19 Kasım 2009 Perşembe

Dersim yanlışları

Her ne kadar CHP Lideri Deniz Baykal “o konu kapandı” dese de Onur Öymen’in neden olduğu “Dersim krizi” kolay kolay kapanacağa benzemiyor. Bunun iki temel nedeni var: 1) Öymen özel olarak Tuncelilerin, genel olarak da hem Aleviler, hem Kürtlerin çok derin bir yarasını durup dururken kaşıdı; 2) Bu kriz, hem Kürt açılımı konusunda ana muhalefet partisi tarafından iyice bunaltılmış olan AKP’nin; hem CHP’den kopup, tıpkı yıllar öncesinin Birlik Partisi gibi bir “Alevi partisi” etrafında örgütlenmek isteyen bazı Alevi siyasetçilerin; hem de Mustafa Sarıgül gibi CHP’ye alternatif yeni bir siyasi hareket oluşturmak isteyen kişi ve çevrelerin çok işine yaradı.

Olayın CHP’ye getirebileceği zararları değerlendirmeden önce Öymen’in çıkışının neden yanlış olduğunu tartışalım:

1) Öymen, Dersim olayını sadece bazı asilerin devlet tarafından yakalanıp etkisiz hale getirilmesi gibi sundu ki doğru değil. Tarafsız anlatılardan hareketle, Dersim olaylarında sadece devlete başkaldıranlar değil, sivil halkın da çok ciddi kayıplar verdiğini biliyoruz. Ayrıca sağ kalanların önemli bir bölümü ülkenin başka bölgelerine sürüldü ve Tuncelili olmak devlet nezdinde yıllarca bir “suç” gibi algılandı.

2) Diyelim ki Dersim olaylarında sadece bir başkaldırı bastırıldı. Öymen’in 70 yıl önceki bir uygulamayı günümüzün Kürt sorununun çözümü için önermesini anlamak mümkün değil.

3) Kaldı ki son 25 yılda değişik iktidarlar, devletin diğer kurumlarıyla işbirliği içinde, “bataklığı kurutma” bahanesiyle Dersim’i andırır uygulamalara izin verdiler ve Türkiye terörle mücadele adı altında sivillerin uğradığı mağduriyetler nedeniyle dünya çapında kötü bir isim yaptı. Sonuçta, bugün de görülüyor ki bu tür ceberrut yöntemler sorunu çözmek yerine daha da derinleştirdi.

Sivilleşen CHP

Öymen’in kuşkusuz en büyük yanlışı, günümüz CHP’sini tek parti döneminin CHP’si ile bir tutmasıdır. Her ne kadar belli bir süreklilik bulunsa da, her ne kadar birileri CHP’yi hâlâ “devlet partisi” yapmaya çalışsalar da, 1965 yılında ilan edilen “ortanın solu” çizgisiyle birlikte bu parti “sivilleşme”ye başladı ve 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbeleriyle birlikte devletle arasında belirgin bir mesafe koydu.

Eğer Öymen CHP içinde yıllarca politika yapıp parti içinde bugünkü yerine gelmiş olsaydı, bu partiyi ayakta tutanlar arasında Alevilerin, özel olarak da Dersimlilerin önde geldiğini kavrar; onların hassasiyetlerini bilir ve sözlerini seçerken bunları göz önüne alırdı.

Öymen, kendisini aklamaya çalışırken Atatürk’e referans vererek de vahim bir yanlış yaptı. Çünkü Aleviler büyük çoğunlukla Atatürk’ü severler sevmesine ama yakın tarihin en büyük travmalarından biri olan Dersim katliamının onun adıyla meşrulaştırılmasına razı olacaklarını düşünmek de aldatıcı olur. Bu arada İbrahim Kaypakkaya’nın temelini attığı ve temelinde katı bir Kemalizm düşmanlığı bulunan TİKKO hareketinin Tunceli’de yıllardır etkili olduğunu da akılda tutmak şart.

Yaraları sarmak

Bu krizin CHP’ye olası faturalarına gelecek olursak öncelikle bu partinin, hükümetin başlattığı “Alevi açılımı”na ilgisiz; “Kürt açılımı”naysa alenen ve sert bir şekilde karşı bir duruş sergilemesi tabandaki Alevi ve Kürtlerde zaten rahatsızlıklara yol açıyordu. Baykal’ın TBMM’de parti adına Öymen’in konuşmasını istemesi, tabandaki bu hassasiyetleri çok da fazla önemsemediğini gösteriyor. En azından kurmayından bu denli vahim bir hata beklemediği kesin.

Kesin olan bir diğer noktaysa, başta da belirttiğimiz gibi, bu krizin Alevileri CHP’den koparıp yeni bir parti kurmak isteyenler için çok elverişli bir zemin yaratmış olduğu. Aslında Alevi seçmenin CHP’den tatminsizliğinin tarihi daha eskidir, fakat özellikle Sünni siyasal İslamcılığın yükselmesinin de etkisi nedeniyle, büyük çoğunluk “her şeye rağmen” CHP’de ısrar etmeyi sürdürdü. Bu arada özellikle Türkmen Alevilerinde, PKK’ya duyulan öfkenin de etkisiyle MHP’ye belli ölçülerde bir yöneliş olduğu da gözlendi.

Baykal her ne kadar “bu konu kapandı” dese de, bunun o kadar kolay olmayacağını bilecek kadar tecrübeli bir siyasetçidir. Bakalım yaraları saracak mı? Saracaksa nasıl saracak?

***


Sevgili dostum Ömer Lütfi Mete’ye Allah’tan rahmet, sevenlerine de başsağlığı diliyorum.

Ruşen Çakır - 2009.11.19 - Vatan Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder