15 Ekim 2009 Perşembe

Orhan Pamuk davası: Kimdir bu hâkimler?...

Bu ülke hâkimlerden çok çekti. Kendisini hâkim sanan atanmışlardan da...
Üç askeri darbe sayesinde hâkimlerin bazılarını daha iyi tanıma fırsatı bulduk... 27 Mayıs 1960 sonrasında bu ülkenin seçilmiş Başbakanı’nı astılar. Dışişleri Bakanı’nı ve Maliye Bakanı’nı da... Onlara kalsa 15 Demokrat Partili’yi asacaklardı.
Sonra aynı gri adamlar 12 Mart 1971’de de sahneye çıktılar. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan’ı astılar. Elleri titremedi; yaptıklarını kanun adına, hukuk adına yaptıklarını söylüyorlardı.

Sonra 12 Eylül 1980 geldi. Kara cübbeli adamlar bu kez daha acımasızdı. 50 genci astılar. Tabii bütün bu idam kararlarını onaylayan Yargıtaylar da vardı... Onlar üst yargıydı, hukuk olarak tanımladıkları bir şeyi uyguluyorlardı.

Doğan Öz’ü tanır mısınız? Bu ülkenin yürekli ve demokrat savcılarından birisiydi... ‘Kontgerilla’yı araştırmaya kalkışmıştı.
1978 yılıydı. İsmi, cismi bilinen katil silahını onun üzerine boşalttı. Katil yakalandı. Suçunu itiraf etti. Tanıklar onu teşhis ettiler.
Yargılayan mahkeme onun suçunu sabit görerek idama mahkûm etti. Dosya Askeri Yargıtay’a gitti.

Önce şekilden bozdular. Savcının itirazı üzerine dosya Askeri Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu’nda görüşüldü. Duruşmada 15 yüksek hâkim bulunuyordu. Sekiz tanesi ‘yeterli delil olmadığı’ gerekçesiyle katilin beraatine karar verilmesi yönünde oy kullandı. Yedi’si ise suçu sabit görmüştü. Katil Askeri Yargıtay kararıyla ve bir oy farkla beraat etti.
Dosya asıl süreci yürüten mahkemenin önüne geldi. Mahkeme şöyle verdi kararını: “Elimizdeki deliller, tanık ifadeleri, belgeler söz konusu kişinin bu cinayeti işlediğine ilişkin kesin kanat oluşturuyor. Ancak Askeri Yargıtay’ın kararına uymak zorunda kalarak beraate hükmediyoruz.”
Askeri Yargıtay’ın katili beraat ettiren üyelerini, hangi vicdanla ve hukuk anlayışı ile böyle oy kullanabildiklerini hep merak ettim. Askeri darbe dönemi olduğu için birileri onların kulağına bir şeyler mi fısıldamıştı acaba?
Böyle bir kararın verilebilmiş olmasını başka şekilde açıklamak pek kolay görünmüyor bana.

***

‘Ben ne hâkimler, ne savcılar tanıdım’ şeklinde bir ifade kullanmamı yerden göğe kadar haklı kılan ‘zenginlikte’ bir yaşam deneyimim var. Örneğin 12 Mart 1971 döneminde, bir hâkim, beni Türkiye İşçi Partisi davasında ‘örgüt yöneticiliği’nden sekiz yıla mahkûm etmişti. Halbuki ben TİP’te hiç yöneticilik yapmamıştım. 1970 yılındaki kurultaya delege olarak katılmış ve delege olarak konuşmuştum. O konuşmam o zamanki anlayışa göre ‘komünizm propagandası’ kapsamında değerlendirilebilirdi. Ama mahkeme yöneticiliğime hükmetti, ‘Askeri Yargıtay’ da bu hükmü onayladı. Yani, reel bir temeli olmayan bir suçtan hüküm giydim.

O hâkimle yine o dönemde başka bir soruşturma için karşılaştığımızda şöyle dedi: “Yahu Oral, senin hükmünün onaylanmasını hiç beklemiyordum. Çünkü sen yönetici değildin.” Ben şaşkın şaşkın onun yüzüne bakıp, “Ama kararı siz vermiştiniz” dedim. Cevabı daha ürkütücüydü, “Evet ama bir kısmının Yargıtay’dan döneceğini düşünerek böyle bir karar vermiştik.”

Burası Türkiye... Hrant Dink’i, Diyaspora Ermenilerini eleştiren yazısı nedeniyle ‘Türklüğe hakaret’ten mahkûm eden de bu ülkenin hâkimleriydi...

***

Geçmişte yaşadığımız bu tür deneyimlerin ve onlara yol açan anlayışın tarihe gömüldüğü hissine kapılanlar olabilir... Ama bu anlayış, varlığını, pek bir değişime uğramadan sürdürüyor. Orhan Pamuk’la ilgili verilen Yargıtay kararı, onun egemenliğini sürdürdüğünü gösteren örneklerden sadece biri.
Orhan Pamuk “Burada 30 bin Kürt öldürüldü,
1 milyon da Ermeni. Ve neredeyse kimse bundan söz etmeye cesaret edemiyor” dedikten sonra, Kemal Kerinçsiz ve çevresinden bir grup, ‘kendilerine hakaret edildiği’ gerekçesiyle başvuruda bulunmuşlardı.

Mahkeme, özel bir kişinin kastedilmediği gerekçesiyle tazminat davası açan kişilerin talebini reddetti. Söz konusu kişiler Yargıtay’a başvurdular. Yargıtay da kişilerin talebini haklı bularak mahkemenin kararından dönmesi yönünde bağlayıcı sayılacak bir karar aldı.

Eğer zamanaşımı gerçekleşmemiş olsaydı, yalnızca bu kişiler değil her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı Orhan Pamuk hakkında dava açacak ve tazminat alabilecekti. Durum bundan ibarettir.
71 milyonun Orhan Pamuk’tan tarih konulu bir değerlendirmesi nedeniyle tazminat alabileceğine hükmeden hâkimler bende şiddetli bir merak uyandırıyorlar. Hangi mantık, hangi hukuk, hangi vicdan ve hangi akılla böyle bir kararı verebilmiş olduklarını anlayabilmeyi çok isterdim.

Böyle bir kararın alındığı bir ülkenin hukukunun ‘düşünce özgürlüğü’ ya da ‘ifade özgürlüğü’ ile uzaktan yakından herhangi bir bağlantısının olduğu, en iyimser yaklaşımla bile iddia edilemez. Hukuğun bu kadar eğilip bükülebildiği, bu kadar keyfi bir hale getirilebildiği bir ortama tahammül etmek zorunda kalmayı hiçbirimiz hak etmiyoruz.

‘Biz neler gördük ki’ diye cevap verebilirsiniz.
Ama artık yetti.

Oral Çalışlar - 2009.10.14 - Radikal Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder