7 Eylül 2009 Pazartesi

Hayır demelisiniz...

'İşine baktığı' için Berlusconi'yi eleştirmek manasız. Asıl suçlanması gereken, basın özgürlüğünün altını oyan bu adama geçit vermeye devam eden İtalyanlar...

Basın özgürlüğünü savunmaya müdahil olma konusunda bazı tereddütlerim ve kuşkularım var. Eğer böyle birşey gerekiyorsa, toplum ve dolayısıyla basının çoğunluğu zaten hastalıklı demektir.

‘Sağlam’ demokrasilerde basın özgürlüğünü savunmaya gerek kalmaz, çünkü zaten kimsenin aklına basın özgürlğüne meydan okumak gelmez. Bu da beni şu bağlantılı noktaya getiriyor: İtalya’nın sorunu Silvio Berlusconi değil.


Tarih kişisel güç ve çıkarları peşinde koşarken parlemento ve anayasaları hiçe sayan, dalkavuklarını kayıran, kendi arzularını toplumun iyiliğineymiş gibi sunan, karizmatik ve maceracı adamlarla dolu. Ama bu adamlar her zaman istedikleri güce ulaşamaz, çünkü toplum onlara geçit vermez. Eğer toplum ona izin verdiyse, şimdi neden iktidara gelmesine engel olmayan toplumu değil de bu adamı suçluyoruz?


Bir anlamda ‘işine bakan’ Berlusconi’ye kızmak anlamsız. İtalyanların büyük çoğunluğu çıkar çatışmalarını, yasadışı grupların cesaretlendirilmesini ve Berlusconi’yi dokunulmaz yapan yasayı kabul etti. Cumhurbaşkanı müdahale etmeseydi basının ağzının tıkılmasını da kabul ederlerdi. Hatta aynı halk, kilise olaya karışıp kamusal vicdanı dürtmeseydi kuşkusuz Berlusconi’nin dansçı kızlarla tepinmesini de haylaz bir suçortaklığı duygusuyla kabul ederdi. (Ama bunu da atlatacaklardır çünkü hepimizin bildiği gibi İtalyanlar, tüm iyi Hristiyanlar gibi geceleri kaldırım çiçeklerini koklamaya giderler, papazlar ne kadar gitmemelerini söylerlerse söylesin.)


Peki neden basın özgürlüğünü savunmalı, üstelik Berlusconi’nin sıkı kontrolündeki medya

İtalyanlara çok az bilgi
verirken? Yanıt basit.

1931’de Mussolini’nin faşist yönetimi ülkedeki 1200 üniversite profesörüne sadakat yemini
ettirdiği zaman, profesörlerden sadece 12’si yemin etmeyi reddetti ve işinden oldu.

Savaş sonrası dönemde anti-faşizmin önemli sesleri haline gelen diğerleriyse eğitim vermeye devam edebilmek için yönetime bağlılık yemini etti.

Belki o 1188 profesör haklıydı, ama yemin etmeyen 12 profesör hem üniversitelerinin, hem de ülkemizin onurunu kurtardı.

İşte bu yüzden, bir işe yaramayacak olsa dahi ‘hayır’ demelisiniz. Bir gün gelip de sorduklarında hayır dediğinizi söyleyebilmeniz için... (İtalyan tarihçi, filozof ve yazar, 6 Eylül 2009)

Umberto ECO - 2009.09.07 - Radikal Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder