10 Eylül 2009 Perşembe

Fransa'da yargı, eğitim ve dinde durum fevkalade bölücü!

Fransa'da azınlık dillerinin önünde hiçbir engel yok. Yazışmalar, Fransızcanın yanı sıra Alsasça da yapılabilir. Eğitimdeki durum da çarpıcı: Örneğin Bask ve Alsace-Moselle bölgelerinde anaokulları ve ilkokullar eğitimi Bask veya Alsas dilinde verebilirler. Alsace'ta meşhur Fransız laikliği de bir acayip

Yargı, noter çokdilli
Yargıdaki durum da, kimileri için fevkalade bölücü, dehşet vericidir.
1919, 1922 ve 1928 tarihli cumhurbaşkanlığı kararnameleri, mahkemelerde savunmaların Fransızca, Almanca veya yerel diyalektle (Alsasça) yapılabileceğini belirtmiştir.
Yine aynı kararnamelere göre noter belgeleri, eğer taraflar Fransızcayı yeterince bilmediklerini beyan ederlerse, Alsasça düzenlenebilir.
Yargıç isterse, Fransa’da duruşmalarda tarafların doğrudan doğruya azınlık dilinde konuşmaları da mümkündür. Çünkü yeni Hukuk Muhakemeleri Usulü Yasası’nın 23. maddesine göre: “Yargıç, tarafların kullandığı dili biliyorsa, ayrıca bir çevirmen getirtmek zorunda değildir”.

Okullar çokdilli
Eğitimdeki durum daha da çarpıcı: Bu azınlık dilleri özel ve resmi okullarda okutuluyor.
Fransız topraklarının tamamında, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2002 yılı verilerine göre 250 bin öğrencinin okuduğu bu dillerin özel okullarda isteyen öğrencilere öğretilmesi anaokulundan itibaren serbesttir. O kadar ki, örneğin Bask ve Alsace-Moselle bölgelerinde isteyen anaokulları ve ilkokullar eğitimi tamamen Bask veya Alsas dilinde verebilirler; hiçbir hukuksal engel yoktur. Orta öğretimde de durum aynıdır. Bazı okullar ise bu dillerde dersler sunmakla yetinirler.
Devlet bu sisteme mali katkı yapar. Örneğin, İspanya sınırında konuşulan Bask dili, bölgede yüzde 70 oranında devlet, yüzde 30 oranında ana-babalar tarafından finanse edilmektedir.
Devlet okullarında veya devletle sözleşmeli okullarda ise bu dersler, aynen yabancı dil dersleri gibi, haftada iki saatle sınırlıdır.
‘İki Dilli’ (bilingue) denilen türde her düzeyde (ana, ilk, orta düzeyde) okullarda ise, 31 Temmuz 2001 tarihli idari karar gereğince derslerin yarısı Fransızca, yarısı azınlık dilinde okutulur . Bu okullarda ‘bölgesel diller’ diye ayrı bir bölüm de vardır. Nitekim Alsace-Moselle’de kimi okullar yarı yarıya Almanca (Alsasça) ve Fransızca eğitim verir.
Üniversiteye kadar durum böyle devam eder. Üniversitede de Edebiyat ve Bölgesel Diller bölümüne devam etmek mümkündür.
Kimi bölgelerde yalnızca azınlık dilinde eğitim veren yüksek öğretim kurumları mevcuttur. Örneğin Bayonne kentindeki Bask Etüdleri Enstitüsü (L’Institut d’Etudes Basques) böyledir.
İlave etmeye gerek var mı: Sözünü ettiğim bütün bu ‘Fransa Dilleri’ için bütün bu dersler, normal ders saatleri içindedir.

Kültür ve sanatta durum
Burada da durum aynı. Bu bölge ve azınlık dilleri yalnızca eğitim alanıyla sınırlı değil. Bu diller kültür, eğitim ve medya alanlarında korunuyor. Müzik, kitap, tiyatro, etnolojik zenginlik, arşiv, müze, sinema gibi çok çeşitli alanlarda Fransa devleti tarafından finanse ediliyor.
Örneğin, ‘Fransa Dilleri Kitaplığı’ adlı program, bu Fransa Dilleri’nde yazılmış veya bu dilleri araştıran kitap alımı yapan kütüphanelere kredi vermek ve bu dillerde yayın yapacak yayınevlerine mali teşvikte bulunmak için kurulmuştur. Fransa’da bir işbölümü vardır: Milli Eğitim Bakanlığı Fransızca dilinin, Kültür ve İletişim Bakanlığı da ‘Fransa Dilleri’nin korunması ve geliştirilmesi için faaliyet gösterir.
Dikkat buyrulursa, Korsika dilinden hiç bahsetmedim. Çünkü biraz aşağıda bu adadaki özerk idari statüyü anlattığım zaman, buradaki Korsika dili eğitiminin ve genel yerinin ne durumda olduğu kendiliğinden anlaşılacak. Burada şu kadarını söylemekle yetineyim:
Korsika dili 1974’ten bu yana ilk ve orta dereceli okullarda ve ayrıca 1980’de açılan Corte Üniversitesinde okutulmakta. 1998 verilerine göre adadaki ilkokul öğrencilerinin yüzde 85’i okullarda ve özellikle de ‘iki dilli’ 11 okulda Korsika dili öğrenmekte.

2) Fransa’da Dinsel Azınlık Hakları
Üniter Devlet ve Ulus-devlet efsanelerinin balonunu patlatmak zaten yeter, fî tarihinden beri bunlarla uyutulmuş insanlara bir de “Laiklik konusunda da Fransa bizim bildiğimiz Fransa değildir!” demek istemezdim, ama ne yapayım ki öyle. Fransa’da dinsel azınlıklar da vardır, bu azınlıkların kâğıda geçmiş ve uygulanan hakları da.
Fransa’da din ile devlet işlerini birbirinden ayıran 1905 yasasından sonra din konusunda standart bir uygulama olmuştur. Ama Alsace-Moselle bölgesi hariç. Örneğin:
- Fransa’nın hiçbir yerinde ilk ve orta dereceli kamusal okullarda zorunlu veya seçimlik hiçbir din dersi okutulmaz; yasaktır. (Ama, bu okullar, isteyen ana-babanın çocuğuna okul dışında din dersi aldırabilsin diye çarşambaları tatildir, buna karşılık cumartesi okul vardır. Özel okullar din derslerine kendileri karar verirler).
Oysa, Alsace-Moselle bölgesinde ilk ve orta dereceli özel ve kamusal okullarda din dersi zorunludur. Yalnızca, ana-babalar, çocuklarının Katolik, Protestan, Yahudi veya Ahlak derslerinden hangisini seçeceğini saptayabilir;
- Fransa’nın hiçbir yerinde din adamları devletten maaş almazlar, devlet tarafından atanmazlar, müminlerin verdikleri bağışlarla geçinirler, devlet protokolünde de yer almazlar.
Oysa bu bölgede, Fransa’ca tanınmış üç din ve mezhebin (Katoliklik, Protestanlık, Yahudilik) din adamları devlet memurudur, devletten maaş alırlar, bunlara idari birim komünler lojman tahsis ederler. Katolik cemaati tarafından seçilen başpiskoposun atamasını bizzat Cumhurbaşkanı yapar. İki tanınmış Protestan kilisesi için de durum aynıdır. Yahudi cemaati tarafından seçilen başhahamı vali onaylar. Hahamların dışında, helal et kesimciye (sacrificateur) ve sünnetçiye de (mohel) devlet maaş verir. Bütün bu din adamları devlet protokolünde yer alırlar.
- Fransa’nın hiçbir yerinde dinsel mezarlık yoktur; bütün mezarlıklar belediyelere aittir ve hukuksal olarak farklı dinden insanlar karışık olarak gömülürler ve ayrılmaları da yasaktır. Örneğin Yılmaz Güney, Paris’in kuzey kesimindeki Père Lachaise mezarlığında herkesle birlikte yatmaktadır.
Oysa bu bölgede mezarlıklar dinsel mezarlıktır ve yanlarındaki dinsel yapıya aittirler. Bu nedenle Alsace-Moselle’deki mezarlıklarda ‘Müslüman Karesi’ denilen özel Müslüman gömme alanları ayrılmıştır.
Bizde Fransa’dan (ve, dünyadan) habersiz kişilerin Türkiye’ye örnek olarak verdiği, ‘azınlık kavramını reddeden’, ‘laik’ Fransa’da İçişleri Bakanı aynı zamanda Din İşleriyle Görevli Devlet Bakanı’dır. Alsace-Moselle dışındaki tüm bölgelerde bu sorumluluk büyük ölçüde sembolik olmakla birlikte, bu bölgede devletçe tanınmış bu inançlar, İçişleri Bakanı’nın yani devletin resmî ve fiilî himayesi altındadır. Yani, hem malî hem protokoler açıdan bu durum bu bölgedeki dinler ve mezhepler açısından bir dinsel ayrıcalık (artı hak, kolektif hak) oluşturur.

Türkiye’de seçimlerde başka dil kullanılsa ne olur?
Fena olur. Fena yaparlar. Şu anda, Siyasi Partiler Kanunu Madde 43/3 şöyle demektedir: “...aday adayları Türkçeden başka dil ve
yazı kullanamazlar”. Madde 81: “Tüzük ve programların yazımı ve yayınlanmasında, kongrelerinde, açık veya kapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçeden başka dil kullanamazlar; Türkçeden başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar, plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz ve dağıtamazlar”.
Bu yasa maddeleri, kurucu antlaşmamız Lozan’ın açık ihlalidir: “Herhangi bir Türk uyruğunun gerek özel gerekse ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konuları ile açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır.” (Madde 39/4). İşin tuhaflıkları arasında şu da vardır: Temmuz 2007 seçimlerinde ‘Kürtçe seçim propagandası’ yapmaktan Orhan Miroğlu’na üç dava açılmış, şu anda bunlardan biri altı ay hapisle sonuçlanmıştır. Fakat Miroğlu Yargıtay’a gidememektedir, çünkü yeni usule göre kendisi ‘Denetimli Serbestlik’ altındadır. Beş yıl boyunca her üç ayda bir izlenecek, Kürtçe konuşup konuşmadığı Mersin Savcılığı’na bildirilecek, konuştuğu tespit edilirse cezası infaz edilecektir. (Taraf, 11.09.08).
Dahası, Türkiye’de q, x, w harflerini kullanmak hapis cezasını gerektiren bir suçtur. Bu yüzden Kars eski milletvekili Mahmut Alınak birkaç kere hapse girmiş, Avukat Mehdi Tanrıkulu da beş ay hapis cezasına çarptırılmıştır.

2009.09.10 - Baskın Oran - Radikal Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder