14 Ekim 2009 Çarşamba

Niçin yazıyorum ?...

İkinci Dünya Savaşı’nın dip temelini değilse de bayrak direğini oluşturan ırkçılık, 1920’li yıllarda yükselmeye başladı. Hitler’in ırkçılığın bugün bile yok olmadığı Avusturya’da doğup büyümesi, bir raslantı değildi. Irk ayrımcılığı bu ülkede Almanya’dan çok önce yayıldı.

Steiner ailesi, tıpkı diğer Avusturyalı Yahudiler gibi ana vatanlarında itilip kakıldıkları süreci endişeyle izliyordu. Başkent Viyana’da park ve bahçelere “köpekler, Yahudiler ve zenciler giremez” yaftaları asılınca, Steiner’ler Fransa’ya göç etti.

Baba Steiner, büyük bir kültür adamıydı. Anne, Viyanalı bir soylu. Fransa’nın başkentinde müzik aletleri satan bir dükkân açtılar.

George Steiner, 1929’da Paris’te, üç dil konuşulan bir evde doğdu ve dört yaşına girdiğinde, derdini Almanca, Fransızca, İngilizce olarak aynı düzeyde anlatabiliyordu. Baba Steiner, küçük George’a büyük edebiyatı sevdirmenin yolunu kimsenin aklına gelmeyecek bir yöntemle bulmuştu: Oğluna, her gece masal yerine Homeros’un Odyssea’sını okuyordu. Üstelik, küçük Steiner’i Odyssea’nın hiç bir dilde çevirisi olmadığına inandırmıştı. George Steiner, babasının okuduğu masalları tam anlayabilmek için Eski Yunancayı da öğrenmek zorunda kaldığında, sadece 6 yaşındaydı. Aynı yöntemle, Latinceyi de hatmetti!

Ne var ki Steiner’leri Avusturya’dan kovan ırkçılık rüzgârları, Fransa’da da sert esmeye başlamıştı. 1940’tan sonra açıkça işgalci Almanların yanında yer alacak aşırı sağcı Fransızlarla, hem işgalci düşman ordusuna, hem de işbirlikçi yurttaşlarına karşı “direniş” başlatacak -ve sonunda kazanacak- Fransız solcuları, sokaklarda dalaşıyordu.

***


1938 yılında, Steiner’lerin dükkânının bulunduğu sokak böyle bir kavgaya sahne oldu. Fransız faşistlerin düzenlediği bir gösteri yürüyüşü, karşıdan gelen cumhuriyetçi solcularla çatışmaya başladı. Küçük George ve annesi, dükkânda yalnızdı. Kepenkleri indirip, korkuyla içeri sığındılar. Tam o sırada dükkâna gelen Baba Steiner, eşinin ve oğlunun korkusuna kapılmak yerine kepenkleri açtırdı, küçük George’u elinden tutup sokağa çıkardı ve çatışanları göstererek:

“İyi bak George ve unutma: İşte bu tarih!” dedi.

Steiner ailesi, 1940 yılında, işgalden az önce Fransa’dan da ABD’ye göç etmek zorunda kaldı. George Steiner, New York’taki Fransız Lisesi’nden sonra, Chicago ve Harvard üniversitelerini bitirdi, Oxford’ta da doktora yaptı.

Gördüğü tarihi unutmadı,

barışın ancak çok kültürlü, dolayısıyla çok dil konuşan bir sosyolojiyle sağlanabileceğine inandı


ve çağın en parlak düşünürlerinden, en karizmatik akademisyenlerinden biri oldu. Uzmanlık alanı karşılaştırmalı edebiyat ve çeviri teorisyenliği. Ama geniş kitleler tarafından denemeci, edebiyat eleştirmeni ve düşünür olarak tanınıyor.


***


Ben de George Steiner’in (*) hayranlarından biriyim, ey okur.

Gerek tanık olduğu tarihten, gerekse eserlerinden bazen eğlenerek, bazen merakla, ama hiç sıkılmadan öğrendiğim dersler çıkardım.

Ve sendikaların bitirildiği... Özgür basının “Al Capone” deyip “Ver Capone” yaparak susturulduğu... Zaten yediden yetmişe tüm ahalinin “telefonlar dinleniyor” diye dut yemiş bülbüle döndüğü...

Yargıç ve savcıların birlikte oruç açtığı iftardan hukuk beklenirken, Ömer Faruk Eminağaoğlu gibi gerçek demokrat hukukçuların, yola gelmezlerse ölüm tehdidi aldığı...

Polislerle gençlerin sokaklarda çatışması için sağ sol bile değil, futbol maçlarının yettiği... Zaten çatışmayanların da kafayı ya köşeyi dönmek, ya da cima ve tecavüzle bozduğu Türkiye’nin...

Acınacak haline “İşte liberal demokrasi!” diye övgü düzerken, liberal demokrasinin ne, faşizmin ne olduğunu sorsanız doğru dürüst tanım yapamayacak çığırtkanları acz ve utanç içinde seyrederken:

Ana babaların özenle yetiştirdiği ve toplumu sürükleyen bu kirli sele henüz kapılmamış pırıl pırıl çocukları ellerinden tutup: “İyi bakın, işte bu tarih!” demek için yazıyorum.

Türkiye’yi batıracak bir tarihe tanıklık ettiklerini bilsinler, diye...

(*) Türkçe’ye tek eseri çevrildi: “Mavisakal’ın Şatosu’nda” İş Bankası Yayınları, 2009

Mine G. Kırıkkanat - 2009.10.14 - Vatan Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder