18 Kasım 2009 Çarşamba

'Ulu Tanrı Türkleri de seviyor'

Birkaç günlüğüne Hollanda’daydım. Havaalanından bindiğim trende gazeteleri okurken, ‘Hollanda’daki ruh hali’ hakkında bir yazı hemen dikkatimi çekti. Yazı, niye çok sayıda Hollandalı’nın hayatından ve ülkesinden memnuniyetsiz göründüğünü izah etmeye çalışan bir yazı dizisinin o günkü bölümüydü. Dizi bir hafta önce başlamış, en büyük gazetelerden biriyle, televizyonda geç vakitte yayımlanan popüler bir talk şov programının işbirliğiyle hazırlanmıştı. Diziye vesile olan başlıca sebeplerden biri, ölçüsüz, aşırı sağcı, popülist siyasetçi Geert Wilders’a kamuoyu yoklamalarından çıkan ciddi desteğin sürmesiydi. 2010 ilkbaharında yerel seçimler yapılacak ve birçok yorumcu Wilders’a anketlerde verilen bu desteğin gerçek seçime nasıl yansıyacağını merak ediyor. Niye Hollanda’da birçok insan ‘normal’ siyasetten, göç, İslam ve Müslümanlar gibi hassas meselelerde aşırı fikirleri olan bir partiye oy vermeyi düşünecek kadar rahatsız?
Araştırma aslında Hollandalıların büyük kısmının şahsi hayatlarından gayet memnun olduğunu gösteriyor. Endişe duydukları şey, toplumdaki belli bazı gelişmeler. İnsanlar kamusal alanlardaki kötü tavırlardan ve mahallelerindeki kaba davranışlardan bıkmış durumda. Vatandaşlarını egosantrik, agresif ve daima yarış halinde diye niteliyorlar. Siyasetçilerin bu konuda bir şey yapması gerektiğini, fakat beceremediklerini düşünüyorlar. Bu olumsuz hislerin ekserisi, Fas ve Türkiye’den gelen ve birçoğu toplumla iyi entegre olmayan göçmenlerle bağlantılı. Bilhassa eğitim seviyesi düşük Hollandalılar küreselleşme ve göçün kontrolleri dışında bir dünya yarattığını hissediyor. Bu durum anaakım partilerden siyasetçilerin umurunda değilmiş gibi görünüyor ve bu yüzden insanlar, sorunlarını geçmişi yeniden yaratarak ve sonradan gelenlere göz açtırmayarak çözmeyi vaat eden popülist siyasetçilerin cazibesine kapılıyorlar.
Gazete Hollanda’nın güneyinde küçük bir kasaba olan Venlo’ya gitmiş ve oradaki ruh halini de araştırmış. Venlo Wilders’ın memleketi ve nüfusun üçte biri onun partisine oy vermeyi düşünüyor. Kasabanın yerleşik nüfusunun, Türkiye’den yeni gelenlerle iletişim sorunları yaşadığını okuyoruz. Hollandalı kadınları taciz eden bir grup göçmen gençten duydukları rahatsızlığı; Venlo’da yirmi yıldır yaşayan ve hâlâ Hollandaca konuşamayan göçmen
kadınların varlığını. Bir öğretmen ebeveynlerin, geçimlerini sağlamak için çok çalıştıkları için çocuklarıyla ilgilenmediğinden yakınıyor.

Ve sonra kasabanın rahibi devreye giriyor. Vatandaşlarının endişelerini anladığını söylüyor. Fakat aynı zamanda onları şiddetle eleştiriyor: “Biz insanlar niye hep şikâyet ediyoruz?
Bir şeylerden rahatsız olduklarında niye komşularıyla konuşmayı denemiyorlar? İnsanların göçmenler konusunda nasıl bu kadar olumsuz düşünebildiklerini anlamıyorum. Ulu Tanrı herkesi eşit yarattı. O kimseyi kimseden ayrı tutmaz. Tanrı Türkleri de seviyor.” Wilders ve onun yangına körükle giden politikaları konusunda da demediğini bırakmıyor rahip. Fakat kötümser olmadığını ekliyor, Türk komşularıyla yavaş yavaş iyi ilişkiler kuran yerlilerin sayısının giderek arttığını söylüyor.
İşte o rahibi ve çok kültürlü bir toplumda yaşamaktan kaynaklı bütün sorunların üstesinden mütevazı ve hoşgörülü bir tarzla gelmek konusunda verdiği mücadeleyi okuyunca mutlu oldum. Hollanda ve Avrupa’nın diğer ülkeleri için geri dönüş yok. Farklı geçmişlere ve dini inançlara sahip insanların birlikte yaşamanın bir yolunu bulması gerekecek. Her zaman kolay olmayacak bu ve zaman alacak. O rahibe benzeyen yeterince insan olduğu sürece, popülistlerin eninde sonunda kaybedeceğinden eminim.

JOOST LAGENDIJK - 2009.11.18 - Radikal Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder