24 Ekim 2009 Cumartesi

Yahudiler İnternet’te...

Sedef Adası cayır cayır yanıyordu! Yükselen alevler Büyükada’yı gündüz gibi aydınlanmıştı. Maden’deki yalıların iskelelerinde sıralanmış Adalılar dehşetle bu korkunç manzarayı izliyor, ellerindeki su kovalarıyla nafile Sedef Adasındaki ateşi söndürmeye çalışıyorlardı. Birden rüzgâr hızlandı. Şimdi dev alevler denizi aşmış Maden sahilini yalıyordu. Korkuyla uyandım. Ter içindeydim. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki, gürültüsüne karım uyandı. “Ne var? Ne oluyor?” dedi telaşla. “Yanıyoruz! Kalk çabuk, Ada yanıyor! Maden yanıyor!” diye haykırdım.

Otuz beş yıllık evlilik hayatımız boyunca elbise dolabından çıkan kobra yılanlarından tutun, yatağımızın Titanik misali okyanusun derinliklerine gömülmesine varan yüksek yaratıcılık eseri binbir türlü kâbuslarıma alışkın karım, uykusunu bölmüş olmamın öfkesiyle gürledi: “Yat uyu! Ada’da değil, Moda’dayız. On beş yıldır adaya gittiğimiz yok... Yatmadan önce abur cubur yersen öyle olur!”


Abur cubur... Dehşetengiz yangının failinin bulunması bir nebze olsa beni rahatlatmıştı ama yine de o devasa alevlerin anlamını düşünmekten kendimi alamıyordum. Oldum olası rüya yorumcularıyla dalga geçmişimdir. Ama az önce yaşadıklarım beni fena halde etkilemişti. Yeniden uyumaya çalışan karımın kulağına usulca fısıldadım: ‘Melahat’i arasak mı?’ Ailemizde adettir: Rüya gören hatırlayabildiklerini ertesi sabah ‘Hayırdır inşallah!’ nidaları altında aile efradına anlatır, ardından Melahat aranır ve rüyanın ne anlama geldiği öğrenilir… Genellikle güzel şeyler söyleyen Melahat, o yüzden tercih sebebidir.


Karım haklı olarak bir kez daha azarladı beni: Gecenin dördünde, saçma sapan bir rüya için insanlar rahatsız edilmezdi ki! Oysa beni bir türlü uyku tutmuyor, gözlerimi yumdukça alevler yeniden beliriyordu. Sonunda dayanamayıp kalktım. Karımı daha fazla sinirlendirmemeye özen göstererek usulca bilgisayarın başına geçtim. Ne şanslıyım ki, her sorunun yanıtını bulabileceğim bir devirde yaşıyorum.


YAŞASIN İNTERNET!

Arama motoruna ‘rüya tabirleri’ yazdım, milyonlarca site çıktı. Üsttekiler daha iyidir mantığından hareketle baştan ikinci adrese daldım. Güven telkin eden ciddi bir siteye benziyordu. Ana sayfada bir fihrist vardı. Rüyada görülen en belirgin nesnenin baş harfine tıklamak yeterliydi. Yangın için Y harfine bastım. Yaba sözcüğünden başlayan uzun bir liste belirdi. Aşağı doğru hızla indim. Tam bu esnada gözüme ‘Yahudi’ sözcüğü ilişti. Çok şaşırdım.

Yangını bırakıp Yahudi’ye takıldım. Demek ki, rüyada Yahudi görmenin de bir anlamı varmış. Acaba gördüğüm kişinin Yahudi olduğunu nasıl anlayacaktım? Yangını unuttum, merakla Yahudi’yi okumaya koyuldum. Uykum tamamen kaçtı, aklım karıştı, ekranın karşısında yığıldım kaldım. Yazılanları okuduktan sonra değil rüyamda Yahudi görmek, aynaya bile bakamaz oldum!

Meğer ben ne şeytan şeymişim!


Merak edenler internette araştırır bulur, sadece şu kadarını aktarayım: Rüyasında Yahudi gören, bağışlanmayacak büyüklükte günah işlemiş sayılır. Siz siz olun, kazara bile rüyanıza bir Yahudi dostunuz girecek olsa, görmezlikten gelin...


ANTİSEMİT BALIKLAR

Bundan iki hafta kadar önce, Fransa’nın Nice kentinde, Belçika asıllı bir çiftin evlerine misafir olmuştum. Yaşları yetmiş sınırını çoktan aşmış bu sempatik çift, yaklaşık yirmi yıldan beri Fransa’da yaşıyordu. Bütün Fransızlar gibi onlar da minitelden internete geçmenin sıkıntılarını yaşamış, internet sistemini kavrayınca da bu engin bilgi deposunun sihrine kendilerini iyice kaptırmışlardı. Siteden siteye atlıyor, bu yenidünyada bulduklarını heyecanla birbirlerine aktarıyorlardı. Tabii konuklar da bu bilgi paylaşımından mahrum kalmıyordu. “Bakalım sen ne denli iyi bir Yahudisin?” dedi ev sahibem, yüzündeki muzip gülümsemeyi gizleme gereğini duymaksızın.

Bilgisayar açıldı, bir siteye girildi, birkaç dakika sonra evsahibimin ilk sorusu geldi: “Mersinbalığı (esturgeon) nasıl bir balıktır?” Bilmediğim konularda gevelemeyi sevmem, kestirmeden bilmiyorum dedim. Yanıt: “Antisemit bir balıktır! Çünkü dişi mersinbalığı yumurtlama esnasında bütün pullarını döker ve dolayısıyla sürüngenler sınıfına girer. Sürüngenler ise “kaşer” değildir, yani antisemittir, Haham Simsoviç böyle buyuruyor!” Önce benimle dalga geçtiklerini sandım ama ciddiymişler. İnternette “Cheela” isimli bir web sitesi keşfetmişler, bir grup hahamın Fransız yahidlerin online sorularına verdikleri cevaplarla birbirlerini sınıyor, akılları sıra eğleniyorlar. Bazı tuzak sorular da var.

Örneğin sinemada patlamış mısır yenebilir mi? “Patlamış mısır “kaşer” değildir elbet, ama sana sinemanın caiz olduğunu söyleyen oldu mu!” Ayrılırken ayağımdaki son yıllarda yaygınlaşan renkli terliklere dikkat çektiler: “İçin rahat etsin Crocs’lar caizdir, Rabi Jak Kohn kesinlikle öyledir diyor.”


Kim ne derse desin, internetin nimetleri o kadar çok ki, saymakla bitmiyor. Her yaşa, her başa göre malzeme var, yeter ki, neyi niçin aradığımızı bilelim.

On beş gün sonra yeniden buluşuncaya dek her türlü kâbustan uzak kalmanızı dilerim.

İzel Rozental - 2009.10.21 - Şalom Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder