18 Kasım 2009 Çarşamba

Türk milleti ve ilkel komünizm

“Peki, ‘Türk milleti’ neden bugüne kadar hiçbir zaman çıkıp ‘böyle devlet istemiyorum, başka türlüsünü istiyorum’ demedi? Çok mu memnundu? Çok mu korkuyordu? Çok mu kandırılmıştı? Yoksa başka türlüsünü hayal mi edemiyordu? Yoksa devletin onu kendisine ait sayması gibi o da bu devleti kendine ait mi sayıyordu? Yoksa kendi varoluşunu bu devletin varlığına bağlı saymak gibi tuhaf bir yanılsama içinde miydi? Yoksa bu bir yanılsama değil miydi?”

Birkaç gün önce bu sözleri yazan Ümit Kıvanç’ı o kadar iyi anlıyorum ki! İnsan kırk yıl sosyalist olduktan sonra aklına hiç böyle şeyler gelmese insanlığından kuşkuya düşer.

Allah’tan, Çayönü ve Çatalhöyük’teki Taş Devri yerleşimleriyle ilgili bir yazı okuyorum da keyfim yerinde, ‘Türk milleti’ hakkında umutsuzluğa kapılmıyorum.

Çayönü, dünyada bilinen en eski yerleşim yerlerinden biri. En alt katmanları MÖ 8800-8500 yıllarında henüz tarıma geçmemiş bir topluma ait. Ardından, MÖ 8000’de tarım başlamış, MÖ 7300’de de hayvancılık.

Ve bütün bunlar olurken, Çayönü’nün berbat bir sınıflı toplum olduğu belli. Köyün bir yanında yüksek bir alanda büyük, balkonlu ve merdivenli evler var. Bu evlerde toplumun bütün servetinin izleri bulunmuş: Akdeniz ve Kızıl Deniz’den ithal edilmiş deniz kabukları, taş heykeller, değerli kristaller ve silahlar.

Köyün diğer tarafında evler çok daha küçük ve gösterişsiz. İçlerinde hiçbir servet işareti yok, sadece günlük hayat için gerekli tek tük alet var.

Günümüzde olduğu gibi, Çayönü’nde de üretim araçlarının sahipleri başka, üretim yapanlar başka. Alet üretmek için gerekli hammaddeler (çakmaktaşı ve obsidyen taşı) büyük evlerden çıkmış. Ama bu evlerde hammaddenin işlendiğine dair bir işaret yok.

Yoksul evlerde ise tam tersi. Hammadde yok, ama her taraf taşlar işlenince yontulan parçacıklarla dolu.

Bu düzeni sürdürmek için müthiş bir terör estirildiği de belli. Tapınaklardaki sunaklarda, sunakların kenarlarındaki oluklarda ve bıçakların üzerinde çok miktarda insan kanı bulunmuş. Tapınaklardan birinin bir odasından 70 kafatası ve 400 kişinin kemikleri çıkmış.

Ve o dönemde Doğu Anadolu’daki diğer yerleşimlerde de düzen aşağı yukarı aynıymış.

Derken, kazıların bir üst katmanından anlaşılıyor ki, 9200 yıl önce bir şey olmuş.

Büyük evlerin hepsi yanmış. Tapınaklar yıkılmış. Öyle hızlı yanmış ki evler, zenginler mallarını kaçıramamış. Tapınakların bulunduğu alan “belediye” çöplüğüne çevrilmiş.

Derme çatma evlerin hepsi yıkılmış ve büyük evlerin kalıntılarının hemen yanına yeni Çayönü inşa edilmiş. Yeni evlerin hepsi büyük ve hepsinde çalışılıyor olduğunun işaretleri var. Yeni Çayönü’nde ne egemen sınıf kalmış, ne ruhban sınıfı. Eşitlikçi, sınıfsız bir toplum çıkmış ortaya.

Ve arkeologlar bu ani değişimin işgal, savaş veya doğal afet sonucu olmadığını saptayabiliyor. Yani devrim olmuş. Bildiğimiz devrim!

Dahası, “millî” değil, “uluslararası” bir devrim! Tüm Anadolu’da ve Balkanlarda bundan sonra yaklaşık 3000 yıl boyunca tüm yerleşimler devrim sonrası Çayönü gibi. Ve bunların en çarpıcı örneği Çatalhöyük. Herkesin ve tüm evlerin eşit olduğu, saraysız, kadın erkek farkının gözetilmediği, herkesin çalıştığı, savaşsız bir toplum.

Çayönü Diyarbakır’a bağlı, tabiri caizse. Çatalhöyük ise Konya’ya. Bugün Diyarbakır ve Konya’da yaşayan ve bazıları yakın dostum olan nüfus, komünist Çayönü ve Çatalhöyüklülerin doğrudan torunları değil, biliyorum, ama uzak da olsa, sonradan gelenlerle çok karışmış da olsa, bir akrabalıkları olsa gerek.

İsyankârlık, devrimcilik, devlet devirmek genetik bir şey değil, onu da biliyorum. Yani Çayönülülerin “böyle devlet istemiyorum, başka türlüsünü istiyorum” demiş olması Türklerin devlet devirebildiğinin kanıtı değil. Ama “Türkler devlet devirmez” diye bir şey olmadığına da eminim.

E peki, niye uzun zamandır devirmiyorlar, Ümit’le beni sabırsızlığa garkediyorlar?

Marx anlatmış: “Her çağda, toplumda egemen olan fikirler egemen sınıfın fikirleridir.” Biraz sopa zoruyla, ama aslen fikirlerini egemen kılarak, egemen sınıflar güçlü, dokunulmaz ve yenilmez gibi görünür. Her şey hep böyle olacakmış, hiçbir şey değişmeyecekmiş gibi görünür.

Ama bazen de, çok farklı ve çok çeşitli nedenlerle, büyük kalabalıklar “Yetti artık” deyiverir. Çayönülüler de der, Türkler de.

Kaldı ki, birkaç yıldır diyorlar, şimdilik fazla bağırmadan da olsa.

Roni Marguiles - 2009.11.18 - Taraf Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder