1 Kasım 2009 Pazar

Güçlendirmeyen darbe...

“Beni öldürmeyen şey güçlendirir.” Nietzsche Sadece kulağa iyi geldiği için doğru kabul edilen binlerce aforizmadan biridir bu da.

Oysa acı, insanı güçlendirmez. Yaralar insanı daha olgun yapmaz. Belki acının sağaltılması, belki yaranın tedavi edilmesi... Ama acının, yaranın, darbenin kendisi ‘kırar’ insanı. İnsan, ‘öldürmeyen darbenin güçlendirdiğine’ iman ediyorsa bilin ki ya yeterince acı çekmemiştir ya da yeterince büyük bir acıya tanık olmamıştır henüz.


Rojin
Önceki gün telefonda Rojin’le konuşurken bunları düşündüm. 19 yaşında girdiğim bu ‘medya’ adlı savaşta sırf erkek olmadığım için yediğim darbeler beni güçlendirdi mi? ‘Kadın olduğum için’ diye özellikle demiyorum. Zira o darbelerden korunmak için erkeklerin tarafını tutan kadın çoktur.
Serdar Turgut ‘vakasının’ birçok açıdan ne kadar berbat, zavallıca olduğunu yazmaktan imtina ederim. İnsan böyle ‘vakalara’ tepki gösterirken sırf bu konuyla ilgili cümle kurduğu için icra edilen ilkellikle ortaklaşıyor. Nasıl diyeyim? Yazdığınız konu üzerinize ‘sıçrıyor’. Ve fakat olayın bir boyutu var ki...

‘Soyunma odası mizahı’
Serdar Bey’in pek özendiği ve insanların bilgisizliğine sığınıp ferah feza referanslar verdiği Amerikanya kültüründe beyefendinin yaptığı şeye ‘locker room humor’ denir. ‘Erkek soyunma odası mizahı’ yani. Bir mizah türü sayılabilir mi bilmiyorum. Zira bu terim, erkeklerin, kadınsız ortamlarda ‘ayılaşmasına’ gönderme yapar.
Erkek beyin kasları, kol ve kalça kaslarından ayırt edilemez hale geldiğinde ‘fışkıran’ bir üründür ‘soyunma odası mizahı’. Ne Serdar Turgut’un niyeyse yaptığı her şeyi meşrulaştıran zekâsıyla bir ilgisi vardır ne de zekâyla yapılan mizahla.
Zekânın kutsallaştırılması da ayrı bir bahistir ve ancak yeterince zekâ bulunmayanlarda görülen cinsten bir rahatsızlıktır.
Öte yandan bu tür yazıların, yazılardaki bu tür imaların basında yaptığı bir şey var. Bu tür bir tavrın meşrulaşması, gazeteleri ve televizyonları birer ‘erkek soyunma odasına’ döndürüyor. Erkeklerin ‘ayılaştığı’ dev bir soyunma odasından söz ediyorum.
Esefle görüyorum ki bazı genç kadın meslektaşlarım da bu durumu eğlenceli, komik buluyor. Ya da bir erkek tarafından ‘yeterince zeki bulunmamaktan’ korktukları için işlenen suçu destekliyorlar.

Üç saniyelik bir empatiyi becerebilseler, kendilerini Serdar Turgut’un ‘seks kölesi’ olarak 3 saniye için tahayyül edebilseler bu denli ‘tuzlukla koşmazlardı’ sanırım. Onlar da tiksinebilirlerdi. Ya da şöyle söyleyeyim kadın meslektaşlarıma:

Bugün hoşunuza giden bu ‘mizahın’ dibi yoktur. Bir gün mutlaka sizin de kalbinizi kıracak bir esprinin, cümlenin sırası gelir.

Yazılı sözle sarkıntılık
Rojin’le biraz akıl alışverişinde bulunduk. Ne yapmalı? İnsan böyle acayipliklerle yüz yüze geldiğinde ilk tepkisi şu olur. O kadar berbat bir durumdur ki olayın geçip gitmesini beklemek istersiniz sessizce. Sizi öldürmeyen darbenin güçlendireceğine inanmak istersiniz. Zira darbe almışsınızdır ve bir biçimde durumunuzu olumlamanız gerekir. Bir de tabii ‘olay çıkaran kadın’ olmak istemezsiniz.

Zira otobüslerde sarkıntılık yapılan kadınlar bağırdığında kimse adama bakmaz bilirsiniz, herkes dönüp mal mal kadına bakar.


Özür olmayan özür yazısından sonra Serdar Bey’in yaptığına da ‘yazılı sözle sarkıntılık’ diyecek olursak eğer, Rojin de görece sessiz kalmak istiyor. Tıpkı benim yaptığım gibi, tıpkı birçok kadın meslektaşımın yaptığı gibi.


Ah! Kadın gazetecilerin anlatmadığı ne kadar çok ‘vaka’ vardır bilseniz. Ama işte, rezilliğe ortak olmanın yarattığı mide bulantısına rağmen yine de bir kayıt düşmek lazım. Hiç değilse ‘Ben kabullenmiyorum’ demek lazım. Ben de diyorum işte. Geçmiş olsun Rojin!


Ece Temelkuran - 2009.11.01 - Milliyet Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder