28 Kasım 2009 Cumartesi

Türkiye’yi kim yönetiyor?

İzmir’de ve dün de Çanakkale’de yaşananlar, hangi siyasi kampa dahil olursa olsun herkesi endişelendiriyor. DTP konvoyunun İzmir’de yaşadıklarının ardından dün de Çanakkale’de bir kadın meselesinden ortaya çıkan linç görüntüleri... Fakat yaşadığımız sürece yakından bakınca daha temel bir soru gündeme geliyor: Türkiye’yi şu anda kim yönetiyor?
Daha doğrusu şu anda Türkiye yönetiliyor mu?

Belirsizliğin tehlikeli meyvesi
‘Kürt açılımı’ ya da ‘demokratik açılım’ kavramı ortaya atıldığı ilk günlerde yazmıştım. Başbakan’ın, AKP’nin tamamına teşmil olan yaklaşımının ciddi bir tehlike içerdiğini söylemiştim. Bugünlerde tam da o tehlikenin, en azından benim beklediğim sonuçlarını yaşıyoruz.
Başbakan, baştan beri “Biz bu meseleyi ortaya atarız, ne olduğuna bakarız” tonunda konuşuyordu. Büyük bir olasılıkla bu hamlenin siyasi risklerini kendi partisinden olabildiğince uzak tutmak istiyordu. Üzerinde hareket ettiği siyasi zemini büyük erozyona uğratabilecek bir hamlenin sonuçlarını kendi açısından yumuşatmak arzusundaydı. Nihayetinde neydi? AKP’nin son seçimlerdeki sloganı ‘Tek bayrak, tek millet’ti ve billboard’larda Başbakan bayrak önünde poz vermişti. Üstelik daha geçtiğimiz bayramlardan biriydi, AKP, DTP’lilerle bayramlaşmayı reddetti. Bugün ise MHP ve CHP’ye karşı Başbakan ‘Kürt milletvekili kardeşlerini’ savunuyor. Bu denli mıcırlı bir yolda bu denli keskin bir virajı patinaj çekmeden almak mümkün değil. Bu patinajı engellemek için ise Başbakan bir ‘belirsizlik’ söyleminden yararlandı.
Ve fakat tehlike de buradaydı. Halkımız, buyurunuz, meseleyi tartışıyor işte! Taşlarla, sopalarla, linç girişimleriyle, gerilla kıyafetleriyle... Başbakan “Bu işin reçetesi yok” mealinde konuşuyordu, ama maalesef buyurun işte, herkesin elinde kanlı, tehditkâr bir reçete var şu anda.

Cemaatleşme
Türkiye’yi kimin yönettiğine dair merakım ise sadece son yaşananlardan kaynaklanmıyor. Ciddi bir cemaatleşme yaşanıyor memlekette. Hem siyasi, hem sosyal, hem de etnik açıdan. Ve her cemaat kendi hikâyesini üretiyor. Ülkede bütün mutabakatlar, bütün asgari müşterekler yarılmaya başladı. Sadece tarihin, siyasi ve toplumsal cemaatlere göre yeniden ve farklı yazımı söz konusu değil, aynı zamanda bugünü anlamlandırma açısından da herhangi bir mutabakat yok.

Ortadoğululaşma
Bu anlamda gerçek bir Ortadoğu toplumuna dönüşüyoruz aslında. Kan davalı cemaatlerden kurulu bir kalabalığa, bir toplama dönüşüyoruz. DTP’nin “Diyarbakır’a gelirseniz...” tehdidi, MHP’nin “Biz Diyarbakır’a nasıl geleceğimizi biliriz” tehdidi, AKP’nin her türlü muhalefete karşı “Biz sizi nasıl adam edeceğimizi biliriz” tehdidi ve CHP’nin “İsyanların nasıl bastırılacağını biliriz” tehdidi... Türkiye, birbirini tehdit eden cemaatler toplamı gibi görünmüyor mu size? Bu ‘tehditkâr atmosferi’ yöneten biri var mı? Yönetiliyor mu? Hayır. Türkiye şu anda tam anlamıyla binmiş bir alamete, gidiyor kıyamete...
Bu kadar cemaat, bu kadar tehdit ve daha fenası, bu kadar toplumsal eşitsizlikten ne çıkar? Bu matematiğin tek bir sonucu var ve onu söylemeye dilim varmıyor.

Ece Temelkuran - 2009.11.27 - Milliyet Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder