28 Kasım 2009 Cumartesi

Portakal, limon...

Citron yani acı limon ağacını Avrupa’da antik çağdan beri biliyorlar. Bunun daha güzel çeşidi olan limon 12. yüzyılda Araplardan Akdeniz ülkelerine gelmiş. O yüzden güney Avrupa dillerinin çoğunda Arapça isim olan lîmon kullanılıyor. İspanyolca limón, Katalanca llimon, Portekizce limão, İtalyanca limone, Arnavutça limoni, Makedonca limon, vs. Kuzey ve Doğu Avrupa’da citron türevleri geçerli.

Arapça sözcük ilk kez 10. yüzyıla ait bir tarım risalesinde görülmüş, ama ağacın kendisi bundan en az 300 yıl önce İran’da varmış. Hindistan veya Güneydoğu Asya’dan gelmiş olması lazım diyorlar. Hintçe isim nimbu. Ya Araplar Hintçe /n/yi beceremeyip /l/ yapmışlar, ya da Hindistan’ın kaç düzine yerel dillerinden birinde öyleymiş.

*

Narenc’in hikâyesi de aşağı yukarı aynı. Bu da Hindistan ya da Güney Çin kökenli; Hintçesi nâranga, belki aslı nagâranga yani “ejder ağacı” olabilir diyorlar. Arapça nârenc Hicretten 250 yıl kadar sonra zuhur etmiş. 1100’lü yıllarda İspanyolcaya naranja, Sicilya üzerinden İtalyancaya arangia kılığında ulaşmış. İtalyancada baştaki /n/nin neden kaybolduğuna dair çeşitli teoriler var. Fransızların orange’ı İtalyadan gelmiş.

Bunlar bugün bildiğimiz portakal değil maamafih, acı portakal: Farsça öbür adı utrûc veya turunc olan meyve. Çiğ yenebilen tatlı portakal cinsini ilk kez 16. yüzyılda Japonya’dan mı Tayvan’dan mı emin değilim, Portekizliler getirmişler. O ülkenin o zamanki adı Portakal olduğundan, nevzuhur turunç cinsinin adı da Türkçede haliyle Portakal turuncu olmuş, tıpkı yeni devirde tanıştığımız Vaşington portakalı ya da Brüksel lahanası gibi.

1790 küsur yılında Kenzü’l-iştiha adlı yemek kitabını Farsçadan tercüme eden Ahmed Cavid Efendi, “Portakal derler, İstanbul’da şekerden lezîz [turunc] zuhur etmeye başladı,” demiş. Hatta Frenk ülkesinde “portakalı ancak kibarı görebildiğinden, Asitane’de kesreti kendülerini hayran eylediğinden hezeyan-ı gûna gûn ederler” imiş. Yani bizim memlekette bu meyveyi ancak zenginler görür deyip İstanbul’daki portakal bolluğuna şaşar, “oh wow” çekerler diyor.

Sevan Nişanyan - 2009.11.27 - Taraf Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder