19 Ekim 2009 Pazartesi

Ekmeği sorgulamak

İki gün önce, yazımı okumuş olan bir hanımefendi aradı. Diyarbakır Lice’de koyun otlatırken ölen veya resmi raporla ifade edersek elindeki sopayla oraya nasıl ve neden geldiği bilinmeyen bomba atarı dürtükleyerek kendi kendini patlatan küçük kız hakkında yazdığım yazıdan dolayı çok kızgındı bana.

“Sizin yüzünüzden bundan sonraki seçimde MHP’ye oy vereceğim. Beni kışkırttınız, ben tahrik ettiniz. Sizin yüzünüzden MHP en az bir oy fazla alacak..” dedi durdu.

Yazıma tekrar baktım. Bir çok şeyden söz eden bir yazıydı. Herkesin herkese karşı keskin yargılarından, fikri sabitlerimizden, harcanan çocuklardan...

Burası demokratik bir ülke, istediğinize verebilirsiniz dedim. Yine kızdı..

Ne yapmasını bekliyor acaba MHP’den diye merak ettim. Ağzıma biber mi sürmesini?
***


Nazi’ler, Yahudileri, Çingeneleri ve dahi uygun bulmadıkları herkesi toplayıp temerküz kamplarına ölüme yollarken, Almanların büyük çoğunluğunun bundan haberi yoktu.

Almanlar, toplananların “çalışma” kamplarına götürüldüğünü sanıyordu.

Almanlar, götürülenlerin biraz burunları sürttükten sonra tekrar döneceklerini sanıyordu.

Almanlar olup biteni ancak 2. dünya savaşı bitip, ülkeye Ruslar geldiği zaman öğrendiler. Ruslar, biz söylersek inanmazlar diye Almanları otobüslere bindirip bindirip kamplara götürdüler. Kendi gözleriyle görsünler diye.

Almanlar, yapılan korkunç şeyler kadar habersizliklerinden de utandılar. Burunlarının dibindeki soykırımı bilmiyor olmak en az soykırım kadar şoke etti onları.

Gözlerini ve kulaklarını bu kadar kapamış olmalarından çok utandılar.

Ne oluyor, neden götürülüyor bu insanlar demeyişlerinden utandılar. Söylenenlere kulak asmayışlarından çok utandılar.

Ve kimse de onlara bu utançlarını unutturmadı.
***


Soru sormak kötü bir şey değildir. Sorulara cevap vermek de kötü bir şey değildir. Medeni ülkelerde herkes herkese soru sorar. Sorumlu ve vazifeli insanlar da cevap verir. Cevap vermek zorundadırlar. İster hükümet adamı ister devlet memuru ister iş adamı ister gazeteci olsunlar. Çünkü halka karşı sorumludurlar.

Biz bu ülkede yapılmış bir çok şeyi bilmiyoruz. Aynı Nazi zamanı Almanlar gibi haberimiz yok. Bize dokunmadığı için ve bilirsek inandığımız bütün değerleri sarsacağı endişesiyle galiba bilmek de istemiyoruz.

Her ne olduysa bilinmeden kalsın istiyoruz. Soru sormak bu nedenle en büyük ayıp sayılıyor.

Türk basını da hem yıllarca ağır bir şekilde sansürlendiği hem de okurunu (en yumuşak deyimle) “üzmek” ve “kaybetmek” istemediği için bazı gerçekleri yazmamaya devam ediyor. Birileri yazmaya kalktığı zaman da onu ya mahallenin delisi ya da satılık kalem ilan ediyor.
***


Bu ülkede “Bu yediğim ekmek sağlıklı bir ekmek mi?” diye sorgulamaya başladığın zaman, “yoksa sen ekmek sevmiyor musun?” diye sorulmaya başlanıyor.

“Daha düzgün bir ekmeğimiz olsa daha iyi nesiller yetişmez mi?” dediğin anda “ekmek düşmanı” oluyorsun.

“Bu ekmeğin içinde olmaması gereken şeyler var” dediğin zamansa “nankör” ilan ediliyorsun.

“Ben bu ekmeği yemek istemiyorum” dediğin anda da vatan haini ilan ediliyorsun.

Ülkede işlerin doğru yürümesini istemeye hakkın yok.

Ülkenin medeni büyük ülkeler gibi tarihiyle adam gibi hesaplaşmış, hatalarını telafi etmiş, düzgün bir yolda ilerliyor olmasını istemeye hakkın yok.

Bu ülkede ne şehit olmuş Mehmetçiğin hesabını sorabiliyorsun ne de kendi kendini patlatan Ceylan’ın.

Bu ülkede ne geçmişin izini sürebiliyorsun ne geleceğin...

Hiç kimse soru sormasın. Hiç kimse hakikati istemesin. Hiç kimse hiçbir şey bilmesin. Öyle (dostlar iş başında görsün kafası), muhalefet yapar gibi görünelim yeter...

Mutlu Tönbekici - 2009.10.16 - Vatan Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder