1 Kasım 2009 Pazar

Off the record askerî vesayet ...

“Askerler hükümeti devirmek için plan yapıyormuş diyorlar ama şimdi onu boş ver de niye bu haberler hep Taraf’a sızdırılıyor” diye bir soru var ya. “Tamam, anladık adam kıza tecavüz etmiş de bu adamı polise kim ihbar etti asıl mesele o” gibi bir soru bu. Bu sorularla neler neler ima edildiğini biliyoruz, biliyorsunuz.

Şimdi size bu sorunun açık ve net yanıtı olacak iki yazıdan bahsedeceğim.

Birini iki gün önce Radikal’de İsmet Berkan yazdı.

“Bir Derin Devlet Hikâyesi” başlıklı yazıda Berkan bundan birkaç yıl önce Ahmet Necdet Sezer’in hâlâ Cumhurbaşkanı olduğu günlerde yaşanmış gerçek bir olayı anlatıyor.

“Bundan birkaç yıl önce, Ak Parti hükümeti döneminde ama Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görevi devam ederken, Milli Güvenlik Kurulu’nda, Türkiye için aynı anda hem iç hem de dış güvenlik meselesi olan bir önemli konuda farklı bir karar alınır” diye başlıyor anlatmaya Berkan. Bu kararı uygulama görevi devletin MGK’ya bilgi veren kurumlarından birinde çalışan bir yöneticiye verilmiş. Bu kişiye işe koyulduktan sonra Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’ndan “bu görevin vatana ihanet olduğuna” dair bir takım kâğıtlar gelmeye başlamış. Bunları Genelkurmay Başkanı’na bildirmiş. (Genelkurmay Başkanı ile böyle görüşebildiğine göre ismi verilmeyen görevlimiz epey büyük.) Genelkurmay Başkanı da bu duruma çok şaşırmış. Bu olay üzerine Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’nda bir temizlik yapılmış. Belgeyle ilgili pek çok kişi oradan uzaklaştırılmış. Görevli, MGK kararına uygun olarak çalışmalarını sürdürmüş. Ve Genelkurmay İstihbarat’tan kendisine yine bu yaptığının vatana ihanet olduğunu söyleyen yeni belgeler gelmiş. Görevlimiz tekrar Genelkurmay Başkanı’na çıkmış. Genelkurmay Başkanı yine çok şaşırmış...

Sahiden de Berkan’ın bu hatırası Türkiye’deki askerî vesayetin nasıl İlker Paşa, Yaşar Paşa, Hüseyin Paşa, Hasan Paşa farkı gözetmeden yerleşik ve yapısal olduğunu anlatması açısından ibretlik.

Berkan da zaten şöyle demiş “Bu öykü, çok ama çok tipik bir durumu gösteriyor ve biz ülkemizde bu tipik durumu nedense hiç konuşmuyoruz” ve sonra da eklemiş: “Bu anlattığım ama üstünü çok kapattığım öyküyü umarım isimler ve konu vererek de yazmak zorunda kalmam.”

Bundan birkaç yıl önce Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanı, AKP iktidardayken İsmet Berkan bir gazetenin genel yayın yönetmeniydi. Hem de Susurluk’u teşhir eden, MGK’nın kırmızı kitapçığını ilk yayımlayan bir gazetenin başındaydı.

Peki, biz Türkiye’yi günlerce sarsabilecek, üzerinde çok konuşulacak bu büyük haberi neden o günlerde ya da Berkan bunu öğrendiğinde Radikal’de okumadık? Berkan’ın isabetle söylediği gibi “Bunun üzerinde hiç konuşmamamızın” nedeni hukuka demokrasiye tümüyle aykırı olan bu “Türkiye gerçeği”nin bize fazla tanıdık, aşina gelmesi, olabilir mi?

İkinci yazı dünkü Hürriyet’te Ertuğrul Özkök tarafından yazıldı. Bu kez olayın tarihi daha da yakın. 22 Temmuz 2007 seçimlerinden üç gün sonra. Yer Ankara’da Genelkurmay Karargâhı. Ertuğrul Özkök yanına Enis Berberoğlu’nu da alarak Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ı ziyaret ediyor. Görüşmenin off the record olduğunu söylüyor Özkök. Sahiden de ne bu görüşmeden haberimiz oldu bugüne kadar ne de konuşulanlardan. Gerisini ondan okuyalım:

“Seçimin üzerinden henüz üç gün geçmişti ve tabii ki, askerlerin seçim sonuçları ile ilgili görüşlerini merak ediyorduk. Askerlere siyasi konuları sorma alışkanlığımı çok gerilerde bıraktığım için, pek girmeye cesaret edemedik. Doğrusu o da pek istekli görünmedi. Ancak konuşmanın çok kısa bir bölümünde seçimden söz edildi.“Halkın tercihi hakkında ne diyebiliriz ki” demekle yetindi. Bu arada bize, odanın sağ tarafında duran kalınca bir kâğıt destesini gösterdi ve “Arkadaşlar seçim sonuçlarını değerlendiren bir inceleme yaptılar” dedi. İçeriğine ise hiç girmedi. Dün Radikal Gazetesi’nde Eylül 2007 tarihli “Bilgi destek planı” başlıklı haberi görünce, o günkü görüşmeyi hatırladım. Acaba, gazetede sözü edilen planın ilk taslağı o gün gördüğümüz değerlendirme raporu muydu?”

Galiba oydu Ertuğrul Bey. Bir Genelkurmay Başkanı’nın elinin altında seçimden üç gün sonra askerler tarafından hazırlanmış bir seçim değerlendirme raporunun ne işi var diye şaşırmadığınız o rapordur bugün hararetle konuştuğumuz belgelerden biri. Siz benzerlerini yıllar önce görüp, nedir bu paşam diye sormamışsınız. Biz yeni görüp şaşırıyoruz, manşetlere çekiyoruz. Keşke o gün paşa arkasını döndüğünde bir zahmet o belgenin altındaki imzaların ıslak olup olmadığına da baksaydınız da Türkiye 4,5 ay boyunca saçma bir tartışmayla vakit kaybetmeseydi.

Yani Taraf’ın yaptığında aslında büyütülecek bir şey yok. Biz bu ülkede gazetecilerin yıllar önce bizzat görüp görmezlikten geldiği belgeleri yayımlıyoruz o kadar. Yani olan malumun belgeleriyle ilan edilmesinden başka bir şey değil.

Şimdi niye tüm bu belgeler Taraf’a ‘sızdırılıyor’ anladınız mı?

Yıldıray Oğur - 2009.10.29 - Taraf Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder