12 Eylül 2009 Cumartesi

Korsika ve Alsace-Moselle devlet içinde devlettir

Korsika adası devlet içinde devlet gibidir. Hatta, 'gibi'si fazladır. Alsace-Moselle de; en hoşgörülü Ulus-devletlerin dahi duymaya tahammül edemeyeceği 'çok-hukukluluk' uygulamasıyla yine devlet içinde devlettir
3) Fransa’da Hukuksal ve Yönetsel Azınlık Hakları
Bırakınız Deniz Aşırı Toprakları, Metropol Fransa’da bile iki azınlık kendi bölgelerinde özel hukuksal/yönetsel azınlık haklarına sahiptir: Alsace-Moselle bölgesi ve Korsika adası. Düşününüz: Biri Alman sınırında, öbürü ada.
‘Dinsel ve etnik haklar’, ‘özel temsil hakları’, ‘özel yönetim hakları’: Bunlar, azınlıkların talep ettikleri grup haklarıdır. Kolektif haklardır. Bunların içinde en ciddi olanı üçüncüsü yani ‘özel yönetim hakları’dır ve Ulus-devletler bunu vermekten hiç hoşlanmazlar. Çünkü bu, azınlığın kendi kendini yönetmesi ve kendini ‘millet’ten soyutlaması, ayırması demektir.
Böyle durumlarda azınlık ya kimi konularda kararları kendisi alır, ya da daha ileri gider ve bu özerkliği teritoryal (sınırları belli bir toprak parçası) biçime sokarak belli bir bölgede uygulatır.
Alsace-Moselle ve Korsika için burada bahsettiğim, bu sonuncu durum, bu taleplerin en ciddi olanının en radikal/aşırı biçimidir. Alsace-Moselle’de önemli ölçüde hukuksal artı haklar vardır, Korsika’da da doğrudan doğruya yönetsel azınlık hakları. Görelim:

Alsace-Moselle:
a) Alsace-Lorraine’in Fransa’ya dönmesinden sonra, Alsace-Moselle’de Fransız ceza yasaları hemen yürürlüğe sokulmuş, ama Alman hukukundan gelen yerel yasaların bir kısmı korunmuştur. Fransa Yargıtayı, bu bize çok acayip gelecek durumu, 1937’de aldığı bir kararla “Bu yasalar Fransız yasası haline gelmiştir” diyerek tevil etmek zorunda kalmıştır.
Çok da akıllılık etmiştir, çünkü bugün Fransa’da Alsace-Lorraine’de hiçbir azınlık sorunu yoksa, bu tür pragmatik akıllılıklar sayesinde yoktur.
b) Almanya sınaileşmeye Fransa’dan önce başladığı için, sosyal güvenlik önlemleri açısından zamanının önünde olmuştur. Bölge Fransa’ya geçtikten sonra bu hukuk kuralları da muhafaza edilmiştir. Örneğin bu bölgede, sosyal sigortalıların yüzde 20 yerine yüzde 10 katılım payı ödedikleri ek bir sosyal güvenlik sistemi yürürlüktedir.
c) 19. yüzyıl Almanyasında belediye başkanı gerçek bir yönetim makamı niteliği taşıdığından, bölge 1918’de Fransa’ya geçtikten sonra da buradaki belediye başkanlarının yetkileri, Fransa’nın diğer belediye başkanlarınınkinden fazla olmuştur. Durum ancak 1982 yerel yönetim yasası sonucu eşitlenebilmiştir.
d) Bu bölgedeki dernekler Alman Medeni Kanunu’nun çeşitli maddelerine tabidirler. Örneğin bölgesel hukuka göre kurulmuş bir dernek, kâr amacı güdebilir.
Buyurun size, “Artık o kadar da olmaz” dedirtecek bir örnek daha:
Alsace-Moselle bölgesinde geçerli olan kimi yasalar, örneğin Yerel Dernekler Yasası Fransızcaya çevrilmemiştir bile; Almanca olarak durmaktadır. 1975’te İstinaf Mahkemesi, bu yasanın Almanca olması nedeniyle geçersiz olduğu yolundaki bir başvuruyu reddetmiştir.
10 Mart 1988’de Fransız Yargıtayı bir kararında şöyle demiştir: “Kimi Almanca yerel hukuk metinlerini yürürlükte tutan 1 Haziran 1924 sayılı yasa, bunların uygulanmasını Fransızca olarak yayımlanmış olmalarına bağlamamıştır”. Yani Fransa’da uygulanan kimi yasalar yalnızca Almancadır.
Devam edelim: Bölgenin bu hukuksal ayrıcalıkları, ‘Azınlıkları reddeden’ Fransa’daki Anayasa Konseyi’nden de onay görmüş ve Konsey bu azınlık ayrıcalıklarını ‘Cumhuriyet’in bölünmezliği’ veya ‘yurttaşların eşitliği’ ilkelerine aykırı saymamıştır.

Korsika
Fransa’yı Türkiye’deki Ulus-devlete ve Üniter Devlete örnek gösterenleri fena pişman edebilecek asıl örneğe geldik. Çünkü Korsika adası Fransa’dan teritoryal olarak ayrı yönetilen bir birimdir.
O kadar ki, Deniz Aşırı Topraklar’da uygulanan farklı hukuktan esinlenen özel statüsü, Metropol Fransa ile bu Deniz Aşırı Topraklar arasına oturan bir yere sahiptir ve bugün Fransa’daki tek örnektir.
Burada, Korsika’nın 1982, 1991 ve 2002 yasalarıyla yaşadığı değişiklikleri anlatmayacağım. Yalnızca şu andaki durumunu vereceğim. Korsika’nın ayrı bir Hukuksal Varlık’ı, ayrı bir Meclis’i, ayrı bir Yürütme Organı vardır.

a) Korsika Teritoryal Kolektivitesi:
Ada, 1991 yılında getirilen “Korsika Teritoryal Kolektivitesi” (Collectivité Territoriale de Corse) adlı bir özel statüyle yönetilir. Mesela bizde, yok ya, Marmara Adası’nın özel bir statüyle yönetilmesi gibi. Var aslında: Lozan’ın 14. maddesi İmroz ve Bozcaada’nın özel bir statüyle yönetileceğini öngörmüştür. Ama hiçbir zaman uygulamadık bugüne kadar.
Bu statünün getirdiği yetkiler akla gelebilecek bütün alanları içine alır: Ekonomik kalkınma, mali işler, tarım, ormancılık, turizm, enerji, konut, her türlü ulaşım ve taşımacılık, eğitim, yükseköğretim, araştırma, meslekî formasyon, her türlü okul inşası, mekânın düzenlenmesi, çevre koruması, yerel kalkınma, Korsika dili ve kültürünün geliştirilmesi, sanat ve kültür, devlete ait olmayan tarihsel yapıların korunması, vs..
Korsika Teritoryal Kolektivitesinin bu işleri, eskiden ‘ulusal’ statüdeyken şimdi ‘teritoryal’ statü kazanan yerel dairelerce yürütülür.

b) Korsika Meclisi:
Adanın sorunları, 1982’den bu yana Korsikalılar tarafından altı yıllığına seçilen bir ‘Korsika Meclisi’ tarafından tartışılır ve karara bağlanır. Yılda üçer ay sürebilen iki olağan toplantı yapan ve ayrıca olağanüstü de toplanabilen elli bir üyeli bu Meclis kendi iç tüzüğünü yapar, Korsika bütçesini ve Korsika gelişme planını kabul eder, bir de aşağıda anlatacağım ’Yürütme Konseyi’ni denetler.
Fransa Parlamentosu, Korsika’yı ilgilendiren yasa tasarıları ve kararnameler çıkarmadan, Korsika Meclisi’ne danışmak zorunda. Meclis bunlar konusundaki eğilimini bir ay içinde bildirir; acil durumlarda bu süre Korsika valisinin talebi üzerine on beş güne indirilebilir.
Meclis, Korsika’yı ilgilendiren yasa ve düzenlemelerde değişiklik yapılmasını Fransız Hükümeti’ne önerme yetkisine sahiptir.
Korsika Meclisi’nin işlemez hale gelmesi durumunda, Fransız Hükümeti, Bakanlar Konseyi kararnamesiyle onu dağıtabilir. Bu durumda, iki ay içinde yeni bir Meclis seçimine gidilir. Bu süre içinde cari işlere Yürütme Konseyi Başkanı bakar ve onun bu kararları Korsika valisinin onayıyla yürürlüğe girer.
Korsika Meclisi’ndeki görüşmeler genellikle Fransızca olarak yürütülmekle birlikte, isteyen üyeler Korsika dilinde konuşabilir.
Meclis 26 Haziran 1992’de Korsika dilini bütün adada resmi dil ilan eden bir karar almıştır (md.1). Aynı karar, resmi dil olarak “Korsika halkının dili Korsikacanın” ve “Devletin resmi dili olan Fransızcanın” Korsika Meclisinin iki resmi dili olacağını belirtmiştir (md.2). Md. 5’e göre her düzeyde öğrenciler haftada maksimum üç saat Korsika dili göreceklerdir.
Bununla birlikte o tarihten bu yana Korsika Meclisi’nden ve Fransız Hükümeti’nden bu konuda bir ses gelmemiş, bu karar bir sonuç yaratmadan kalmıştır.

c) Korsika Yürütme Konseyi:
Yürütme Konseyi, Korsika Meclisi içinden seçilen bir başkan ve altı üyeden oluşur. Konsey’in görevi, Korsika Teritoryal Kolektivitesi’ni her alanda yönetmek ve özellikle de ekonomik, toplumsal, eğitsel ve kültürel kalkınma konuları ile mekânın düzenlenmesi konularında faaliyet göstermektir.
Konsey başkanı ve üyeleri Meclis’in toplantılarına ve görüşmelerine katılabilirler. Meclis, Konsey’i bir güvensizlik oyuyla düşürebilir. Fakat bu gerçekleşmeden önce, boşluk olmasın diye, Meclis’te siyasal grupların yeni bir Yürütme Konseyi üzerinde anlaşmaya varmış olmaları şarttır.
Yürütme Konseyi başkanı, Korsika Teritoryal Kolektivitesi’ni temsil eder. Adanın ita amiri odur. Her yıl Meclis’e bir rapor sunan başkan, Kolektivite’deki kamu hizmetleri konusunda Fransa başbakanına her türlü öneriyi götürme yetkisine sahiptir.
Meclis’e ve Konsey’e Korsika Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Konseyi danışmanlık yapar.
Çok özetle, efendim, Korsika adası devlet içinde devlet gibidir. Hatta, “gibi”si fazladır.
Alsace-Moselle bölgesi de; en hoşgörülü Ulus-devletlerin dahi duymaya tahammül edemeyeceği ’çok-hukukluluk’ uygulamasıyla, eski can düşmanı Almanya’nın dilini mahkemelerde konuşturmasıyla, Alman yasalarını bile Almanca uygulamasıyla, yine devlet içinde devlettir.
Bu durum, ‘benzetmek gibi olmasın ama’; Hatay’da Arapçayı ve Suriye hukukunu, Kars ve Ardahan’da da Rusçayı ve Moskof hukukunu geçerli kılmakla aynıdır. Türkiye’ye durmadan örnek gösterilen Fransa, işte böyle bir ülkedir.
Bitirmeden, sizi bıktırmak pahasına tekrar Mitterrand’a dönmek istiyorum çünkü Türkiye’nin kurtuluşu o sözlerde:
“Fransa’nın KURULABİLMESİ için, geçmişte, güçlü ve merkeziyetçi bir iktidara gereksinme duyulmuştur. Bugün ise, DAĞILMAMASI için, siyasal iktidarın ağırlıklı olarak yerel yönetimlere bırakılması zorunlu hale gelmiştir.”

Kaynakça:
Gazete dizisi olduğu için dipnot veremedim. Bununla birlikte, buradaki bütün bilgiler şu iki kaynağın dipnotlarında rahatça bulunabilir:
1) B. Oran, Türkiye’de Azınlıklar -kavramlar, teori, Lozan, iç mevzuat, içtihat, uygulama- , güncellenmiş 5. baskı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2008.
2) B. Oran, Azınlık Raporu davasında okunmuş “Karşı İddianame”, <http://baskinoran.com/belge/KarsiIddianame-15-02-2005.pdf>

BİTERKEN
İşin acayip tarafı Türk ulusçularının dünya konusunda karanlıkta oluşu değil. Çünkü bütün dünyada milliyetçiler dünyaya kapalıdır. İşin en acayip tarafı, yukarıda anlattığım yeni Fransa’yı, hiç Fransa adını anmadan bir reform önerisi olarak yazıp yayınlasaydım ve deseydim ki: “Şu adamıza özerklik verelim,
şu bölgemize şu hakları getirelim, şu sınır bölgemizde duruşmalarda istenilen dil konuşulabilsin, şu bölgemizde ayrı Meclis, ayrı Yürütme bulunsun”. Bunların yarısını demiş olsaydım, “Milletin bölünmez bütünlüğünü bozmak”tan tutun, “halka kin ve nefret yaymak’tan geçerek “Örgüt propagandası ve üyeliği”ne kadar her bir şeyden mahkemeye verirlerdi de, hayatımın geri kalanını içeride geçirirdim. İşin asıl acayip tarafı işte burasıdır. Veya, eğer günlerdir yazdıklarımla tam anlatamadıysam, Ulus-devlet aynen budur.

BİTTİ

Baskın Oran - 2009.09.11 - Radikal Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder