25 Kasım 2009 Çarşamba

AKP tek kale oynuyor!

İsmet Berkan ile Murat Yetkin, sanıyorum tebdil-i kıyafet eyleyip geçenlerde yaptığımız DSİP İstanbul toplantısına katılmış. Radikal’deki 23 kasım tarihli yazılarından öyle anlaşılıyor. Memlekette bir zamandır olan bitenlerin önemini kavrayıvermişler ansızın.

Berkan şöyle yazmış:

“Özgürlükçülük, demokrasi savunuculuğu, azınlık haklarını korumaya çalışmak gibi dünyanın her yerinde sola özgü söylemleri bizde ‘sağ’, hem de bazılarınca ‘aşırı sağ’ kabul edilen Ak Parti yapıyor. Buna karşılık statükoyu savunmaktan özgürlüklerden korkmaya, demokrasinin katıksız olmasını söylemektense vesayetin ortadan kalkıyor olmasına üzülmeye kadar ne kadar ‘sağ’ davranış biçimi varsa bunların hepsini de kendini hâlâ ‘sol’ sayan CHP sergiliyor.”

Ve şöyle devam etmiş:

“Erdoğan.. çok önemli bir zihniyet devrimini merkez sağ kitlelere yaşatıyor ve bu zorlu konulara olumludan, mazlumdan, zulme uğrayanın tarafından yaklaşarak Alevileri, Kürtleri alkışlatıyor, kendi kitlesine bir zamanın ‘öteki’lerini sevdiriyor.. Başbakan Erdoğan’ın kitleleri etkileme, onlara mesajını iletme gücünü hiç küçümsememek lazım.”

Yazının başlığı da “Zihniyet devrimi”.

Yetkin ise Diyarbakır’a gitmiş ve “Erdoğan’ın Meclis’teki sorusu Diyarbakır’da yankı bulmuş” başlıklı bir yazı yazmış. AKP’nin yaptıklarının Diyarbakır’da yarattığı etkiye şaşırmış! Ben Yetkin’in şaşırmasına şaşırdım! İlk defa mı gidiyor yahu oralara!

Şöyle yazmış:

“Türk Başbakanı tarafından yapılan bir konuşmada sarf edilen bir cümlenin, sorulan bir sorunun Diyarbakır’ın hem toplantı salonlarında, hem sokaklarında bu denli etkili olabileceğine görmesem inanmazdım.”

Konuştuğu bir kişi, “O gün kulaklarıma inanamadım” demiş, “Havaalanında bekliyordum. Televizyonda fark ettim. Bunu söyleyen kim diye dikkat ettim. Başbakan’mış. İşte Türkiye’nin değişmeye başladığına o zaman inandım.”

Bir başkası, “Bu mesele artık Meclis’te konuşuldu ya, üzerimize serpilen ölü toprağı değilmiş diye düşündüm, sıra faili meçhullere de gelecek inşallah” demiş.

Neymiş Meclis’te sarf edilen cümle? “Tayyip Erdoğan’ın 13 kasımdaki Kürt açılımı Genel Görüşmesi’nde sorduğu şu soruydu: ‘Bırakın analar ağlasın diyenlere sesleniyorum: Sizin hiç evladınız öldü mü, köyünüz yakıldı mı?’ Diyarbakır’da Vali ile Belediye Başkanı Osman Baydemir’in oturduğu sofralardan, sokaktaki esnafın kaldırım sohbetine dek yankılanan cümle buydu.”

Berkan’la Yetkin’in bu yazıları yazdığı gün, Erdoğan bir konuşmasında daha da ileri gitti:

“Bu millet, ufkunu karartmak isteyenlere, kendisini kafeslere hapsetmek isteyenlere her zaman yanıtını vermiştir; bundan sonra da hiç şüpheniz olmasın, yine verecektir.”

“Kafes” derken ne dediği belli. Darbecilere “Haberiniz olsun, direnirim” diyor. Türkiye siyaset tarihinin temel geleneklerinden birini, asker karşısında hazırola geçme geleneğini zaten yıkmıştı; şimdi de asker “Höt!” deyince şapkayı alıp gitme geleneğini yıkıyor. Halka da “Darbe yaparlarsa, direnin” diyor.

Ben de diyorum, ne var? Diyorum ama, Erdoğan deyince biraz daha etkili oluyor galiba.

AKP’yi ve Erdoğan’ı basitçe gerici ve emperyalizmin uşakları olarak görünce, bütün bunların hiçbirini anlamak mümkün değil.

Şöyle bir süreç işliyor: Tabandan gelen yaygın bir değişim talebi 2002’de tüm diğer partileri silerek AKP’yi iktidara getirdi. Hem bu tabana hem de TÜSİAD’ın desteğine güvenen AKP, değişime karşı direnenlerle itişmeye başladı. İtiştikçe ve karşı taraf sertleştikçe, AKP de sertleşmek zorunda kaldı. Ortam kızıştıkça, başbakanların asılabildiği bu memlekette Erdoğan konumunu güçlendirmek için tabanına seslenmeye başladı. Baktı, taban memnun, taban yerinde duruyor, değişimin giderek hızlanmasına taban ses çıkarmıyor. Taban Erdoğan’ı radikalleştiriyor; Erdoğan tabanı radikalleştiriyor. Kısır döngünün tam tersi, doğurgan döngü.

Bu nedenledir ki “Analar ağlamasın” diyebiliyor, “Dersim katliamı” diyebiliyor, Büyükada’da azınlıkları ziyaret edebiliyor, Gül’ü Ermenistan’a maça gönderebiliyor.

Kim kaldı bu sürecin önemini anlamayan? Solun geniş kesimleri kaldı. Hâlâ kendi köşesinde mırın kırın eden, homurdanan, “Aslında bunlar samimi değil, aslında bunlar gerici, aslında bu açılımlar bir yere gitmez” diyen sadece sol kaldı.

Zihniyet devrimini çakamayan, halkın değişim talebini ve AKP’nin bu talebe nasıl cevap verdiğini anlayamayan, bunun sol için yarattığı fırsatları göremeyen sadece sol kaldı.

Ve görebilen kitlesel bir sol parti olmadığı için, sahada sadece AKP var. Sol yok.

Roni Marguiles - 2009.11.25 - Taraf Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder