19 Ekim 2009 Pazartesi

Ufal da tenime gir

Ölçü, metreydi. Öyle biliniyordu.
Kim ölçmüşse ölçmüş önümüze
koymuştu. Çalışırken, konuşurken
kolaylık olsun istemişti. Peşinden
küçükleri ve büyükleri geldi. Hep
onarlı sırayla. Küçük torun mili
ile büyükbaba kilo iki uca yerleşti.
İnsanın işini görmeye haydi haydi
yetiyorlardı.Yıldızların izini kâğıda
düşürmekten otoyollar, denizaşan
köprüler yapmaya. Çocuklara sayı
saymayı, çarpma bölme yapmayı,
cetvel tutmayı (bugün cetvelin ne
olduığunu bilen çocuk kaldı mı?)
öğretmeye yarıyordu... Gel zaman
git zaman mili yetmedi. Daha hızlı
olmak için daha küçük torun
gerekti. Bir binlik daha düşüldü.
Mikrona geçildi. Hemen sonra bir
binlik daha, milimikrona...
Hızlı hep daha hızlı! Mikronların
devri de kısa sürdü. Küçükten de
küçük ne olabilir? Cüce.Yani nano.
Şimdi devir nanometre devri. Bu
cüce, bıdık mikronun kaç bin binlik
ufağıdır ne farkeder? Şimdinin tüm
rekabete dayalı icatları nano-tek
ürünü.
İçtiğiniz ilaçtan, bindiğiniz taşıtta
kullanılan yakıta hepsi cücelerin
marifeti olabilir. Hatta güneşin
zararlı ışınlarını tutsun diye
çalındığınız krem dahi. Ekonomi
işlerinden anlayanlar bu nano-tek
pazarının milyarlarca dolar
olduğunu söylüyor. Gitgide her
alana girmekte olduğunu da.
Giydiğiniz gömleğin kumaşının
lifine varana kadar. Yalnız bu
cüceler bir garip. Her yere, her
dokuya süzülüyorlar. Solumaya
ya da yutmayagörün. Ciğerlerinize,
beyninizin kıvrımlarına hatta.
Hatta ve hatta teninizin altına
kadar giriyorlar! Sonra işte o
tümör senin, bu emboli benim,
ufak ufak... Gelin görün ki her
tütün paketinin üzerine ‘yedi
sülaleniz tehdit altında’ yazan
dünya sağlık şeyleri bu ürünlerin
üzerine tek kelime olsun
komuyorlar. Cüce parçacıkların
havaya ya da suya yayılmasının
muhtemel etkileri ise şimdilik pek
bilinmiyor.
Hükümetler ise cüceler konusunda
şimdilik kararsız görünüyor. Tıpkı
genleriyle oynanmış organizmalar
konusunda olduğu gibi. Tam 220
sene önce devrimiyle dünyayı
‘epey karıştırmış’ olan Fransa
şimdi yepyeni bir devrime daha
hazırlanıyor. Nano-tek konusunda
vatandaşlara danışılacak.
Hükümetin kurduğu bir
komisyon şehir şehir gezip
vatandaşlara bilgi verecek. Soru
ve endişelerini toplayacak. Sonra
bir rapor yazacak. Daha sonra
mı? Raporlar resmi makamlara
karar verirken ışık tutacak. Tabii
10-12.000 kişiyle konuşunca bu
konuda ‘millete danışılmış’ olacak.
Bir tür ‘danışıklı demokrasi’
durumu. Pek yakında hükümetler
dünyanın her yanında bu yola
başvurup vatandaşın binde birine
danıştıktan sonra en zor kararları
kolayca alırsa şaşmayalım.
Cüce parçacıkların kolayca
tenaltı olması sayesinde suçluların,
şüpheli şahısların ve hepimizin
izlenmesi çok daha kolay olacak.
Görünmez cüce-robotlar herşeyi
izleyecek. Havaalanında dört defa
kimlik gösterip ayakkabı çıkarıp
‘çalmadığımızı’ göstermeye gerek
kalmayacak. Nano-güvenlik
merkezlerinde sinyallerimiz her an
izlenecek.
Böylece tüm bilim alanlarında
şimdi pek moda sürdürülebilirlik
cazibesini kaybedecek. Onun yerini
izlenebilirlik (traceability) alacak.
Tüm göçmenler, mülteciler,
felaketzedeler, savaş mağdurları
tenaltı cüceleriyle rahatça
‘yolculuk edebilecek’!
Cenevre’de yenilerde keşfedilen
atomdan küçük parçacığa bilim
adamları boşuna ‘tanrı parçacık’
dememişler. Küçülen tanrının
kulları da GPS-insan oluyor.

Serhan Ada - 2009.10.17 - Radikal Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder