18 Kasım 2009 Çarşamba

Öymen vakası

Hemen söyleyeyim: Siyasi bakımdan taban tabana zıt fikirlere sahip olmamıza rağmen Onur Öymen sevdiğim bir dostumdur. Bilgi birikimi, nezaketi, yumuşak üslubu hoşuma gider... di.

Di demek zorundayım çünkü ne yazık ki Onur Öymen Türkiye siyasetinde derin bir yara açmış durumda. Bu ağır yargıyı, sadece 2. Dersim felaketine bağlamıyorum.

Onur Öymen Türkiye’nin bu hale gelmesinde büyük bir sorumluluk sahibi.

***


Hatırlanacağı gibi 2002 seçimlerinde Deniz Baykal’la birlikte ülkeyi dolaşıyor, akşam yemeklerinde muhtemel bir iktidarın programını konuşuyorduk.

Bazı arkadaşlarımla birlikte rüyamız, CHP’nin demokratlaşması AB idealine sahip çıkması, barışı ve özgürlükleri savunması, etnik kültürel haklar konusunda öncülük etmesiydi.

O zamanlar bize “A takımı” adı takılmıştı. Sonunda bunun büyük bir ironi olduğu, aslında Z takımı bile sayılmadığımız, sadece vitrin süsü olarak kullanıldığımız ortaya çıkacaktı.

Seçim döneminde Deniz Baykal da bu düşüncelerimizi paylaşır görünüyordu.

O günlerde İstanbul’da bir milletvekili aday tanıtımı yapıldı. 7. sıradan aday olan Onur Öymen de gelmişti. Birlikte oturduk. Pek seçilebilecek bir sırada olmadığı için partide öne çıkmıyordu.

Ama seçimden sonra her şey değişmeye başladı.

Deniz Baykal, bizim “Demokratik Türkiye” fikrimizden yavaş yavaş uzaklaşmaya ve Onur Öymen etkisi altına girerek “Milliyetçi Türkiye” ideolojisine yaklaşmaya başladı.

Bu gidişi parti meclisi toplantılarında ve Baykal’la konuşmalarımızda çok eleştirdim. “Yazık ediyorsunuz; demokratlığı, özgürlükleri ve AB’yi AKP’ye hediye etmeyin” dedim. Ama dinletemedim.

Hatta bir gün parti meclisinde, üç kutuplu Türkiye tezimi anlattım ve “Eğer CHP milliyetçilik kutbuna sürüklenirse, MHP ile aynı çizgiye gelebilir” dedim. Bu sözüm protestolarla karşılandı ama perşembenin gelişi çarşambadan belliydi.

Öymen etkisi CHP’de giderek daha fazla hissedilir oldu. Baykal milliyetçiliğe oynayarak oy alacağı hesabını yaptı ve ülkenin sol - demokrat Alevi - Kürt yoksul kesimine sırt çevirdi.

AKP ise bu boşluğu iyi değerlendirerek eski solun sloganlarını kullanmayı ve dünya ile iyi ilişkiler kurmayı becerdi.

Bir süre sonra artık bana bu partide yer olmadığını hissettim. Kongrede parti meclisi için en çok oyu almış olduğum örgütten istifa ettim. Çünkü CHP’de kalarak hayatıma ve uğruna bunca yıldır çile çektiğim ilkelere ihanet edemezdim.

CHP’nin bugün geldiği noktayı ise görüyorsunuz.

***


Bazen sokakta yanıma gelenler arasında, kara gözlü, sevecen bakışlı gençler görürüm. Kulağıma eğilip, bir sır verir gibi “Ben Tunceliliyim abi!” derler. Bu söz çok şey anlatır aslında. “Ben çile çekmiş Dersim’in çocuğuyum, okurum, düşünürüm, seni anlarım!” demektir.

Aramızda bir çeşit duygusal ve düşünsel akrabalık bulunduğunu anlatır.

Birbirimize sarılırız ve Dersim’in acısını bal eylemeye çalışırız.

İçimden “Hak Dersim’i saklasın” dizesini geçiririm.

Yüzyıllar boyunca haksızlığa uğramış, katliamlarla, iftiralarla ezilmeye çalışılmış Alevi bir kitlenin acısını yüreğimde duyarım.

Bu yüzden Onur Öymen’in sözü beni de çok yaraladı.

Ama bu yara Öymen’in istifasıyla kapanmayacak kadar derin.

Mesele CHP’nin MHP’lileşmesi ve sol kulvarı tıkayarak Türkiye’yi alternatifsiz bırakmasıdır.

Keşke CHP, demokrasinin, özgürlüklerin, modernleşmenin öncüsü olsaydı da biz de onu alkışlasaydık.

Zülfü Livaneli - 2009.11.18 - Vatan Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder