25 Kasım 2009 Çarşamba

CHP'nin sabit siyaseti

Türkiye'nin karşısında bugün bir CHP sorunu var. CHP'yi böyle nitelendirmek bu parti yönetiminin iddia ettiği gibi ona dönük linç girişiminin bir parçası değil. Niye öyle bir hesap olsun ki? Yönetimin dolaşıma soktuğu bu iddia oldukça kuvvetli bir kavram üreterek, eleştirel düşüncede 'kavram tedhişi' denilen bir ortam yaratıp muarızları bir tür demagojiyle geriye itmek, püskürtmek. Oysa sorun CHP yönetiminin hasıraltına süpürdüğünden ve gözden kaçırmaya çalıştığından çok daha büyük, vahim ve kapsamlıdır. Çünkü CHP bugünkü haliyle karşımıza iki büyük problem dikmektedir.
İlki doğrudan doğruya genel politikayla ilgilidir.
Yeniden açıldığı dönemden başlayarak CHP sürekli bir biçimde kutupçu siyaset geliştiriyor. O yoldan Türkiye'deki siyasal yapının çatışmacı, gergin bir yapı içinde bölünmesine yol açıyor. CHP, siyasi hayata bir kez daha döndüğünde çok daha ılımlı bir politika izlemekte ve sol bir siyaset arayışı içinde bulunmaktaydı. Fakat Uğur Mumcu öldürülünce bu siyasetini terk etti. O dönemde laiklik/ şeriat çatışmasını esas alan bir politika içine girdi. Ona göre Türkiye bu ikilem ekseninde bölünmekteydi ve kendi misyonu rejimi savunmaktı.
Bu siyasetinde CHP başarılı olduğunu varsayıyor. Şimdi bazı çevreler de yeniden açılan CHP'nin ilk yıllarda sahip olduğu % 1-2 oya bakarak onun % 25'e yaklaşan oy oranını başarı olarak nitelendiriyor. Tepeden tırnağa bir yanılgı! Nedeni açık: CHP kendi eseri olan kutuplu siyasetin öteki partisidir. Niye o zaman bu parti AK Parti'den daha fazla oy almıyor da onun gerisinde kalıyor? Hele AK Parti oylarının % 50'lere yaklaştığı düşünülürse...
İkincisi ve daha önemlisi, CHP, o bölücü/ kutupçu/ çatışmacı siyasete kendini öylesine kaptırmış durumdadır ki, bu defa Kürt/Alevi/Ermeni sorunlarının gündeme getirildiği her durum ve ortamda işin özünü bir tarafa bırakıp onu bir rejim meselesi olarak tanımlıyor. Değişen hiçbir şey yok ortada. Dün şeriat bölecekti Türkiye'yi bugün demokratikleşme, CHP'ye göre.
Oysa CHP'nin şeriat geliyor diye tanımladığı tartışmalar da, baştan sona karşı çıktığı Kürt sorunu da bir demokratikleşme girişimiydi. Peki, neden CHP bunu görmüyor ve ülkeyi böyle bir bölünmeci siyasete doğru sürüklüyor?
Birinci neden, CHP'nin bir muhalefet partisi olarak son derecede hassas ve tedirgin edici bir konuyu gündeme getirip, gerçekten toplumda bir tedhiş oluşturup oradan nemalanacağını düşünmesidir. Yöntemi, yaklaşımı ve siyasal özü yanlıştır ama gerçek CHP bakımından budur.
İkinci ve daha önemli nedense doğrudan doğruya ideolojik bir zemine otuyor. CHP, 1923'te biçimlendirilmiş (daha öncesi de olmakla birlikte) bir siyaset anlayışını bugünkü toplumda uygulanabilir zannediyor. Bu CHP'nin düşünsel genetiğinin bir uzantısıdır. 1923 sonrası toplum a) organik dayanışmacı bir toplumdur, kimsenin kimliksel, demokratik, hatta bireysel farklılığını kabul etmez; b) elitisttir yani otoriter bir muhafazakârlığa dayanır; c) devlet ve rejim önceliklidir, rejim denilen şeyse demokrasi değil içe dönük bir vesayet rejimidir.
Bugünkü dünyanın bu modeli taşıyamayacağını CHP yönetim kadroları bilir. Fakat CHP şimdi rejim ve devlet odaklı/ öncelikli bir parti olarak küreselleşme ile ortaya çıkan yeni düzenin getirdiği toplumsal travmayı (gerektiğinde bizzat yaratarak) devletçi/rejimci baba rolünü oynayarak aşmaya çalışıyor.
Başlangıç döneminin CHP'si toplumun kendi kendisine dönüşebileceğine inanmıyordu. Toplumun inşa ve daha önemlisi terbiye edilmesi gerektiğini düşünüyordu. Anlaşılan bugün hâlâ öyle düşünüyor.
CHP üstünden sol bir politika kurmaya soyunanlar kulaklarına küpe etsin...

Hasan Bülent Kahraman - 2009.11.25 - Sabah Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder