16 Kasım 2009 Pazartesi

Görünen köy hikâyesi...

Erol Katırcıoğlu soruyor: “... kendini solda gören ve demokrat olduğunu düşünen CHP’liler Baykal’ın sergilediği bu ‘orta oyunu’nu daha ne kadar izleyecekler.” Ben bilemiyorum, böyle CHP’li kaldı mı? Kaldıysa, herhalde bu terminolojide (“solda”, “demokrat” vb.) geçen kavramların hiçbirini bilmeyen, dolayısıyla da ne düşündüğü önemli olmayan birileridir bunlar.

Baykal ile ekibinin partiyi yeniden ele geçirmelerinden bu yana, bilinen “particilik/ klikçilik” becerilerinin yanına 12 Eylül mevzuatının getirdiği kolaylıkları da ekleyerek, kendilerine sorun çıkaracak kimseyi orada bırakmadıklarından bir şüphem yok. Partiye üye olmayıp seçimde oy verenlerin de, kime oy verdiklerini bilerek böyle yaptıklarından fazla şüphem kalmadı. “Bilmemek” artık herhalde mümkün değil.

Şimdi, şu günlerde Onur Öymen’in “Dersimli” konuşması üstüne yazılıyor, çiziliyor. Doğrusu, evet, çarpıcıydı bu sözler. Ben de bir iki kere değinmeden edemedim. Bugünlerin olaylarını daha yakından izleyen gazeteciler, Deniz Baykal’ın dahi bundan pek hoşnut kalmadığını yazdılar, ben de onların yalancısıyım: “Şık olmadı” mı demiş, “Hoş olmadı” mı, bir şey demiş işte.

İşte bu, yalnız CHP’nin değil, bu toplumun genel hali, böyle bir şey. Baykal, Dışişleri’nden gelme Onur Öymen’in yanında bir çeşit “siyaset kurdu” sayılır. Hem zaten, “kurt” olmaya gerek yok, o benzetmeyi yapan, o sözleri söyleyen kişinin ciddi bir pot kırdığını anlamak için. Nitekim şimdi Aleviler herkesten önde protesto ediyor Öymen’i. Kendilerine bu şekilde dokununca nihayet anlar gibi oldular demek, bunca zamandır hiç şaşmadan arkasında durdukları CHP’nin ne olduğunu.

Onur Öymen, bu CHP’nin önde gelen, ileri gelen ve sık sık ileri giden sözcüsü. Şimdiye kadar kimbilir kaç önemli sorun çıktığında biz onun düşüncelerini dinledik. Biz de dinledik, CHP de. Ve zaten o düşünceleri CHP adına söylüyordu. Peki, bütün bu sözleri ona söyleten mantık, “Dersim’deki analar”ı söyleten mantıktan çok mu farklıydı? Mümkün mü, olabilir mi böyle bir şey? Elbette olamaz: adam aynı adam, Büyükelçi olarak Türkiye hakkında söylenenlere cevap verirken, CHP’nin –tabii bilerek ve onaylayarak verdiği rolde- memleket meseleleri hakkında görüş beyan ederken, aynı adam.

Yani Onur Öymen Dersim’de ağlayan ya da hayatta kalmadığı için ağlayamayan anneler hakkında o konuşmasında belirttiği şekilde düşünsün; bu olay karşısında tavrı bu olsun. Ama bunu söylemesin, yüksek sesle dile getirmesin, kamuya açıklamasın. Böylece biz onu ciddiye almaya, hattâ bağrımıza basmaya devam edelim. O zaman bütün bu söyledikleri “şık” da olur, “hoş” da olur.

Gene Erol Katırcıoğlu’nun sorusuna dönüyorum şimdi. İtirazımı geri alıyorum. Burası demek öyle bir toplum ki, birtakım çok göz çıkaran sözler söylenmedikçe, her şey geçebiliyor. Hani, nasıl söylesem, Hitler koluna “swastika” takıp gezmese, biz adamın Nazi olduğunu anlayamayacağız. İçerik önemli değil de, “simge” önemli.

Adam şunu, şunu ve şunu söylüyor. “Yahu, bunları biraraya getirdiğine göre, bunu da söyler” diyemiyoruz biz. Ancak o kendisi bunu da söylüyor, o zaman ayaklanıyoruz, “Bak, bak! Bunu söyledi!” diye haykırıyoruz.

Faşist olmana kimsenin itirazı yok, hattâ böylelikle “makbul” adam sırasına giriyorsun. Yeter ki “patavatsız faşist” olma.

“Halkı tan’eylemek nemiz/ Cümle küstahlık bizdedir”... Yani, sonuç olarak, cümle kafa karışıklığı bizde. Bu mantığa sahip olan ve sahip olduğunu hiç saklamayan biri, istediğimiz bağlama göre, gâh “ciddi devlet adamı” olarak analiz yapıyor, gâh “Sosyal-demokrat Parti’nin sözcüsü olarak konuşuyor, Çanakkale’nin arkasına Dersim’i takıp asıl meramı olan “Analar ağlamıştır, gene ağlayacaktır, çünkü biz adamın anasını ağlatırız” sözünü ağzından çıkarıncaya kadar, biz bu zat-ı muhteremde herhangi bir tuhaflık olduğunu farkedemiyoruz.

Murat Belge - 2009.11.15 - Taraf Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder