki her zaman kötücül ve küçük düşündüğünüz için suçluluk duyacak olan yine siz olacaksınız ve tatataaam: Zincirden koptuğunuz taktirde neler olacağını bile düşünemeyecek hale getirmiş olan ezberlerimiz, belki de bu ezberlerden kurtulma sancısı yüzünden hayatta gerçek anlamda ne yapmamız gerektiğini, ne istediğimizi asla bulamayacağımız şekilde bizi son yılların en tehlikeli lafı olan bir ‘kaybeden, bir luuzır’ tehdidiyle burun buruna getirecektir.


Bir arkadaşımız son zamanlarda luuzır oldu ve yeni bir hayata başlamak, yeniden o çarklının bir dişlisi olmak için de geçce bir yaştaydı, derken tası tarağı alıp bir sahil kasabasına yerleşti. Fakat vahşi kapitalizm öyle bir damarlarına işlemişti ki, buraya bir hafta sonu için geldiğinde “Kararlıyım, henüz kaybetmedim, yeniden buraya taşınıp kaybetmediğimi herkese ispat edeceğim” dedi hırstan şişmiş burun delikleriyle, olay işte o zaman trajik bir hal aldı. O manzara insanlık adına acıklıydı ama olsun, kendini sevme gemisi Kadıköy Beşiktaş vapur seferleri gibi; 10 dakkada bir kalkıyor. Birini kaçırsan öbürüne binersin.

Son model televizyonlar, son model arabalar, bunlara bağlı olarak manitaların feriştahı (çünkü cinsel hoyratlık da aynı oyunun bir parçası) filan derken, kapitalizmin tek gayesinin insanın kendini gerçekleştirmesinin ve hatta buna uyanmasının bile son derece büyük bir günah olduğu. Kendini geçekleştirme, kendini bulma, sevgi gibi sözlerin bile hayatı sadeleştirip ihtiyaçlarını azaltacağı için geyikleştirilip mistisize edildiği zamanlarda bilemiyorum acaba tanrı bize günah yazıyor mudur, yoksa hiç birimizin cezai ehliyeti yok mudur?..

Ama günün birinde “bre deyyuslar akıl verdik kullanmadınız, fikir verdik egonuzu şişirmek için kullandınız, günahlarınızı sevaplarınızı, imaj sahiplerini, okuyup adam olmayı bile put edindiniz, yıkılın len karşımdan” derse süper makara olur.

Kendini gerçekleştirme denen ve aranızdan bazılarınızın dertsiz başa dert almak addedeceği bu hayatın tek gayesine giriş bileti, her ne olursak olalım kendimizi kabul etmemiz, onaylamamız, sevmemiz turnikelerinde başlıyor. Çünkü erteleyerek, koşullara ve maddelere bağlı sevgi sevgi olmuyor. Bunun adı ticaret oluyor, ki, kendine karşı esnaf olmak, insanın kanını iliklerine kadar donduruyor.
İşte bu da bir afet alarmıdır değerli AKUT okur.

Ayça Şen - 2009.12.22 - Radikal Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder