16 Kasım 2009 Pazartesi

Öğretmenler ve öğretmeyenler

Her gün okuyorum ve okudukça kendi sesimi duyuyorum yazılarınızda. Bunlardan birinde, hep içimde ukde kalmış bir konuya değindiniz.

(...) Bugün, Sait Faik, Ömer Seyfettin okumadan ‘öykü yazarı’ olmaya kalkan cahil gençlik, hasbelkader girdikleri üniversitelerden istedikleri değil puan tutturdukları, dolayısıyla üstünkörü yapacakları meslek diplomalarıyla çıkan vasatın bile altında uzmanlar, işte böyle bir ‘intikam’ın kurbanıdır... Diyerek sırf bu cümleyle bile ne güzel özetlemişsiniz sıkıntımı.

Her zaman öğretmen olmayı istedim. Ama devlete sırtımı dayamak için değil. Üç kuruşluk maaşı göze alıp, bir taşrada gözleri çipil çipil o güzel çocukların burunlarını silmekten tiksinmeden, ‘yine de üç-beş kuruş arttırır, ihtiyacı olan çocukların kitabına, defterine ayırırım’ diye hayaller kurmaya başladığımda, daha lisedeydim.

En yakın arkadaşım ise özel sektörden ağzı yanmış babasının akıbetine uğramamak için öğretmen olmak istiyordu. Tabii ki! Sırf puanı tuttuğu için o öğretmen! oldu, bense bir muhasebeci... Öğretmen derken, ertesi gün anlatacağı konuyu bir önceki akşamdan ezberleyen ve ertesi gün ezberleten memur zihniyetli türden, elbette.

Sonuçta o arkadaşım, ne zaman arasam çocukların ‘anlayış kıtlığından’, terbiyesizliğinden, onlar için harcanan zamanın boşa gitmişliğinden bahsederken, ben, 2. üniversiteyi bitirdikten sonra yine bir sonuç elde edemeyince hâlâ hevesimi kırmayıp yüksek lisans için çabalıyorum. Bu arada 30 yaşıma geldim, evlendim ve sevmediğim bir işte çalışıyorum. Mutlu olacağım işi yapabilmek adına.

Size bu yazıyı yazmamın sebebi ise, ‘Liberal ve demokrat cehalet’ başlıklı yazınızda (4. 11. 2009) her gün işbaşı yaparken lanet okuduğum bu durumun müsebbibi insanlara değinmenizdir. Teşekkürler Mine Hanım. Sesim olduğunuz için.

Sizin övgülere, iltifatlara, sevgi cümlelerine ihtiyacınız yok belki... Ama her gün aldığınıza emin olduğum onlarca hakaret ve tehdit dolu mail’in yanında, size çok değer veren ve yazınızı okumadan güne başlamayan okurlarınız olduğunu da bilmenizi isterim. Sizin inanç ya da inançsızlığınıza kafayı takmış ve tüm yazılarınızı bu başlık altında okuyup fındık kadar beyinleriyle yorumlamaya ve küfürlerle cevaplamaya çalışanlara da aldırmayın. Ben Allah inancı olan bir Müslümanım. Sizin neye inandığınız ya da inanmadığınızla zerre kadar ilgilenmiyorum. Beni sadece duyarlı bir insanınkinden öte, bas bas bağırıp doğruları anlatabilmek için çırpınan, insan gibi davranabilme yeteneğiniz ilgilendiriyor. Çünkü insan olarak doğduğu halde bu yeteneğe sahip olmayan bir sürü yaratık geziyor etrafımızda.

Böylesine bir baskı ortamında, işiniz, hatta canınız pahasına çizginizi bozmadan yazmaya devam ettiğiniz için minnettarım. Çünkü siz sustuğunuzda, ben de susmuş olacağım.

Sevgilerimle...

Arzu ALTUNYOLLAR”
***


“Sayın Kırıkkanat,

Ben öğretmenlerimin hiçbirini sevgiyle yâdetmem. Çünkü beni ve başkalarını hayata filan hazırlamadılar, mevcut ‘güç’e sürü yetiştirdiler. Korkak, pısırık, karakter özürlü bir sürü... Bana doğuştan bahşedilen ne kadar güzel hasletim varsa, hepsini tek tek kırıp budadılar. Meğer asıl görevleri buymuş.

Halkın arasındaki kahır ekseriyeti yalancı, sahtekâr, iki yüzlü, kalleş, kibirli, egoist, birbirine düşman, ruhu iğfal edilmiş, köle ve sürü karakterli insanlar, böyle bir eğitim sürecinin ürünüdür.

Çocukluğumdan beri en iyi bildiğim kelime, ‘korku’dur. Hâlâ daha korkarak yaşıyorum. Kendi çocuğum ilkokula başladığı hafta, müdürden bir anket geldi. Anlamlı soru, ‘Nasıl bir okul ortamı arzu edersiniz?’ şeklindeydi. Şöyle cevap verdim: ‘Çocuğumun özgürce düşünebilip, düşündüğünü korkmadan ifade edebileceği, kafasındaki sorgulamaları ve tereddütleri öğretmeni ile sıkılmadan paylaşabileceği bir ortam arzu ederim.’

Tabii ki bu arzumun okuldaki başlıca ‘yasak’ olduğunu biliyorum. Müdürün suratı biraz yamulsun istedim. Masada hazırlanmış ‘toplum mühendisliği’ ürünü, abuk sabuk bir sürü şeyin eğitimle, bilgiyle hiçbir ilgisi olmadığını, çoluk çocuğu ’okul’dedikleri tımar evlerine eğitmek amacıyla doldurmadıklarını anlayana kadar saçlarımız ağardı maalesef.

Saygılar,

N. M. Ş.”

Mine G. Kırıkkanat - 2009.11.13 - Vatan Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder