1 Kasım 2009 Pazar

Cumhuriyet olmak yetiyor mu?

TAHRAN- Başbakan Tayyip Erdoğan İran ziyaretinin sonunda düzenlediği basın toplantısında ilginç bir soruya muhatap oldu.
Dün Türkiye’nin Tahran büyükelçiliğinde yapılan toplantıda, İran’ın resmi haber ajansı İRNA’nın muhabiri kalktı ve yine dünkü New York Times gazetesinin Türkiye üzerine sorduğu sorunun aynısını sordu.
Hem Nev York’ta, hem de Tahran’da, karşı açılardan sorulan ama aynı soru şuydu: Türkiye AK Parti iktidarında Batı’dan uzaklaşıp, Doğu’ya mı dönüyor?
Hem Nev York’ta, hem de Tahran da sorulan bu ortak sorunun gerekçesi, Türkiye’nin Filistin meselesi nedeniyle İsrail’e sert eleştiriler yöneltmesi ve yine İsrail’in elinde olduğu varsayılan atom bombalarını ima ederek, İran’ın atom bombasına sahip olmasına karşı çıkarken, İsrail’in de unutulmaması gerektiğini söylemesiydi.
Erdoğan doğrusu bu soruya iyi karşılık verdi: Davos’taki olay planlanmış bir tepki değildi; orada gelişmişti. Sadece o olaya bakarak Türkiye’nin Batı’dan uzaklaştığı söylenemezdi. NATO ve diğer pek çok batı kuruluşunun aktif üyesi Türkiye, Avrupa Birliği’ne katılabilmek stratejisi güdüyordu. Dolayısıyla Batı’dan kopması söz konusu değildi; ama hem batısına, hem Doğu’suna bakıyordu.
Bir açıdan bakıldığında Erdoğan yönetiminde Türkiye’nin İran’a ilişkin projelerine baktığınızda, bunların Doğu-Batı ekseninde ayrı bir hareketlenmenin ürünü olduğu görülebiliyor.
Avrupa’ya Türkiye üzerinden Hazar doğalgazı projesi taşımayı amaçlayan Nabucco projesine ABD’nin nükleer nedenlerle İran’a ambargoyu artırma çabasında olduğu sırada davet etmek böyle örneğin.
Ya da İran’ın Hint Okyanusu’ndaki Bandar Abbas limanından İstanbul ve Trabzon’a ulaştırma hattı kurmak üzere demiryolu sistemini canlandırma projesi de böyle.

Türkiye, cumhuriyet ve demokrasi
Bu projeler, ekonomik ilişkileri zıplatabilir, İran’ın ekonomik olarak Batı’yla bağlantılarını güçlendirebilir; ama gerçek anlamda bir köprüleme sayılmaz bu.
Gerek İran, gerekse bir önceki durak olan Pakistan, anayasalarına göre cumhuriyetle yönetiliyor. Her ikisi de din devleti ve isimleri de İslam cumhuriyeti. Dünyanın en kapalı rejimlerinden biri sayılan Kuzey Kore de ‘demokratik halk cumhuriyeti’ adı taşıyor örneğin.
İsimlerinin cumhuriyet olması bu ülkeleri ileri bir idare biçimi yapmaya yetmiyor.
Günümüzde bir ülkedeki rejimin gelişmiş sayılması için anayasasına göre adının cumhuriyet olması değil, çoğulcu bir demokrasiye ve bağımsız yargının simgelediği hukuk devleti uygulamasına sahip olması gerekiyor Türkiye Cumhuriyeti bugün 86’cı yılını kutluyor.
Cumhuriyetimizin ilk yıllarında dünyada da fazla örneği olmayan demokrasi ve hukuk devleti kavramları, bugün modern bir rejimin olmazsa olmaz ilkelerinden sayılıyor.
Türkiye’nin bugün içeride yaşadığı tartışmalar bir yönüyle ülkenin yalnızca ekonomik yapısıyla değil siyasi sistemiyle de modern bir demokrasiye dönüşmesi sancıları aslında.

Hükümet-asker ilişkileri
Günlerdir Erdoğan’ı takip için Pakistan ve İran’dayız, burada olan önemli gelişmeleri aktarmaya çalışıyoruz.
Ama heyetteki çoğu kişinin aklı Ankara’da.
Genelkurmay’da hazırlanan ve AK Parti iktidarını devirmeyi hedef aldığı öne sürülen bir senaryo çalışması, mahkemeye sunulan bir ihbar mektubu ve akında bulunduğu bildirilen orijinal belge ile ap ayrı bir mecraya akmaya başladı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, bu haberler ilk kez 12 Haziran’da Taraf gazetesinde çıktığında ‘Bu haliyle kağıt parçası’ demişti. Sert tepkisine karşın, yeni belge çıkarsa yeni soruşturma açılaçağını da söylemisti. Şimdi yeni soruşturma açıldı.
Başbakan Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu durumu kaldırmayacağını askerin de hazmedemeyeçeğini söyledi. Bu konu üzerine Başbuğ ile konuşacağını da ekledi.
Kamuoyu ise artık ‘Konu yargıya intikal etmiştir, yorum yapamayız’ sözleriyle avutulamayacak kadar ne olduğunu merak ediyor. Biraz da asabilesen bir merak bu.
Askerin içinde ülkenin siviller tarafından idare edilmesini kabul edemeyen bir damar olduğu algısı rahatsızlık verici. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti’nin ileri bir demokrasi olması önündeki engellerden birisi.
Çünkü bugün AK Parti’ye irtica suçlamasıyla kabaran niyet, geçmişte Süleyman Demirel’e, Bülent Evevit’e de başka suçlamalarla yönelmişti.
Evet, bu iddiaların zamanlamasında bir psikolojik harekât kokusu alınabilir. Ne hikmetse hep Kürt açılımının, Ermeni açılımının yeni bir aşamaya geldiği sırada patladığı tartışılabilir.
Ama bu durum iddiaların içeriğini sorgulamamamıza engel değil.
Türkiye’de siyasi iktidarlar ile askeriye arasındaki ilişkilerin mutlaka yeniden düzenlenmesi gerekiyor.
Bunun için en büyük rol ve görev Orgeneral Başbuğ’a düşüyor.
Cumhuriyetimize yarasan bir demokrasiye kavuşma yolunda, bu işin örtbas edilmeden bir an önce açığa çıklarılması ve suçluların tereddüte yer kalmayacak şekilde cezalandırılması gerekiyor.

Murat Yetkin - 2009.10.29 - Radikal Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder