29 Kasım 2009 Pazar

‘Meteorolojik’ yazı

Şu dünyanın kendine göre rüzgârları var. Örneğin Berlin duvarının yıkılmasının ardından Soğuk Savaş’ın bitmesi, önemli bir iklim değişikliğine işaret eden bir dönüm noktası olmuştu. Özellikle bizim için önemli bir olaydı, çünkü Türkiye Cumhuriyeti o ortamdan soluk almaya koşullamıştı kendini. O zamandan beri nefes darlığı çekiyor, damar sertliği çekiyor vb.

Doğada da öyledir: rüzgâr habire aynı yönden aynı yöne esecek diye bir kural yok. Akşam olur, hava kalır, güzel güzel yatarken bir solugan başlar, ortalığı birbirine katar. Amerika’da küçük Bush’un iktidara gelmesi de böyle bir olaydı: etki-tepki bu. Hem, koca Amerika; Soğuk Savaş bitti diye oradaki bütün saldırganlık kaynakları kuruyacak değil.

Şimdi, Obama’yla, yeniden durulduk, yeniden barışın, demokrasinin dilini konuşmaya başladık. Dünyanın son ulus-devleti olan ülkeden yeni soluganlar esmez diye bir kural yok. Obama’nın ikinci seçimi alıp alamayacağı da kritik soru. Her şey bir yana, sırtında Afganistan ve Irak var. O bunlarla uğraşırken Neo-Con’lar Amerikan ırkçılığıyla yeniden rezonans kurabilecekler mi?

Ama şimdilik, daha bir, iki yıl, barış sularındayız. Bu da, Türkiye’nin ancien règine’ini (eski rejim, yani bildiğimiz “askerî cumhuriyet”) tehdit ediyor.

“Rüzgâr” demiştim. Siyasî olaylarda rüzgârın bir yönden esmesini andıran bir yan, gerçekten var. Bakın, tam da bu günlerde, dünyada pek sık rastlanmayan bir olay oldu: Almanya’da Genelkurmay Başkanı’nın istifası.

Adam belli ki yanlış bir iş yapmış. Kendisi bu işten kendini “suçlu” görmeyebilir, bir “sapma”dan falan da dem vurabilir, ama “sorumlu” olduğunu reddedemez. “Sorumlu değilim” demek daha büyük kabahat. Onun için hemen istifasını veriyor.

Dün Yasemin Çongar böyle bir olayla bizim buradaki durumumuz arasında yapılması gerekli bütün kıyaslamaları yapmıştı: adamın haberi veren gazeteyi suçlayıp parmak sallamadan istifa edip gitmesini vb. Bunları tekrarlamaya gerek bırakmadı.

Şimdi, Alman Genelkurmay Başkanı’nın bu istifasıyla Almanya büyük bir sarsıntı geçirecek mi? Ne olacak orada? Hiçbir şey olmayacak. Yerine başka biri Genelkurmay Başkanı olacak, işler bilindiği gibi yürüyecek, olay bir iki hafta içinde unutulacak, adam muhtemelen bahçesinde çiçek sulayacak vb. Ayrıca, belli ki bir yerde yanlış yapmışsa dahi sonra doğrusunu yaptığı için bir saldırıya da uğramayacak.

Birileri de şimdi diyecek ki, “Orası Almanya! Orada Hıristiyan şeriatı getirmeye çalışan parti yok [Ama Hıristiyan partiler var]! Bölücüler yok! Almanya düşmanları, Büyük Friederich düşmanları yok! Orada böyle işler olur, düzen de bozulmaz!”

Bunu bugün belirli bir “inandırıcılık” dozuyla söyleyebilirsiniz ama şunun şurasında militarizm son derece Alman bir ideolojidir, doğum yeri de öncelikle Prusya’dır. Ludendorff’un, Hindenburg’un har vurup harman savurduğu bir Almanya’da gazetenin biri kalksın da, Genelkurmay Başkanı’nın yanlış iş yaptığını söylesin! Yanlış da, yüz iki yüz Afgan sivilin ölmesi gibi “önemsiz” bir şey olsun!

Bu ülkede askere tanınan ayrıcalıklı davranma imkânlarının hepsi Almanya’da da yaşamıştı. O kadar tek başımıza değiliz. Bizim yaptığımız yanlışları yapan başkaları da hep var; sorun, başkalarının yaptığı doğruları yapmaya yanaşmamamızda.

Almanya, şöyle ya da böyle, ama son kertede kendi çabasıyla buraya geldi. Buraya gelmeyi başardığı için Genelkurmay Başkanı gidince kimsenin kılı kıpırdamaz. O gidince düzen çökseydi, zaten Almanya hiçbir yere gelmiş olmazdı.

İşte dünya, işte biz.

Murat Belge - 2009.11.28 - Taraf Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder